Nihil Piraye
20 Ekim 2016, sahnede yedi adam, enstrümanlar ve dedikleri gibi ortada büyük bir ayin; soundları, enerjileri anında o ayinin içine çekiyor tüm dinleyenleri. Müzikle büyülenmiş bir şekilde çıkıyoruz konserden.
Konser öncesi de aynı enerjiyle, şimdiye kadar yaptığımız en eğlenceli sohbetlerimizden birini gerçekleştirdik. Keyifli okumalar...
1. Nihil Piraye nasıl kuruldu, nasıl bir araya geldiniz?
Berk: Aslında şöyle gelişti, Nihil Piraye'den önce Mispis diye bi grubumuz vardı. Ben davul çalıyordum, Zafer gitar-vokal yapıyordu o grupta. Hatta Mispis'ten önce progressive metal yaptığımız zamanlar da vardı. Nihil Piraye ise benim şarkı yazma ve söyleme isteğimle birlikte kurulmuş oldu. Önce Erentuğ, sonrasında Emre ve Yağız aramıza katıldı ve enstrümanlarımız böylece daha çeşitli hale geldi, şimdi hep birlikte burnumuzun dikine gidiyoruz. :)
2. "Sanduka" ve "Değildir" arasında müzikal anlamda bir değişim var. Bu bilinçli bir değişim miydi yoksa kendiliğinden oluşan bir süreç mi oldu?
Berk: Kendiliğinden oluşan değişimin farkına varıp "böyle yapmalıyız" dedik; çünkü "Sanduka" kayıt süresi çok uzun süren bir albümdü, albümde yer alanlar yaklaşık 3-4 senelik şarkılardı ve bu geçen 3-4 sene sonrasında baktığımızda bu tarzdaki müzikleri dinlemediğimizi ve bu tarzda müzik yapmak istemediğimizi, kısacası değiştiğimizi fark ettik.
Zafer: Bu değişim bir anda olmadı tabii; "Sanduka"nın kayıt ve hazırlanış süreci boyunca biz çok değiştik; ama albümümüz çıkıyor, hazırlanıyor derken o değişimi uzun bir süre müziğimize yansıtamadık. O yüzden aslında yavaş yavaş, kademeli bir şekilde gerçekleşen bu değişim dışarıdan çok radikal biçimde olmuş gibi göründü.
Berk: "Sanduka"yı çıkardığımızda 5 kişiydik ve albüm çıktığı andan itibaren "kafa bu değil, bunu sevmiyoruz ve farklı bir şeyler yapmamız lazım, içimizden gelen başka bir şey var, bu içimizden gelen şeyden çok kopuyoruz" motivasyonuyla ve Yağız ile Emre'nin de gruba katılmasıyla birlikte daha matrak, daha içten ve daha umursamaz adamlar olduğumuzun farkına vardık. "Bizim dertlerimiz içimize doğru, dışımıza doğru değil" dedik ve sonuçta "Değildir" oluştu.
3. 7 parçadan oluşan "Değildir" serisinden 2 parçayı dinledik. Diğer 5 parça ne zaman yayınlanacak ve yine diğer parçalarda olduğu gibi mi ilerleyecek süreç?
Berk: Süreç bu şekilde ilerleyecek, yaklaşık olarak üç haftada ya da dört haftada bir, bir kliple beraber bir şarkı gelecek, şubata kadar bu şekilde. Şubattan sonra da yeni şeylerle devam edeceğiz.
4. "Sanduka"dan önceki albümde ve sizi dinleyebildiğimiz platformlarda olmayan şarkılarınıza yapacağınız yeni işlerde yer verecek misiniz?
Zafer: "Değildir"in içinde eski şarkılarımızdan birinin yeni bir versiyonu olacak.
Berk: Onun dışındaki diğer şarkılarımız ise eski dinleyicilerimizin arşivlerinde hatıra olarak durmaya devam edecekmiş gibi gözüküyor şimdilik.
5. Sizce kliplerin müzik açısından yeri nedir?
Berk: Kişisel olarak müzik dinlerken, düşünürken başka şeylere maruz kalmanın o bütünlüğü ve hissedileni bozduğunu düşünüyorum; içine girilen ayini engelliyormuş gibi... Bence video bir şekilde algı bölünmesi yaratıyor, bu durum da görsel ve işitsel ögelerin başka yöne gitmesine neden oluyor. Görsel ögeler, işitsele olan eğilimimizi bölüyor gibi geliyor bana. Bu nedenle de biz olabildiğince ortak bir ayine hizmet eden görsel ve işitsel ögeler ile saldırmaya çalışıyoruz.
Yağız: Bu konuda biraz şanslıyız; çünkü hem yakın arkadaşımız hem de ev arkadaşımız çok parlak bir yönetmen olan Tunahan Emre Bilgin var. O tüm şarkıların kayıt sürecini, süreç boyunca yaşadığımız kavgaları, ne nasıl olsun veya olmasın diye düşündüğümüz her şeyi biliyor; hatta o da tüm bu süreçlere dahil oluyor.
