İlham anlık gelir, ama üretim süreklilik ister. Bu bölümde yaratıcılık ve rutin arasındaki o ince çizgiye bakıyoruz. Sürekli yenilik arayan bir zihin neden zorlanır? Rutin gerçekten yaratıcılığı sınırlar mı, yoksa onu taşıyan görünmez bir yapı mı kurar?
Kendi deneyimimden yola çıkarak; başlamayı zorlaştıran kalıpları, sürdürülemeyen alışkanlıkları ve basitliğe dönmenin neyi değiştirdiğini paylaşıyorum.
Belki de mesele daha fazlasını yapmak değil, kendine ait bir ritim kurmaktır.
Bu bölüm, yolda olanlara ve yola çıkmaya hazırlananlara eşlik etsin.
Geçenlerde yakın bir arkadaşımla konuşurken dedi ki; "ben devam eder miyim bilemediğim için başlamıyorum bile."
Hepimizin hareket geçme stili farklı. Ben çok hızlı harekete geçerim ama çoğu zaman konusunda sıkıntı yaşarım. Araya hep başka işler girer, önceliklerim değişir. Kimi zaman durmak zorunda kalırım, bazen de vazgeçmek ….
Bu yılın başında bir karar aldım: kitabım için her ay mutlaka bir bölüm yazarak bunu spotify da sesli okumayı diledim.
Sonra baktım yazıyorum, gayet iyi gidiyor ve ritim bir ritim yakalıyorum. Hem bu duruma çok seviniyorum hem de oldukça şaşkınım. Hatta itiraf etmem gerekirse kendime şaşıyorum. Nasıl oluyor ya onca işin arasında bu kadar kolay ilerliyorsun diye sorguluyorum devamlı. Çünkü zamanında bu işler için ciddi planlama stratejileri yapsam da hep bir yerlerde tıkandım ve hiç yol alamamamış gibi hissettim kendimi. ( Taaa ki şimdiye kadar)
Hep şey örneğini verirdim 'bambu' - Burada bir parantez açayım; yıllardır üzerinde çalıştığım bu konuyu ve yolda deneyimlediklerimi insanlara anlatma ve paylaşma gibi bir misyonum olduğunu düşünüyorum. Fakat bir türlü doğru aracı seçemiyorum, kendimi rahat ifade edemiyorum gibi bir his vardı içimde. Ne zaman ki kendime birinden birini seçmek zorunda değilsin hangi platformu dilersen git derdini orada anlat, içeriğin özünü ona göre uyarlarsın diyebildiğim an bana bir rahatlama geldi. Ve o yıllardır emekleme aşamasında hissettiren tüm çalışmalar bir anda bambu serpiliverdi.
Tabi ben bu süreçte ilk defa hiç kendimi zorlamıyorum, canım ne zaman isterse ses kaydı ya da notlar alıyorum, eski yazılarımı derliyorum. Sonra bir an yazı masamın başına geçiyorum ve şak diye bölüm çıkmış oluyor. Aslında o dağınık gibi görünen parça parça oluşan her şey parçayı bir araya getirip bütüne ulaşıyorum. Çalışmalarımın bir anda bir kaç seti geçip atlayıp zıpladığını koştuğunu görmek muhteşem bir histi. Blog da yazıyorum, spotify'da okuyorum, akabinde videolar geldi, üzerine sesli okumalar yaptım eş zamanlı olarak Boho için de içerik hazırlamış oluyorum. Kısacası benden mutlusu yok, kendimi hafiflemiş hissettiğim bir sürecin içindeyim. Çünkü yetişmem gereken bir yer yok, üzerimde bir baskı yok ve tamamen süreçten keyif alarak yapıyorum bunu. Ama en önemlisi kendime koyduğumu blokajlarımı ortadan kaldırdım diye müthiş seviniyorum. Yaratma direnci dediğimiz şey var ya, o işte eşiği geçtim yani.
Buna rağmen içimde bir korku da var, bakalım ne kadar süre devam edeceksin???
