Bir kadının yaşı neden hala toplumun ortak tartışma konusu?
Gökçe Bahadır’ın hamilelik haberiyle birlikte sosyal medyada yine aynı cümleler dolaşmaya başladı:
“45 yaşında nasıl hamile kalır?”
“Bu yaştan sonra çocuk mu olur?”
“Çocuğun enerjisine nasıl yetişecek?”
Ama kimse dönüp şunu sormuyor:
Bir kadın neden yıllarca acele etmek zorunda bırakıldı?
Uzun yıllardır kadınlara aynı korku fısıldanıyor:
“Yaşın geçiyor.”
“Geç kalacaksın.”
“Anne olmak için elini çabuk tut.”
Bu baskı yüzünden nice kadın, hazır olmadığı evliliklere sürüklendi. Nice kadın yalnız kalmaktan korktuğu için yanlış insanlara “evet” dedi. Sırf toplumun takvimine yetişebilmek adına hayatının en büyük kararlarını kaygıyla almak zorunda kaldı.
Oysa artık dünya değişiyor.
Kadınlar kendi hayat planlarını kurabiliyor. Kariyer yapıyor, ekonomik özgürlüğünü kazanıyor, kendini tanıyor, isterse yumurtalarını donduruyor ve gerçekten hazır hissettiği zaman anne olmayı seçiyor.
Ama toplumun bakışı çoğu zaman aynı yerde kalıyor.
Kadının yaşı konuşuluyor, seçimleri sorgulanıyor, hayatına dışarıdan yorum yapılıyor.
Belki de artık biraz şunu konuşmamız gerekiyor:
Neden bu kadar çok kadın yanlış ilişkilerin içinde kayboluyor?
Her yıl onlarca kadın; sevmediği, ayrılamadığı ya da şiddet gördüğü erkekler yüzünden hayatını kaybediyor. Buna rağmen hala kadınlara “yeter ki genç yaşta evlen, çocuk yap” baskısı yapılabiliyor.
Oysa herkesin karşısına doğru insan aynı yaşta çıkmıyor.
Bazıları genç yaşta gerçek sevgiyi buluyor, bazıları yıllar sonra…
Ve hiçbir kadın, sırf “biyolojik saat” korkusuyla yanlış bir hayatın içine girmek zorunda değil.
Belki de şaşırmamız gereken şey 45 yaşında anne olan kadınlar değil; hala kadınların hayatına toplum adına yön vermeye çalışan bu eski zihniyet.










