Bundan 3-4 sene evvel tanışmıştık müzikleriyle ama ne ara bu kadar etkilediler bizi orasını hatırlamıyorum. 3 adam ve 9 şarkı… Zaman geçtikçe aslında sadece müzikleri değilmiş bizi etkileyen, onu anladık. Meğer konuşmaları, düşünceleri, okudukları, dinledikleri şeyler de bizi onlara çeken şeylermiş. Şu zamana kadar belki dolaylı belki doğrudan birçok şey kattı onlar bize. Hatta şu anda bu ve diğer röportajları yazmamızı veya yazabilmemizi sağlayan da bizzat kendileridir. :) Güzel bir farkındalık yarattılar hayatlarımızda. Birimiz “Makine Mühendisliği” okuyor diğerimiz “Psikoloji”. Belki de onları tanımasaydık bu işlere hiç kalkışmazdık. Neyse'ye bize kattıkları herşey için teşekkür ediyoruz! :))
Onlar bize hep güzel şeyler hissettirdiler, bu röportajımızla o güzel hisleri sizlere de ulaştırmak istedik...
"Neyse" 2000'li yılların ortalarına doğru Deniz Ünlü (Davul, Geri vokal) ve Selim Kırılmaz ( Vokal, Bas Gitar, Ritm Gitar) tarafından İstanbul'da kurulmuştur, kuruluşundan itibaren de başta Beyoğlu olmak üzere çeşitli canlı müzik mekanlarında ve barlarda, ayrıca muhtelif festivallerde sahne almışlardır.2011'de Babajim Studios-Radyo Eksen-Doğuş Yayın Grubu ortaklığıyla ilk defa düzenlenen "Be The Band" müzik yarışmasını kazanan Neyse'nin grupla aynı ismi taşıyan ilk albümü 25 Ekim 2011'de Babajim Records tarafından yayınlanmıştır. Sezgin Kırılmaz' ın da (Elektro Gitar, Geri Vokal) gruba dahil olmasıyla birlikte ikinci albüm çalışmalarına başlamışlardır.
1. Piyasadaki çoğu gruptan ayrı bir duruşunuzun olduğunu düşünüyoruz,gerek sözlerdeki muhaliflikle gerekse melodilerdeki sertliklerle; toplumsal düzene bakış açınızı merak ediyoruz aslında, var mıdır bir karşı olma düşüncesi?
Bu çok kapsamlı bir soru aslında. Toplumsal düzeni biz her gün yeniden öğreniyoruz, anlamaya çalışıyoruz toplumsal düzen neymiş de biz neye karşıymışız diye. Şu an konuştuğumuzda, konser verdiğimizde bir anlamda o karşı olmanın veya daha farklısını hayal edebilmenin olanaklarını her seferinde yeniden üretiyor oluyoruz. Şöyle bir yönü daha da var: evet biz çok karşıyız bu düzene diyoruz ama çok karşı olmayan şeyler de yapıyoruz aslında hepimiz. En basitinden “Gezi Parkı” ayaklanması oldu ve hepimiz bir şekilde bir tarafta durduk o süreç içerisinde. Birçok üzücü olay yaşandı ve bir şekilde sonlandı. Kesinlikle karşıyız bu düzene demiş olsaydık şu anda hala sokaklarda olurduk belki de. Ama şimdi oturup konuşup, kahve içmeye devam ediyoruz. Yaşamaya devam edebilmek temelinde bunu gerektiriyor. Ne kadar karşı gelsek de bu sistemin, düzenin merkezindeyiz her birimiz.
2. Önce" Yapma Meydan" son olarak da Cem Karaca'nın Durduramayacaklar Cover'ını yayınladınız. İkisi de gündemin güzelliklerinden(!) bahseden şarkılardı, yeni albümde buna benzer şarkılar olacak mı?