Meğer işler ne kadar kolaymış da ben zorlaştırıyormuşum düşündüğüm bir an bir şey oldu…. Kolay geldi ya, daha fazlasını da yapmam gerekiyormuş gibi hissettim. Elimde olana bakmayı bıraktım, bana yetmedi! Hep yapabileceklerime bakmaya başladım.
Sanırım çoğumuzun başına gelen şey bu. Spora başlarız mesela. İlk günler sadece iyi hissetmek için gideriz. Sonra kaç gün yaptığımızı saymaya başlarız. Yetmemeye başlar. Daha uzun koşmak isteriz. Daha ağır kaldırmak isteriz. Bir gün gidemezsek… sanki her şey bozulmuş gibi gelir.
Ya da yeni bir şeye başlarız. Bir dil öğrenmek, bir hobi edinmek, bir iş kurmak… Ama şimdi dikkat ediyorum da başlangıçtaki heyecanlar bir süre sonra yerini tuhaf bir baskıya bırakıyor. Bizden kimsenin bir şey istediği yok. Ama biz kendimizden çok şey istemeye ve kendimize çok yüklenmeye başlıyoruz.
Sanki görünmeyen bir takvime yetişmeye çalışıyor hissi bizi kendimizi çok baskılıyor. Bu noktada şunu fark ettim aslında: Ben ritim kuramamıştım buna rağmen kendime rutin dayatmışım. Arada bir boşluklar var o açığı kapatmaya çalışıyordum ve Fark etmeden bir keyif alanını bir görev alanına çeviriyorum.
Sonra o tanıdık duygu geldi. Baskı. Suçluluk duygusu. Sıkışmışlık hissi. Sanki yaptıklarım yetmiyormuş gibi.Hal böyle olunca bedenim yine benden önce fark etti bu durumu ve alarm vermeye başladı.
Birkaç gün yataktan çıkamadım. Böyle olduğunda hep şu olur; önce enerjim düşer, akabin vücut direncim ve hasta olurum. Sonraki günlerde kolay kolay eski enerjime ve tempoma dönemeyince kendime sadece şunu sorabildim:
Neden kendimi bu kadar zorluyorum?
Durmak istemiyorum ama devam da edemiyorum. Duruyorum bu sefer geri döndüğümde nereden nasıl devam edeceğimi bilemiyorum. Bu da sürecin bir parçası bunu da kabul ediyorum ama sanki hep bir noktada olmasından korktuğum yerdeymişim gibi.
Sanırım hayatınmda ilk defa bu konuyla ilgili nerede tıkandığımı fark ettiğim bir dönemdeyim. Bu geç kalmışlık hissi, aradaki açığı kapatma çabası. Birden emekleyen bir bebeğin basamakları üçer beşer çıkmaya çalışmak istemesi. Hayır yani nereye yetişiyoruz? Neye yetmiyoruz? Ya da niye yetinemiyoruz?
Verimliliğimiz ya da üretkenliğimizin kriterini ne belirliyor?
Bu yolda yolculuklarımızı konuşuyor olacağız; kendi potansiyelimizi nasıl gerçekleştirebileceğimizi ya da neden gerçekleştiremediğimizi.
Ben bu yolu uzun zamandan beri yürüyorum ve bu alanda kendine yeni bir vizyon yaratmak isteyenlere yol arkadaşlığı yapıyor, onlara rehberlik ediyorum.
Kişilerin kendi potansiyelini gerçekleştirme güdüsü benim her zaman çok ilgimi çeken bir konu oldu. Özellikle sanatçıların ya da kreatif alanda kariyer yapan insanların, yaratım süreçleri ve oluşum hikayelerini dinlemek her zaman ilham verici bir deneyimdi. Hikayelerden çok besleniyorum, özellikle ulaşılabilir olanlardan. Belki bu yüzden en sıradan sayılabilecek kişilerin bile hikayesini öğrenmek istiyorum. Yolculuğunu, hayallerini, ideallerini merak ediyorum bir şekilde.
