Deeply true... 💔

seen from United States
seen from China
seen from China
seen from Australia
seen from United States
seen from Malaysia
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from China

seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from Germany
seen from Türkiye

seen from Singapore
seen from China

seen from United States
seen from United States
Deeply true... 💔
But you wouldn't know from the beggining...
Biraz hava almak için dışarı çıktığımda arkadaşım bana doğru gelip umursamaz bir tavırla telefonunu bulamadığını ve galiba çalındığını söyledi.
Sabaha karşı Kopenhag Havalimanı'na vardığımda uyumam gerektiğini biliyordum.
Always... This is passion.
Aşık olmak! ( 1 )
Ayaklarımızı sehpaya uzatmış uzanıyor ve film izliyorduk. Birden şöyle bir soru sordu: "-Hiç aşk acısı çektin mi?" Ben: "- Hiç o kadar şanslı değildim." diye cevap vermiştim. Aşkı çoğu insan gibi basitçe tanımlayabilecek kelimeler bulamayabilirim. Bunu ne kadar yaşadığımdan da ayrıca emin değilim. Yani aşkı. İnsanların heyecan üstü beklentileri beden paylaşımları olduğu için duygularının ne kadar derinde olduklarını bilemeyebiliyoruz. İçeri girmek, derinlere inmek istiyoruz ama yol bulamıyoruz. Harçla örülmüş duvarlar sıra sıra önümüze çıkıyor. Kimisinin adı "eski sevgiliyle yaşananlar" duvarı, kimisinin adı "pişmanlıklar" kimisi " ben sadece duygusuzum" duvarları... Bir insanı gerçekten tanımak istediğinize karar verdiğiniz an karşınıza çıkacak engelleri asla tahmin edemiyorsunuz. Siz bir kaç güzel görüşme, iyi zaman geçirme ve ten uyumu yaşadığınız insanları "Bir Umut" olarak görürken onlar sizi " Bir Çerez" olarak görmüş olabiliyor. Ve siz safça bu duruma aldırmadan duygularınızda yoğunlaşıyorsunuz. Yaklaşık bir ay kadar önceydi. Bayram tatili için yola çıkmaya hazırlandığım gün bir uygulama üzerinden yazıştığım arkadaş bundan bir buçuk yıl önce tanıştığım ama hiç görüşmediğim bir kişi çıkıverdi. Zamanında da içime heyecan katan bu arkadaş aynı şehrin iki uzak semt aralığını bahane ederek " -her istediğimiz an görüşemeyeceğiz. Ben böyle olsun istemiyorum" diyerek kibarca uyuşmadığımızı dile getirdi. O noktaya kadar telefon numaralarımızı birbirimizle paylaşmış olmamızda enteresandı tabii ki. Şimdi üzerinden bir buçuk sene geçtikten sonra tekrar karşılaşmamız ve mesafe aynı olsa bile görüşmek için çalışma saatlerimizin birbirine paralel olması büyük şans diye düşünmüştüm. Çünkü o zamanda o'na karşı boş değildim şu an da değilim. İş o ki ben tatile Ayvalık tarafına o ise Marmaris tarafına gidiyordu. 4 günlük tatil boyunca hemen her gün sabah akşam mesajlaştık. İstanbul'a döndüğümüzde vakit kaybetmeden görüşmek konusunda sözleştik. Ben ondan üç gün önce dönmüştüm. O'nun dönüş günü uçağı farklı bir havaalanında olmasından ötürü tekrar Atatürk havaalanına gelmek ve buradan arabasını alması gerekecekti. Bu durum gözünde büyüyor ben de istersen yol uzun ama gelir otobüste sana eşlik ederim diye öneri yapabiliyordum. Zaten bir gün sonrası için sözleşmiş olmamıza rağmen bende ki heyecan bu boyuttaydı. Havaalanına gelmesi epey uzun sürmüş ben evden çıkıp havaalanına geçmeye çalıştığımda saat 23:00 ü bulmuştu. Beni yol üzerinde bi yerden almayı önerdi. Nitekim bir avm önünde gece saat 00:05 sularında kamyoncular bana durakta eşlik ederken beyaz atlı prens uzaktan göründü. İlk tanışma anı, ilk görme anı her zaman belirleyicidir. Bir his, duygu, heyecan varsa ne ala yoksa o yol çekilmez olabilirdi. İnanılmaz rahat tavırları, müziğe ayak uydurması beni kendisine daha çok çekmişti. Bir süre gittikten sonra: "- Seni kaçırıyorum, biliyorsun di mi?" dedi. Bugüne kadar beklediğin hataydı diyesim varsa da demedim. Aynı elektriği almış olmasından ötürü mutluydum sadece. Tatil dönüş yolları her zaman çekilmezdir, stres doludur. Bir de onun uzayan yolunu düşünürsem. İki havaalanı arası git gel mesafesi. İnanılmaz yorucuydu. Bundan ötürü olsa gerek ki trafikte biraz aceleci ve asabi gördüm kendisini. Kendisini sakin olması konusunda telkin ederken bana ne kadar sakin olduğumu söyledi 😄 bir an bunun acaba olmamam gereken bir şey mi olduğunu düşünmeden edemedim kendimi.