Biz hiçbir zaman bunun için kendimizi kısıtlamadık. “Durduramayacaklar” Cem Karaca'nın sevdiğimiz, halihazırda olan şarkısıydı. Hak ettiği kadar da görünür olmadığını düşünüyoruz şarkının. Anlamlı ve günümüze tercüme bir şarkıydı bizce. Yani şarkı 35 sene önce yapılmış ama hala bu denli güçlü bir karşılığı varsa bu üzerine düşünülmesi gereken bir şey sanki. Böyle günübirlik kızdığımız şeyler üzerinden daha büyüğü var içerisinde. Cem Karaca'nın şarkısını yapmanın bir düşündürücülüğü vardı. Hani 79 yılında yapılmış, toplatılmış bir şarkı. Dinlediğimiz zaman hala aynı sahneler geliyor aklımıza son bir buçuk senedir. Demek ki daha yapısal, zamanlara gizli bir durum var. Bunun kendisi de bir mesaj olabilir.(Selim)
Kendiliğinden organik olduğu sürece kıymetli, anlamlı oluyor. Buna çok kızdık, çok karşıyız o yüzden bu şarkıyı buna adayacağız diyemiyoruz, demiyoruz. Genelde zaten derdinde samimi isen, olan bir şey senin gerçekten canını yakıyorsa, üzüyorsa ondan kaçamıyorsun. Oturduğun içine kapandığın, söz yazacağın zaman o çıkıveriyor kendiliğinden. “Yapma Meydan”da öyle olmuştu. Seçim haftası zamanı her yer flamalarla filan doluydu. Denizle oturmuştuk nasıl olsun böyle mi olsun, şunlar mı olsun falan filan derken akıvermişti.
İkinci albümde de bence olacak böyle şarkılar :) hatta kesin olur ya, var yani :) (Selim)
Şarkı kendi temasını belirliyor zaten. Biz şarkıları birlikte yapıyoruz. Söz şarkının üzerine yazılıyor. Siyah’ın başka bir enerjisi var. Yapma Meydan’ın, Devran’ın hepsinin başka... Mesela Yapma Meydan’a Siyah’ın tarzında sözler yazamazsın. Oturmaz yani... Şarkıların enerjisiyle şarkı sözlerinin hemen hemen paralel olması gerekiyor. Hangi şarkının seni nereye götüreceğini , aşağı yukarı ne anlatacağını o yüzden anlayabiliyorsun biraz. Böyle bir durum oluyor.Şununla ilgili bir şarkı yapalım, ona göre bir altyapı hazırlayalım durumu bizde olmuyor. Hissiyatı oluşturduktan sonra renklerini boyamak gibi bir durum oluşuyor.(Deniz)
Ya da kendiliğinden gelen duygunun üstüne yakışacak gömleği dikmeye çalışıyorsun aslında. Mesela hep beraber etkilendiğimiz bir olay sonrası bir şey hissediyorsun ve stüdyoya giriyorsun. Hep beraber çalarken ona göre o yoğunlukta, aslında orda herkesin aynı zamanda benzer şekilde etkilendiği durumlar karşısında, benzer duygular çıkıyor ortaya. Ona yapılacak şey, o duyguya uygun mixi yapmak, o duyguya uygun sözü yazmak , yani belki de bir deyişle duygu tasarımı aslında. Ama o ilk çıkan şey daha doğal bir şey olmuş oluyor. (Selim)
3. Genelde sizin kliplerinizde bir orijinallik olduğunu, alt metinlerle klibi güzelleştirdiğinizi düşünüyoruz. Kimden çıkıyor fikirler? Yönetmenden mi geliyor yoksa siz mi anlatıyorsunuz nasıl olması gerektiğini?
Siyahın klibinde mesela öyle şeyler vardı. Marx'ın" Kapital"inin girişinde koyduğu "Anlattığım Senin Hikayendir" anlamına gelen "De Te Fabula Narratur"... Albüm kitapçığında da Özdemir Asaf'tan, Yıldırım Türker'den, Judith Butler'den küçük alıntılar vardı. Velhasıl genelde metinlerle ben uğraşıyorum, ama genel planda yönetmenlerin de fikirleri oluyor tabi. (Selim)
4. Popüler Kültür’ün müzik sektörü içine çok fazla karıştığını düşünüyoruz. Hissedilen şarkılar değil, "Hangisi tutar(!)" düşüncesindeki şarkıların oluştuğunu görmeye başladık. Siz neler düşünürsünüz? Sizi de etkiler mi bu "Popüler Kültür"?
