📜Hüzünlü bir şiir gibiydi her şey. Artık yavaş yavaş anımsıyordum. Günler geçiyordu. Bildiğim tek gerçek buydu. Şairin dediği gibi, kendimi ağır ve müşfik akan bir suyun koynuna bırakmış, gidiyordum.✨
~Zeki Demirkubuz, C Blok (1994)
seen from Germany

seen from United States
seen from United Kingdom
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from Uzbekistan
seen from Netherlands
seen from France

seen from United Kingdom

seen from United States
seen from United States
seen from China
seen from Singapore
seen from China
seen from China
seen from Italy
seen from Russia
seen from United States
seen from Taiwan
📜Hüzünlü bir şiir gibiydi her şey. Artık yavaş yavaş anımsıyordum. Günler geçiyordu. Bildiğim tek gerçek buydu. Şairin dediği gibi, kendimi ağır ve müşfik akan bir suyun koynuna bırakmış, gidiyordum.✨
~Zeki Demirkubuz, C Blok (1994)
C Blok (1994) dir. Zeki Demirkubuz
Ocak izlemeleri
c blok (1994), zeki demirkubuz
Blok
Demirkubuz filmlerinin (demir)kuduz gibi üstünden geçerken dün C Blok’u izledim. Karşılıklı bir delilik artırması. - Var mı bu deliliği artıran? - Var! - Peki daha uçuk bir fantazi kurulabilir mi? - Elbette! - Sanrı? - Olmaz mı, buyur burdan yak! Film aynen bu şekilde, neye referans verdiğini anlayamadığımız bir diyalogu dinliyormuşuz gibi ilerliyor. İzleyiciye insaf edilmiyor, bir anda bu iki delinin hayalleriyle kuşatılıyoruz ve neyin doğru neyin kurgu olduğunun ayırdına varmakta güçlük çekiyoruz.
Filmin merkezindeki iki deli: Filme adını veren C Blok’un üst katlarında oturan Tülay (Serap Aksoy) ve apartman görevlisinin eksik akıllı oğlu Halit (Fikret Kuşkan). Her ikisi de C Blok’un ve genel olarak Tülay’ın deyimiyle “apartmanları geceleri canavar gibi büyüyen sitenin” temsil ettiği kast sisteminin acımasız yalnızlığından yorgun düşmüş, bu düzenden kendini sakınmak ve biraz olsun o sertliği kırabilmek için onlara manevra kabiliyeti sağlayan otomobillerine sığınmış, kendi küçük krallıklarını kurmuşlar. Halit çalıştırmadığı halde sürekli yıkadığı bir arabanın içinde gözlerini kırpıştırmasıyla senkronize şekilde sileceklerini çalıştırıp dünyayı tıpkı televizyon izler gibi izlerken, Tülay sabahları ofisteki işine yetişirmişçesine koşup yerleştiği arabasıyla otoyolları aşındırıyor ve en az kendisinin gecekondudan çıkıp sınıf atlaması kadar yarım bırakılmış bir projeyi andıran çirkin, beton bloklarla bezeli sahile kendisini atıyor. Bazen karşılaştığı bir balıkçıyla, bazen bir grup delikanlıyla ilgili gündüz düşleri kuruyor ve fakat evine döndüğünde de Tülay’ın hastalıklı aklı durmuyor: Bu sefer evin hizmetçisi ve Halit arasındaki olası bir kırıştırmaya dair görüntüler düşüyor aklına, ki bu macera Halit’in de gündüz düşleriyle paralel. İkisi, bu ortak delilikte buluşuyor ve birbirlerine sıkı sıkı tutunuyorlar.
Kocasının çamaşırlarını yıkamadığı, gömleklerini ütülemediği, yemeğini pişirmediği ve yanına oturup akşamları aynı ekrana bakmadığı bir evde, belki geleneksel rolleri üstlenmediği ve yerine ne koyacağını bilemediği için kocasından giderek uzaklaşan Tülay, huzursuzluğunu arkadaşı Fatoş (Ülkü Duru) hariç kimseyle paylaşmıyor. Aklının firar ettiği anlarda, kopup geldiği varoşlarla Halit üstünden bir bağlantı kurabildiği için hoşnut, hatta bir noktadan sonra bunu cinsel düzeye de taşıyor. Halit de böyle bir hastalıklı tutku karşılığında güvenli alanı olarak bellediği babasının otomobilini terk etmeye ve Tülay’ın lafına inananarak yüksek ihtimalle kurgu olan bir cinayetin failini kovalamaya, façasının bozulmasına ve sonrasında akıl hastanesine gönderilmeye razı geliyor. Olanların ardından evi terk etmek için kocasının (Selçuk Yöntem) hizmetçilerine (Zuhal Gencer) Tülay evde yokken tecavüz ettiği senaryosunu uyduran Tülay, bu olaydan sonra annesinin vaktiyle beğenmediği evine sığınıyor. Bir zamanlar arabasıyla eski mahallesinde görünmekten bile çekinirken, şimdi basit detaylarını özlediği eski hayatını kucaklayan Tülay, anne evinde çektiği deliksiz uykular ve yediği iştahlı yemekler ardından, artık umrunda olmayan statüsünü terk etmek üzere o hayata açılan apartman dairesinin anahtarını C Blok’un kapısına bırakıp ortadan kayboluyor.
Film kontekstinde düşününce, C Blok’un isminde geçen “blok”u “taş kütlesi” veya “birçok apartmandan oluşan beton yapıdan” ziyade, “engel” olarak okumak daha doğru belki.
Garip değil mi, acı da sevinç de insanda aynı etkiyi yapıyor; soluğumuz kesiliyor, insanın ağlayası geliyor.
İvan Gonçarov, Oblomov s.296 Fotoğraflar: Zeki Demirkubuz’un 1994 yapımı, “C Blok” filminden, (Fikret Kuşkan & Serap Aksoy).
“Hüzünlü bir şiir gibiydi her şey. Artık yavaş yavaş anımsıyordum. Günler geçiyordu. Bildiğim tek gerçek buydu. Şairin dediği gibi, kendimi ağır ve müşfik akan bir suyun koynuna bırakmış, gidiyordum.”
C-Blok (1994), Zeki Demirkubuz