Bu yolda yolculuklarımızı konuşuyor olacağız; kendi potansiyelimizi nasıl gerçekleştirebileceğimizi ya da neden gerçekleştiremediğimizi.
Ben bu yolu uzun zamandan beri yürüyorum ve bu alanda kendine yeni bir vizyon yaratmak isteyenlere yol arkadaşlığı yapıyor, onlara rehberlik ediyorum.
Kişilerin kendi potansiyelini gerçekleştirme güdüsü benim her zaman çok ilgimi çeken bir konu oldu. Özellikle sanatçıların ya da kreatif alanda kariyer yapan insanların, yaratım süreçleri ve oluşum hikayelerini dinlemek her zaman ilham verici bir deneyimdi. Hikayelerden çok besleniyorum, özellikle ulaşılabilir olanlardan. Belki bu yüzden en sıradan sayılabilecek kişilerin bile hikayesini öğrenmek istiyorum. Yolculuğunu, hayallerini, ideallerini merak ediyorum bir şekilde.
Yani kısacası biriciklerim, potansiyele uzanan yolculuk hikayeleri benim uzun zamandan beri üzerinde durduğum ve derinlemesine çalıştığım bir konu . Hatta saplantı derecesinde araştırdığım bir konu diyebilirim.
Aslında herşey yıllar önce benim 'Allah’ım ben neden kendi potansiyelimi açığa çıkaramıyorum?' sorusunu sormamla başladı. Pek çok alanda yeteneğim, deneyimim var, yeterli derecede bilgi birikimim de olmasına rağmen kendimi hiçbir alanda doğru ifade edemediğimi düşünüyordum.
Yıllar sonra fark ettim ki ben bir konuda uzmanlaşmaya başladığım anda oradan kaçma isteği uyanıyor bende, uzaklaşıyorum. Çünkü yaratım sürecinden haz alan biriyim. Bir şeyi keşfetmek, onu açığa çıkartmak, onu işleyip neye dönüşeceğini görme isteği... Oradaki merak ve keşif duygusu beni besliyor.
Karnıma ağrılar giriyor, huzursuzlanıyorum, deliriyorum ama bu süreçten müthiş bir haz alıyorum. Ve o ana gelene kadar, genelde bu konuyla ilgili vizyonumda bir kurgu yaratıyorum ve gözümün önüne bazı sahneleri getiriyorum, ki motive olabileyim. İşte bu süreç yani yolda olma hali inanılmaz keyifli.
Bu dönemlerde zihnimin büyük bir kısmı bu anların üzerimde nasıl bir etki bıraktığına odaklanıyor, ben de an be an farkındalıklarımı takip ediyorum. Yani sonuçtan çok sürece odaklanıyorum. Belki de bu yüzden bir şeylere sahip olmak adına nokta atışlı hedefler koymak yerine birbirinden yavrulayan ve tamamlayan projeler üzerine çalışma daha mantıklı geliyor.
Nihayetinde orada hep bir devinim var ve ben bir jenaratör olduğum bu beni daha canlı tutan bir şey, bir nevi benim yaşamla başa çıkma methodum, yani ikigaim, tutkum.
"Tutkuyla başa çıkmak zordur, istediğini elde ettiğinde bedelini ruh öder."
demiş Herakleitos
İtiraf etmem gerekirse tüm bu süreç benim de ruhumda epey tahribat oluşturdu. Nitekim bir de buzdağının altında görünmeyen kısmı var. Varoluş amacımı bilme isteği çoğu zaman kendimle çelişmemi ve etrafımdaki insanlarla çatışmama sebep oldu.
Benim yolum bu mu, yaptığım şey bu hayatta neye hizmet ediyor sorusu üzerine çok düşündüm.
Öte yandan ortaya bir eser koyma fikri inanılmaz güzelken diğer yandan insan sormadan edemiyor değil: bunu neden ve niçin yapıyorum, kime karşı kendimi ispatlamaya çalışıyorum, onaylanmaya ve takdir edilmeye mi ihtiyacım var? Sanırım tüm bu süreç sona erdiğinde şununla karşılaşmak istemedim. Ah tamam, oldu! Yaptım ’Ee yaptın peki ya sonra?'
Bu sanki yaratım sürecinde yaşadığım o buhran anları ve adrenalini ortadan kaldıracak ve beni boşluğa düşürecekmiş gibi bir his bırakacaktı bende. Çünkü ben bir konuyla ilgili fikir geliştirmeyi, onu parlatmayı ve dönüştürmeyi seven biriyim. Bu zamana kadar bu anlamda markalara hizmet ederken son zamanlarda bu özellikle sanatla iç içe yaşamları olan kişilere birebir hizmet vermeye evrildi.
Derken bir gün bana şöyle soru yöneltildi; peki sen kendi potansiyelinin ne kadarını kullanıyorsun, kendini gerçekleştirdiğini düşünüyor musun?
Bu soru zihnimi günlerce meşgul etti ve sebebini bulmak için derinlemesine bir kazı çalışması yaptım sonrasındaysa enteresan bir şekilde kendi kendimi sabote ettiğimi fark ettim.
Uzun zamandan beri çalışmalarımı bu alanda yapmama rağmen kendime bir hayrım olmadığı gerçeğiyle karşıltım. Kendimi hep geri plana attığımı, önceliği hep başkalarına ya da başka şeylere verdiğimi idrak edince kaçtığım şeyin ne olduğunu sormaya başladım, elbetteki derinlerde bir yerlerde yüzleşmekten kaçındığım konular vardı ve ben onların varlığından habersiz şekilde araştırmamı sürdürmeye devam ettim.
Kendime neyin olmasını bekliyorum diye sordum. Bu kadar nahif bir ton yoktu gerçi, Halâ daha neyi bekliyorsun? diye hoyratça bir yaklaşım vardı.
Gerçekleşmesini istediğim ya da beklediğim herhangi bir şey de yoktu, kaynak bendim ve istediğimde anda kendimi dilediğim şekilde ifade edebileceğim araçlara ve alana da sahiptim. O halde sorun neydi?
Yakın bir arkadaşıma bendeki bu tıkanıklığı aşabilmem ne yapmam gerektiğini sorduğumda, bir danışanın sana aynı şikayetle gelse sen onu nasıl yönlendirirdin diye sordu. Ben de bunun üzerine seni ne durduruyor derdim dedim.
O halde sen de seni nelerin durdurduğunu yazmaya başla ve sonra da bunları duymaya ihtiyacı olanlarla paylaş dedi ve Potansiyele uzanan yol bu şekilde başlamış oldu.
Birinci bölümde kısaca kendi yola çıkış hikayemden ve bu konunun benim için öneminden bahsetmek istedim. Bir sonraki bölümde harekete geçmek için bizi nelerin durduğundan konuşuyor olacağız. Umarım bir nebzede olsa kendi potansiyelinize uzanan yolda neler yapabileceğinizi düşünmeye teşvik etmişimdir. Hepimiz için ilham verici yolculuklar adım attığımız günlere...