Yani kısacası biriciklerim, potansiyele uzanan yolculuk hikayeleri benim uzun zamandan beri üzerinde durduğum ve derinlemesine çalıştığım bir konu . Hatta saplantı derecesinde araştırdığım bir konu diyebilirim.
Aslında herşey yıllar önce benim 'Allah’ım ben neden kendi potansiyelimi açığa çıkaramıyorum?' sorusunu sormamla başladı. Pek çok alanda yeteneğim, deneyimim var, yeterli derecede bilgi birikimim de olmasına rağmen kendimi hiçbir alanda doğru ifade edemediğimi düşünüyordum.
Yıllar sonra fark ettim ki ben bir konuda uzmanlaşmaya başladığım anda oradan kaçma isteği uyanıyor bende, uzaklaşıyorum. Çünkü yaratım sürecinden haz alan biriyim. Bir şeyi keşfetmek, onu açığa çıkartmak, onu işleyip neye dönüşeceğini görme isteği... Oradaki merak ve keşif duygusu beni besliyor.
Karnıma ağrılar giriyor, huzursuzlanıyorum, deliriyorum ama bu süreçten müthiş bir haz alıyorum. Ve o ana gelene kadar, genelde bu konuyla ilgili vizyonumda bir kurgu yaratıyorum ve gözümün önüne bazı sahneleri getiriyorum, ki motive olabileyim. İşte bu süreç yani yolda olma hali inanılmaz keyifli.
Bu dönemlerde zihnimin büyük bir kısmı bu anların üzerimde nasıl bir etki bıraktığına odaklanıyor, ben de an be an farkındalıklarımı takip ediyorum. Yani sonuçtan çok sürece odaklanıyorum. Belki de bu yüzden bir şeylere sahip olmak adına nokta atışlı hedefler koymak yerine birbirinden yavrulayan ve tamamlayan projeler üzerine çalışma daha mantıklı geliyor.
Nihayetinde orada hep bir devinim var ve ben bir jenaratör olduğum bu beni daha canlı tutan bir şey, bir nevi benim yaşamla başa çıkma methodum, yani ikigaim, tutkum.
"Tutkuyla başa çıkmak zordur, istediğini elde ettiğinde bedelini ruh öder."
demiş Herakleitos
İtiraf etmem gerekirse tüm bu süreç benim de ruhumda epey tahribat oluşturdu. Nitekim bir de buzdağının altında görünmeyen kısmı var. Varoluş amacımı bilme isteği çoğu zaman kendimle çelişmemi ve etrafımdaki insanlarla çatışmama sebep oldu.
Benim yolum bu mu, yaptığım şey bu hayatta neye hizmet ediyor sorusu üzerine çok düşündüm.
Öte yandan ortaya bir eser koyma fikri inanılmaz güzelken diğer yandan insan sormadan edemiyor değil: bunu neden ve niçin yapıyorum, kime karşı kendimi ispatlamaya çalışıyorum, onaylanmaya ve takdir edilmeye mi ihtiyacım var? Sanırım tüm bu süreç sona erdiğinde şununla karşılaşmak istemedim. Ah tamam, oldu! Yaptım ’Ee yaptın peki ya sonra?'
Bu sanki yaratım sürecinde yaşadığım o buhran anları ve adrenalini ortadan kaldıracak ve beni boşluğa düşürecekmiş gibi bir his bırakacaktı bende. Çünkü ben bir konuyla ilgili fikir geliştirmeyi, onu parlatmayı ve dönüştürmeyi seven biriyim. Bu zamana kadar bu anlamda markalara hizmet ederken son zamanlarda bu özellikle sanatla iç içe yaşamları olan kişilere birebir hizmet vermeye evrildi.
Derken bir gün bana şöyle soru yöneltildi; peki sen kendi potansiyelinin ne kadarını kullanıyorsun, kendini gerçekleştirdiğini düşünüyor musun?