Kalabalığın, çoğunluğun alıştığı ve dominant normu belirleyen şeye popüler diyoruz aslında. O da zorunlu olarak kötü bişey olmak zorunda değil belki de. "Ben onlar gibi değilim, ben marjinalim, metalciyim" kimliklerinin "Siz de çok marjinalsiniz aferin size!" diyen düzenin bize giydirdiği hazır kimlikler olduğunu düşünüyorum aslında. Bu bütün konuştuğumuz düzen, düzen karşıtlığı, ütopyalar gibi pencerelerden baktığımız zaman popüler ve popüler olmayan gibi ayrımlar anlamsızlaşıyor. Popülerin içinde de aslında dönüştürücü, ters düz eden, anlamı bozan, düşündüren, sorgulatan ögeler bulmak mümkün. Popüler melodiler de zorunlu olarak kötü olmak zorunda değil. Mesela Anadolu’nun farklı yörelerinin birçok ezgisi çok popülerleşmiş ama popüler olduğu için düzenci veya uzak durmamız gereken şeyler değiller. Hatta o güzel melodiler bilakis kalbin teline dokunuyor, “ne güzel söyledi veya tüylerim diken diken oldu” dedirtebiliyor.Dolayısıyla popülerliği, antipopülerlik üzerinden okumaya çalışmanın kendisi tam da o işte eleştirmemiz gereken düzenin oyunlarından bi tanesi gibi geliyor. (Selim)
Evet sonuçta modern rock müzik durumu var ve rock müziğin her türlüsü enstrümanlarla yapılmış durumda. Bir taraftan gelişen teknoloji ve dijital dünyanın rock müziğin içine girmesiyle birlikte imkanların gelişmesi aslında senin de vizyonunu genişletiyor.Diğer yandan dinlediğin müziklerden etkileniyorsun. Güzel şeyler duyunca o güzel şeyleri ben de kullanıyım demek istiyorsun. Tabi ki modern müziğikte efektli sesleri, teknolojileri kullanmak zorundaymişsın ya da bu olmazsa eksik kalır diye bi durum yok. İlk albümümüzde o yoktu mesela. Bestelerimizin hissiyatı güzeldi. Böyle şeyler elzem değildi, ihtiyaç duyulmadı. Bu albümde başka şekilde de olabilir. Ama genelde ne hissediyorsak şarkılarla ilgili öyle oluyor. Yani tamamen fikir bazlı. Elimizde materyaller var, teknoloji gelişiyor, o teknolojiyle senin sağladığın materyaller de genişliyor ve senin kafandaki opsiyonlar açılıyor buna dair. Güzel oluyorsa kullanıyorsun. Aslında tamamen müziğin içindeki enstrüman yelpazesinin geniş olması durumu . (Deniz)
5.Yeni albüm demişken nasıl gidiyor çalışmalarınız, nasıl şeyler bekliyor bizleri?
Yeni albüm çalışmaları şöyle: Şu anki grubumuzun kadrosu Selim, ben, Sezgin. Bestelerimizi kaydediyoruz şu anda ama pek anlatamıyoruz bu durumu çünkü biraz imkansız gibi geliyor. Sonunda tam olarak ne çıkacak biz bile bilmiyoruz aslında. (Deniz)
Geçen sefer güzel bir şey söyledi Deniz besteyle ilgili: “dile dökebilsem zaten ben onu yapmam” dedi. Bazı deneyimler var ki önceden adlandırdığında bir kıymeti, heyecanı kalmıyor. Nasıl bir şeyler çıkacağını bilmediğimiz için heyecanla kapanıp bir şeyler yapacağız diyebiliyoruz. (Selim)
-Yeni şarkıları dinlemek için heyecanlıyız ve şarkıları çok merak ediyoruz, bu soruyu sormamızdaki neden bu sanırım. :)
Yani biz de aslında sizin kadar heyecanlıyız, ben bir mimar olsam ve kafamda böyle bir çizimim var desem evet o zaman daha net bir şeyler söylemiş oluruz ama biz bunu diyemiyoruz ve belki de bu işi bu yüzden bu kadar çok seviyoruz. Elindeki materyalinle bir şey yapacaksın; ununu, yumurtasını, şekerini kullanıp bir şekilde lezzet yaratacaksın ve aslında ne çıkacağını tam olarak bilmiyorsun. Sonunda nasıl olmuş diye tadına bakıyorsun, işte o anın heyecanı bambaşka oluyor. (Deniz)
Ya da diyelim ki bir ağaç parçan var, bir tahta. O tahtayı kafana göre yontamazsın tahtanın dokusunun bir akımı vardır. Eğer ben bunu yontmak istersem, bunun dokusuna göre bir şeyler yapmam gerekir. Şimdi bizim elimizdeki malzeme (tahta) bundan güzel bir şeyler çıkacağını hissettiriyor. (Selim)
-Yani o tahta hazır şu anda :) malzeme var.
Var var evet güzel bir tahta var şu anda, kaliteli bir odun. :) (Selim)
6.İzmir hakkındaki düşüncelerinizi merak ediyoruz, İzmir size ne hissettiriyor?