Berk: Evet. Tekmeleyerek kovuyoruz bazen. (gülüşmeler)
Yağız: Tunahan bizim için görsel içeriklerimizi gönül rahatlığıyla emanet edebileceğimiz birisi. Şu ana kadarki ortak çalışmalarımızdan çok mutluyuz. Belki çok kısıtlı imkânlarla, kısıtlı zamanlarda bir şeyler yapıyoruz; ona rağmen çok güzel işler ortaya çıkıyor bizce. Önümüzdeki klipler çok daha başka yerlere gidecek gibi görünüyor.
Zafer: Aslında Tunahan ile beraber grup olarak yedi değil, sekiz kişiyiz bile diyebiliriz.
Alp: Dokuz hatta, Egemen’imiz de var.
Zafer: Yedek davulcumuz Birkan var, biz bayağı kalabalığız düşününce.
Yağız: Pr’cımız Tuğçe ve menajerimiz Efe var.
Berk: Biz kocamanız ya…
Alp: Halı saha maçları için teklifleri bekliyoruz. (gülüşmeler)
Erentuğ: Diğer gruplara duyurulur. (gülüşmeler)
Alp: Buradan meydan okuyoruz. (gülüşmeler)
6. O zaman biraz eskilere dönelim… Nihil Piraye olarak ilk konserinizi hatırlıyor musunuz?
Berk: Peyote’deydi. Grupta o zaman Yavuzcan (Çetin) vardı, saksafon çalıyordu hatta.
Alp: Ben kürk giymiştim. Çılgın bir gömleğim vardı. Kürklü, yarı çıplak, dar gömlekli ve makyajlı bir konserdi.
Zafer: Ben de 1700’lerden kalma bir şey giymiştim.
Kimler vardı grupta?
Zafer: Grupta ben, Berk, Alp, Yavuzcan ve basçımız Çağlar vardı.
Berk: Ben çok sarhoş oldum ve çok kötü söyledim, duyum da iyi değildi zaten onu hatırlıyorum…
Alp: Genel olarak çok kötü çalıyorduk zaten. (gülüşmeler)
Zafer: Ama güzel bir konserdi.
Berk: Kalabalıktı…
7. Bir festival düzenliyor olsaydınız kimleri çağırırdınız? Bütçe sonsuz, yerli, yabancı sanatçılar olabilir, rahmetliler de dahil…
Alp: Rammstein.
Berk: Ben Atoms For Peace’i direkt çağırırdım, çok kopuyorum çünkü.
Zafer: Ya evet, yol parasından tasarruf edeceksek, ertesi güne de Radiohead’i yapıştırırdık. (gülüşmeler)
Erentuğ: Bir Michael Jackson gelmesin mi?
Zafer: Tame Impala ile Yıldız Tilbe’yi de çağırırdık.
Erentuğ: Michael Jackson çıkar, sonrasında biz çıkarız.
Berk: Yoo, yoo biz çıkmayız.
Erentuğ: Ben tek başıma çıkarım sahneye.
Alp: Önce Michael Jackson çıkar, sonra Yıldız Tilbe bence.
Zafer: Sanırım Yağız ile birlikte The Do’yu çağırırdık.
Berk: Ben kişisel olarak çok sevdiğim için Mac DeMarco’yu çağırırdım muhtemelen.
Zafer: Ben de itiraz etmezdim.
Zafer: DANdadaDAN’ı çağırırdık.
Berk: Büyük Ev Ablukada’yı da.
Alp: Tamburada'yı çağırırdık esas.
Berk: Benim hayalimde her yer sahne, herkes çalsın. (gülüşmeler)
8. Son olarak İzmir hakkındaki düşünceleriniz…
Alp: İzmir’e canım kurban…
Yağız: Çiğdem, Boyoz!
Zafer: Klorak!
Berk: Domat!
Berk: Aslında geçenlerde İzmir’le alakalı şöyle bir mevzu geçmişti, onu söylemeden geçmeyelim. Keşke İstanbul’daki bizim sosyal çevremizden, sanat camiasından, müzik camiasından ve sokak camiasından damper damper insanla gelsek, Kordon’a döksek ve burada yaşasak gibi bir söz geçmişti.
Alp: Off... Hayallerime derman oldun şu anda.
Zafer: İzmir’de eksik bir şey var benim dikkatimi çeken, bu sanırım göç vermesinden kaynaklanan bir durum. Biz İzmirliyiz; ama 18 yaşımıza geldiğimiz anda gittik bu şehirden. En azından bizim lisemizdeki insanlar komple gittiler ve orada (İstanbul’da) ayrı bir komünite oluşturduk aslında. Diğer komünitelerle bir araya gelip başka bir şey oluştu. Şimdi o komünitenin tamamı İzmir’e gelse kesinlikle İstanbul’dakinden daha iyi olur. Ama getiremezsiniz çünkü burası göç almaya programlı bir şehir değil.
Alp: Buradan Efe’ye selam söylüyoruz, Efe bizi İzmir’e daha çok getir!
Samimi ve bir o kadar da eğlenceli geçen bu röportaj için çok teşekkür ederiz :)
Nihil Pirayeyi takip etmek isterseniz:
https://www.facebook.com/NihilPiraye/
https://itun.es/tr/hp1Gdb
https://soundcloud.com/nihilpiraye
https://twitter.com/NihilPiraye
https://www.instagram.com/nihilpiraye/










