Yazmaya geri dönmek vardı uzundur içimde. Ne yazacağımı bilemiyordum. Hala da biliyor değilim. Yalnız kalmaya başladığımı hissediyorum. Yeniden. Tekrar, yavaş yavaş çöktüğümü; özlemle yatıp kalktığımı hissediyorum. Bu beni korkutuyor. Daha yeni geldim sayılır. Bu kadar çabuk özleme bürünmek… alışılmışın dışına çıkmayalı olmuş bayadır. Yeniden tanıtmak kendini, yeniden bulmak birilerini, marketini bilmek, en sevdiğin peyniri seçmek…zor geliyor. Evin en sevdiğim koltuğu hangisi? Hangi kupada çay içmek daha keyifli? Hangi yol kestirme? Hangi kafenin kahvesi en güzeli? Öğrenecek çok şey var. Çok yorucu geliyor. Tekrar bir şehri, insanlarını tanımak. Ama eğer kendimi zorlamazsam biliyorum ki asla alışamayacağım. Hep yabancı kalacağım. Bir iki insan tanısan, aynı kafa yapısına sahip olduğun. Daha kolay olacak, eminim. Ama nasıl, nerde, ne zaman? İçimdeki bu yalnızlık hiç bırakmayacak gibi beni. En ürkütücüsü de bu yalnızlık zevk veriyor artık bana. Uzaklaştıkça normalleşiyor yalnız yemek yemek, yalnız dolaşmak, yalnız kahve içmek hoşuma gidiyor artık. Ve farkındayım…böyle oldukça birlikte yemek, gezmek, içmek isteyeceğim insan sayısı azalıyor. Seçicileşiyorum. Over-seçicilik. Artık herkese katlanamayacağımın farkındayım. Her sohbete katılamam artık. Katılmıyorum da. Biraz da bu yüzden yalnızım. Farkındayım ki gidip çoğunluk içinden seçmem gerekiyor. Ama olmuyor. Kendimi sokamıyorum bir türlü onların arasına. Üstün mü görüyorum kendimi onlardan? Bazen evet… Olduğum kişiden çok memnunum. Düşünce yapımdan, hayat tarzımdan, dünya görüşümden. Bu yüzden de galiba “aşağısı kurtarmıyor.”. boş sohbetler…çok gelemiyorum.