Enerji olarak İstanbul'dan çok farklı. Daha bir rahatlık var ve daha yavaş bir şehir. İtalya'da bazı şehirlerin girişinde bir bayrak varmış ve o bayrakta bir kaplumbağa sembolü, bu hayatın yavaş yaşandığını sembolize ediyormuş. İzmir'de de o bayrağa ihtiyaç varmış gibi. :) Özellikle havası insanların sokakta belli başlı mekanlara bağlı kalmadan bir arada kalmasını etkiliyor. Onun dışında güzel şehir, hoş şehir. :) (Deniz)
Aslında üç kere geldik İzmir'e, üçünde de konser için geldik. Ne bileyim, insanlar geliyorlar, alkışlıyorlar, keyifli vakit geçiriyoruz. İzmir ile ilgili deneyimimiz de güzel olanaklardan doğan temaslar oldukları için, ancak böyle bir turist gözlüğüyle iyimser bir şekilde bakıyoruz İzmir'e. Her geldiğimizde bu barın çevresinde Alsancak'ta sosyalleşiyoruz. Burası da Alsancak'ın bir grup insanın gerçekliğini anlatıyor. Daha derine inmek için aslında daha fazla insana daha fazla yere ulaşmanız gerekir. (Selim)
7. Neyse'yi tek kelimeyle anlatmak isterseniz..
Bu maceranın, bu serüvenin kendisi heyacanlandırdığı için bu işi yapıyoruz diyoruz. Bunun adı var ve şudur diyemiyoruz aslında. Çünkü bunu adlandırmaya çalıştığımızda, kelimelere dolanmaya başladıkça işler karışıyor. Dolayısıyla herkesin kendi belleği olması , çocukluğumuzun beraber ve müzikle geçmesi, bir sürü konuşmuşluğumuzun, yaşanmışlığımızın olması hepsi etkiliyor, ki en önemli noktada onu hayatından çektiğin zaman bir bakıyorsun ki o sen olmuşsun, o kadar onun içine bulaşmışsın ki dışarıya çekilip mesafe alıp bunu adlandıramıyorsun bile. Yani Neyse'yi tek kelimeyle anlatmak belki de ancak sizlerin ya da müzik eleştirmenlerinin yapabileceği bir şeydir .(Selim)
Zaten biz yaparken hissettiğimiz şeyleri hissettiremiyorsak bizde de problem vardır. Müziğin en önemli noktası "duygu aktarımı", o duyguyu aktarabiliyorsan en iyi şekilde, doğru bir şey yapmışsındır. "Şunu iletiyoruz, Neyse'den şunu hissediyoruz" dememiz aslında sadece okuduğunda ya da dinlediğinde anlamsız bir şey oluyor. Çünkü aslında belki de onu hissetmiyorlar ama öyle hissettirmeye maruz bırakıyormuşuz gibi oluyor. O yüzden kendimizi en iyi anlatabileceğimiz yer sanıyorum ki albümden dinlerken ya da sahneden izlerken olacaktır. (Deniz)
8.Son olarak müzik dışında neler yaparsınız?
Ben son zamanlarda profesyonel anlamda ses mühendisliği yapıyorum. Bu aralar en büyük meşgalem o. O da müzik dışı değil tabiî ki, Neyse'yle çok paralel. Ses mühendisliğine başlamış olmam da Neyse'den dolayıdır. Neyse hayatımdaki akışı belirledi bir yerde. Aslında ihtiyaçtan yöneldim biraz da yani. Sesleri kaydedeceğiz, paylaşacağız derken ben biraz daha ilgilenmeye başladım ve bu işle de uğraşmayı sevdim. Davul çalmak kadar organik biçimde bu işe girdim ve mutluyum profesyonel mesleğimi bu şekilde bulduğum için. Onun dışında da sosyalleşmeye çalışıyoruz:) (Deniz)
-Ben müziğin hayatınızı bu kadar değiştirdiğini düşünmüyordum aslında, yani müzik hayatınıza bir yön vermiş..
Benim biraz daha öyle, Selim'in akademik alanda daha fazla faaliyeti var. Aynı şekilde hepsi birbiriyle kesişiyor aslında; yaptığın şey müziği etkiliyor, müzikte yaptığın şeyi. (Deniz)
Bende aynı şekilde hiç aklımda yokken müzik sosyolojisine yönelmek istiyorum. Müzik benim hayatımı da bu açıdan etkilemiş oldu. Bir yerden sonra, bir taraf hayatına yön vermeye başlıyor. Çünkü onu sevdiğini görmüş oluyorsun. Yani hayatınıza giren herşey bir yerden etkiliyor.
Çok teşekkür ediyoruz; içten, dolu dolu bir röportaj oldu. İyi ki sizi ve müziğinizi tanımışız :)
Biz teşekkür ederiz asıl.