Bu soru zihnimi günlerce meşgul etti ve sebebini bulmak için derinlemesine bir kazı çalışması yaptım sonrasındaysa enteresan bir şekilde kendi kendimi sabote ettiğimi fark ettim.
Uzun zamandan beri çalışmalarımı bu alanda yapmama rağmen kendime bir hayrım olmadığı gerçeğiyle karşıltım. Kendimi hep geri plana attığımı, önceliği hep başkalarına ya da başka şeylere verdiğimi idrak edince kaçtığım şeyin ne olduğunu sormaya başladım, elbetteki derinlerde bir yerlerde yüzleşmekten kaçındığım konular vardı ve ben onların varlığından habersiz şekilde araştırmamı sürdürmeye devam ettim.
Kendime neyin olmasını bekliyorum diye sordum. Bu kadar nahif bir ton yoktu gerçi, Halâ daha neyi bekliyorsun? diye hoyratça bir yaklaşım vardı.
Gerçekleşmesini istediğim ya da beklediğim herhangi bir şey de yoktu, kaynak bendim ve istediğimde anda kendimi dilediğim şekilde ifade edebileceğim araçlara ve alana da sahiptim. O halde sorun neydi?
Yakın bir arkadaşıma bendeki bu tıkanıklığı aşabilmem ne yapmam gerektiğini sorduğumda, bir danışanın sana aynı şikayetle gelse sen onu nasıl yönlendirirdin diye sordu. Ben de bunun üzerine seni ne durduruyor derdim dedim.
O halde sen de seni nelerin durdurduğunu yazmaya başla ve sonra da bunları duymaya ihtiyacı olanlarla paylaş dedi ve Potansiyele uzanan yol bu şekilde başlamış oldu.
Birinci bölümde kısaca kendi yola çıkış hikayemden ve bu konunun benim için öneminden bahsetmek istedim. Bir sonraki bölümde harekete geçmek için bizi nelerin durduğundan konuşuyor olacağız. Umarım bir nebzede olsa kendi potansiyelinize uzanan yolda neler yapabileceğinizi düşünmeye teşvik etmişimdir. Hepimiz için ilham verici yolculuklar adım attığımız günlere...
Hayatımın büyük bir kısmı bendeki var olan potansiyelin ne olduğunu ve onu neden gerçekleştiremiyor olduğum sorusuna yanıt aramakla geçti.
Tüm başarısızlık girişimlerime karşın defalarca kez yeniden başladım ve neredeyse her yolu denedim.
İyi olduğumu sandığım bir konuda aslında yeterli donanıma sahip olmadığıma, aman ne olacak ki bunu bende yaparım dediğim alanda işlerin hiç de göründüğü gibi kolay gitmediğine şahit oldum.
Fakat herşeye ve hepsine rağmen ısrarla denemeye devam ettim ve kendimi sürekli şunu söylerken buldum
Bende bir potansiyel var ama onu neden açığa çıkaramıyorum.
Potansiyel, yeteneklerin işlenerek performansa dönüşmesi, benimse hayatımın meselesi. Bu podcast serisi: potansiyelimizi gerçekleştirmemizin önündeki engelleri nasıl aşabileceğimizle ilgili.
“Siz ne düşünürseniz düşünün, ben geçmişte olduğum her şeyim.” diyor Lyman Ward.
Annem bu fotoğrafı çekerken “Gel senin şurada bir fotoğrafını çekelim yarın öbür gün buralara tekrar gelirsen anlatacak bir hikâyen olur; Ben bu mahallede yaşadım, evimiz bu sokaktaydı dersin” demişti.
O zaman için bunun ileride önemli bir anıya vesile olabileceğini ön göremezdim tabi. Etrafımda olup biten çoğu şeyden habersizdim.
Aradan geçen bir kaç yılın ardından bu kez de onları ziyarete gittiğimde annemin bu fotoğrafı büyütüp kocaman bir çerçeveye yerleştirmiş olduğunu gördüm. Bu kez de, ileride Bodrum’da bir evin olduğunda sen de kendi evine asarsın” dedi.
