Bir yerde;“mutluluk bir aldanış mıdır dersin, Wilhelm?"derken sanki gerçekten mutluluğun var olduğundan şüphe etmeyi bırakmış bunu teyit eder gibiyken, başka bir yerde,"nasıl oluyor da,insanı mutlu eden bir şey aynı zamanda onun felaketinin de kaynağı oluyor?” Diyerek kendinle insanı öyle acı acı gülümseten bir çelişkiye girdin ki sevgili Werther.. “Bazen anlamıyorum, ben onu böyle çok,böyle içten sevdiğim, ondan başka hiçbir şeyi görmediğim ve bilmediğim halde nasıl oluyor da, başkalarını seviyor,sevebiliyor!” “Çok şeylere sahibim. Ama onu düşünmek her şeyimi silip götürüyor. Nelerim var! Fakat onsuz her şey bana hiç oluyor.” Dostun Wilhelm'e yazdığın her bir satır, içini döktüğün her an aslında senin yakarmaların değildi sevgili Werther.. Sen içimdeki bendin aslında.. “Tanrının huzurunda kurumuş bir çeşme, delik bir kova gibi duruyorum. Kaç defa kendimi yerlere atıp, başının üstündeki göğün tunç gibi kaskatı durduğu ve toprağın susuzluktan çatladığı zamanlar yağmur isteyen bir çiftci gibi Tanrıya bana gözyaşı vermesi için yalvardım.” Gerçekten yalvardık Werther. Birlikte yalvardık. Ama, “Şimdi böylesi daha iyi. Güzel bir yaz akşamı tepeye çıkarsan,benu hatırla!” Lotte'ye yazdığın bu satırları okuduğumda gayriihtiyari ondan çok daha fazla üzüldüğümü düşündüm. Bu sefer tanrıya bana gözyaşları vermesi için yalvarmadım. Çünkü okuduğum her satırda ölüme götürdüğüm kişi sadece sen değil içimde olan lacivert ceketli sarı pantolonlu sen kılığına girmiş olan bendim.. Werther.. Sen seninle birlikte yanında binlerce ruh götürdün.. Onlara iyi bak lütfen. Seni sadece bazı anlarda hatırlamayacağım. Seni unutacağım hiçbir an olmayacak çünkü. Unutmayın hepimiz aslında Werther'iz.🖤 -Aysun Bilgin