😄 Bir süre sonra yolda giderken bana iletişime çok önem verdiğini, biz yazışırkende buna dikkat ettiğini, sakin tarafımı beğendiğini söylemişti. Kendimi ifade edebildiğimi, net olduğumu bunların kendisi için çok önemli şeyler olduğunu söylemişti. Ve hatta bir adım ileri giderek ( ki bu kesinlikle ondan beklemediğim bir ifadeydi ) : "- benim bütün iyi yanlarım sen de var ama seninkilerin hepsi ben de yok gibi görüyorum" dedi... Bu, kendinden pek renk vermeyen bu adam için büyük bir sözdü. Ve iyi bir şey demiş olması benim içimi biraz daha eritiyor ve o na bir adım daha yaklaşıyordum. Devamı var...
#Samantha 's facts! 😂
Umut mu? Sen bi sağa kaydır önce...
İnsan gün ışığına gözünü her açtığında umudunu da beraber getirir uykusundan. Çünkü uyanık kalmak için ihtiyacımız olan şeylere sahip olduğumuz yer uykudur. Sessizlik, huzur, umut... Bizi hayatta tutan şeydir umut. Ya da buna böyle inanmakla motive olabildiğimiz için düşünce olarak bu yönde evrildik. Benzer durumları yaşadığım dönemlerden geçtiğim çok oldu. İstediğim şekilde hazırlanmamış kahveyle karşılaşana, telefonumu uyumadan önce şarja takmadığımı farkedene kadar ya da işe geç kalmış olduğumu farkedene kadar yeni güne uyanmanın verdiği pozitif enerjiyi, umudu hissettiğim zamanlar oldu tabii ki. 😄 Ama bir şekilde günün ilerleyen zaman diliminde içinizde zorla yeşerttiğiniz umudunuz giderek etkisini kaybedebiliyor. Çünkü başka şeylerle meşgul olmaya başladığınız an itibariyle umut faktörü hatırlanabilir olmaktan çıkıyor ve sizin de o yönde ki çabalarınız yarım kalmış oluyor. Yarın spora ya da rejime başlama umuduyla uyandığım sabahlar, yarım bıraktığım işlerimi tamamlamaya karar verdiğim sabahlar hep bir engelle karşılaşmasa ben şu an bu satırları yazıyor olmazdım pek tabii ki. Bir de her yeni gün bize yeni bir şeyin umudunu da beraberinde getiriyor. Aşk'ı! Ona metroda, bi caféde, fatura kuyruğunda, alışverişte vb pek çok yerde rastalayabiliyordunuz. Tabii ki filmlerde 😄 Şimdi aşk sanılan şeylerin yolunun geçtiği yer cep telefonları ve bunların akıl almaz uygulamaları. Aşık olmayı isteyen biri için artık umut etmek yerine bir uygulama sahibi olmak çok daha akılcı görünebiliyor. Aşk ve akılcılık! Hayatına dahil edeceğin doğru insanı beklemek yerine insanları birer birer sağa sola kaydırarak, uzun listelerden seçmeler yaparak buluyorsun. Zaman... Ve işin kötü tarafı aşka doğal yollardan safça inanan, hala izlediği 90' lardan kalan dizilerden gözleri yaşaran ve duyguları eskimeyen insanlar olarak benim kuşağımdaki çoğu insan için bu uygulamalar bir yoldan çıkarıcı özellik taşıyor. Çünkü çabuk sahip olduğunuz, olabileceğine inandığınız herşey ilginizi çekiyor. Ve daha fazlasını istiyorsunuz. Ve sahip oldukça da asıl inandığınız şeyin değerinin sizin için artık bir önem taşımadığını FARKETMİYORSUNUZ. Etrafıma baktığımda gördüğüm, şahit olduğum ya da bir şekilde duyduğum ilişkiler insanların artık Aşk' ı umut ederek beklemediği, ruh ikizi arayışlarıyla hayal kurmadığı bir dünya da yaşadığımızı gösteriyor. Maalesef ki harcadığımız tek şey para olmuyor. Duyguları, zamanı, insanları harcıyoruz. Ve ne her hangi birine gerçekten sahip olabiliyoruz ne de gerçekten ona ait hissedebiliyoruz. Eminim ki hala benim gibi insanlar var; Zaman zaman aklını çelen bu uygulamalara dalıp gitselerde bir süre sonra onları tatmin etmeyen bu sanal oyundan kendi gerçeklik dünyalarına dönüp, uygulamaları hayatlarından ve telefonlarından silip beklemeye başlayanlar... Bir kafede, otobüs durağında, nefes aldığı her an her yerde...