Kadın ısrarla anlatmaya değer bir hikâyem olacağına inanıyordu :)
Çok kez bunu denedim, anlatmaya değer bir hikâye yaratmayı. Bunu gerçekleştirmiş olmayı da istedim de üstelik.
Çok sordum kendime “Neden bunu yapmayı bu kadar istiyorsun?”
Her bir soru başka bir soruyu da beraberinde getirdi. Ben biraz daha kazıyalım bakalım bunun altından ne çıkacak derken , kendimi öyle bir kaptırmışım ki daha önce hiç tanıdığımdan birbirinden farklı Esra ile karşılaştım orada.
Ve artık hazırım, hadi şu dağları yerinden oynatalım!
Uzun bir zaman boyunca, ‘hayat başlayacak’ gibi gelmişti.
Fakat yolumda her zaman bir engel oldu;
İlk olarak müdahale edilmesi gereken bir olay,birtakım yarıda kalmış işler, geçmesi gereken bir zaman, ödenmesi gereken bir borç.
Sonra hayat yeniden başlayacaktı.
En sonunda bütün bu engellerin hayatım olduğunu anladım.
Alfred D’Souza
Dün danışanlarımdan biri, ‘Hayatta kaç kere daha yeniden başlayacağım?’ günlerdir bunun üzerine düşünüyorum dedi.
Ben de bunun üzerine, “Her kişi baştan başlamalıdır” diyerek yanıtladım onu.
Benim 99 depreminden öğrendiğim bu çünkü, “Yeniden başlamak”
Yaşadığım kaosun içindeyken “Buradan kurtulduktan sonra…” diye başlayan o kadar çok cümle kurmuşum olmalıyım ki, kendimi sürekli ‘hayatımı yeniden inşa etmek için planlar yaparken’ buluyorum.
Çünkü deprem bize bunu da öğretti: Yeniden Başlamayı!!!
Annem de bize her defasında;
“Ne oldum değil, ne olacağım de. Bak gördün mü insanlar bir anda her şeyini nasıl da kaybetti” diyerek unutturmadı bize sağ olsun.
Haklıydı, ne olacaktık şimdi?
99 Depreminden sonra hayatımda ilk kez gelecek kaygısı ile tanıştım. Bundan sonra bizi nasıl bir hayat bekliyordu, hiç bir fikrim yoktu. Nerede yaşayacağım, hangi okula gideceğim, yabancısı olduğum şehirden doğup büyüdüğüm şehre nasıl geri dönebileceğim, hep akıllarda soru işareti oldu.
En kötüsü de ne biliyor musunuz? Siz insanlara kim olduğunuzu, sizi buraya getiren hikayenizin ne olduğunu anlatırken kim olduğunuzu hatırlayamıyorsunuz o an?
Sanki bir depremzede olunca onun öncesinde hiç bir hayatınız yokmuş gibi; Öncesi siliniyor, yeni bir hayata başlıyorsunuz ve bir milad doğuyor:
17 Ağustos 1999
Benim o tarihten önce kim olduğumu hatırlamam için aradan 20 yıl geçmesi gerekti. Bu süre hayatımı yeniden inşa etmem için ihtiyacım olan süreydi. Hani ileride kendinizi nerede göreceğiniz sorusu var ya, ben hep kendime yeniden dizayn ettiğim bu hayatın içinde yaşarken hayal ettim kendimi.
O yüzden herkes yeniden başlamalı, yeniden hayal etmeli, gerçekleşeceğini ummalı.
Ne oldum değil, ne olacağım demeli.
Hatta biraz daha ötesine gidip kendine yeni bir hikaye yazmalı, ve ben bu hikayede ben nasıl biri olacağım?
Hadi siz de alın kağıdı kaleminizi, gelecekte kim olmak ve bu hayatta nasıl bir iz bırakmak istiyorsunuz yazın bakalım.