ÇAĞDAŞ ÇEVRE YAKLAŞIMLARI VE ÇEVRE STRATEJİLERİ
4.1. YAŞAMIN NİTELİĞİ VE GAYRİ SAFİ MİLLİ HASILA
Sağlıklı bir toplumsal yapının temel koşulu;güvenli insan ilişkileri ve gelir dağılımında ki eşitliğin yanında, doğal,kültürel ve estetik çevrenin korunmasıdır. Gelişmişliğin ölçütü olarak kabul edilen, üretilen mal ve hizmetlerin toplam değeri, Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH) da ki büyümenin ; tek başına,toplumun refah ve mutluluğunun ölçütü olarak kabul edilip edilmemesi tartışmaya açıktır.
Tarihi çevrenin bozulması, doğal ve estetik çevrenin hızla yok olması pahasına sağlanacak enerji ve sanayi üretimi artışı; toplumsal refah ve mutluluğun ölçüsü olabilir mi? Aynı şekilde kültürel düzeyi giderek düşen;okunan kitap,dergi,gazete sayısı giderek azalan bir toplumda video yada renkli TV üretimindeki artış GSMH’
4.2.ÇEVRE SORUNUNA İKTİSADİ YAKLAŞIM
4.2.1.KAYNAK DAĞILIMI SORUNU OLARAK ÇEVRE
Çevre kirliliğine yol açan olay, özünde mal ve hizmetlerin üretim ve tüketimidir.Bu anlamda,her iktisadi faaliyet çevre kirliliğine yol açar.
Çevre sorunu her şeyden önce daha iyi bir çevre ile daha çok üretim,yada bugünkü kuşakların gereksinimleri ile gelecekteki kuşakların gereksinimleri arasında bir karar verme sonucudur.Bir başka değişle,kaynakların çevre ile diğer mallar arasında dağılımı,bugünkü kullanımları ile gelecekteki kullanımları arasında seçim yapılması sorunudur.
Çözümün kaynak dağılımı çerçevesinde aranması,çevre sorununu iktisadi sorunun bir parçası haline getirmektedir.
Mal ve hizmet üretiminin yarattığı çevre kirliliğinin önlenmesi ve yaratılan kirliliğin temizlenmesinin,esasen kıt olan ülke kaynaklarının tüketimine yönelik maliyetinin olması, yani aynı kaynakları kullanarak üretilecek başka mal ve hizmetlerin üretiminden vazgeçmeye neden olması;üretim artışı ile çevre kirliliği arasında ki ilişkinin aynı yöndeki varlığını ortaya çıkarmaktadır.
Bir başka söylemle; çevre korumaya ayrılacak kaynaklar,GSMH artış hızında düşmeye ve büyümenin yavaşlamasına neden olacaktır.
Ancak çevreyi gözetmeden sağlanacak üretim artışları ve büyüme de ;yakın bir gelecekte beşeri ve doğal kaynakların nitel ve nicel olarak azalmasına neden olacaktır.Bu durum insanın refah ve mutluluğuna olumsuz yönde etki yaparak,üretim olanaklarının azalmasına ve bağlı olarak büyüme de ani ve hızlı düşmelere,belki de toplumsal yaşamın tehlikeye girmesine neden olacaktır.
Hiçbir atık yaratmadan üretim ve tüketim yapmanın fizik yaslarına,hiçbir girdi kullanmadan çevreyi koruyucu,temizleyici önlemler almanın da iktisat kurallarına aykırı olduğu gerçeği; üretim –tüketim ve GSMH artışından özveri de bulunmaksızın çevreyi korumanın olanaksız olduğu sonucunu doğurur.
Diğer yandan ,özellikle insanlığın açlık ve yoksullukla mücadelesi,eğitim ve sağlık hizmetlerini geliştirmesi ,vb. için de üretim ve büyümeye gerek olduğu açıktır.
Özetle insanlığın,nitel ve nicel gelişiminde gerek duyulan kaynaklar için, büyümeden vazgeçilemeyeceği gibi,çevre kirliliğinin önlenmesi, ekolojik dengenin korunması yani daha iyi bir çevre için gerekli uygun teknolojiler için yapılacak harcamalarda büyümeye gereksinim vardır
Çözümsüz bir ikilem gibi görünen bu durum karşında “önce büyür,kalkınır,sonra çevreyi koruruz.”gibi yanlış bir görüşe düşülmemelidir. Çevre kirliliği geriye dönüşü çok güç olan bir süreçtir. Böyle bir sürece girilmesinden kısa bir süre sonra ;değil çevreyi onarmayı başarmak,istenilen büyüme hızına ulaşmak da zorlaşacaktır
4.2.2.SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA
Kaynak dağılımı yaklaşımı içinde ele alınan “çevre-üretim “sorunun doğru çözümü ; sahip olduğumuz kaynakları gelecekte de kullanılmasına olanak tanıyacak bir şekilde kullanarak, büyümenin sürdürülmesiyle mümkün olacaktır.Ancak böylesi bir çerçeve içinde,iktisadi kalkınma hedefleri ile çevre politikaları arasında uyum sağlanacak,iktisadi yaşamın kendi ekolojik köklerine bağlı kalınarak,gelecek kuşakların refah ve mutluluğu güvence altına alan uzun süreli bir büyümeyi gerçekleştirmek mümkün olacaktır.
Sürdürülebilir kalkınmanın ana teması “karar vermede ekonomik ve ekolojik düşünceleri bütünleştirmek “olmalıdır.
Sürdürülebilir bir büyümenin etkin olabilmesi ; bugünkü büyümeye göre nitelikçe farklılaşmasını ve yapısın da niteliksel gelişme ile ilgili bazı değer yargılarına yer vermesini gerektirir. Serbest piyasa ekonomisi,böyle bir niteliksel farklılaşmayı sağlayacak güdülerden yoksundur.Bu nedenle sürdürülebilir kalkınma stratejisi, çevre politikaları ve ekonomi politikaların da devletin yönlendiriciliğini gerektirir.
4.3.NÜFUS VE KENTLEŞME
4.3.1.NÜFUS
Nüfus artışı, bir yandan doğal çevre ve kaynakların hızla bozulmasına neden olurken diğer yandan sürdürülebilir kalkınma da engelleyici unsur olur.Hızlı nüfus artışının ortaya çıkardığı beslenme yetersizliği,açlık,eğitim ve sağlık hizmetlerindeki yetersizlik,yüksek orandaki çocuk ölümleri başlı başına birer sosyal çevre sorunu oluşturmaktadır.
Kuzey ve güney küredeki nüfus artış hızındaki farklılıklar, varsıllık-yoksulluk çizgisini giderek daha da derinleştirmekte,bunun getirdiği karışıklık ve dalgalanmalar,kalkınmanın sürdürülebilirliğini yalnız ekonomik yönden değil,sosyal ve siyasal yönlerden de tehdit etmektedir.
4.3.2.AİLE PLANLAMASI
Aile planlaması,çevre politikalarının önemli bir unsuru olarak ele alınmalıdır.Ancak aile planlaması; yalnızca doğum kontrol yöntemlerinin yaygınlaştırılması ve eğitim – sağlık hizmetlerinin nitel ve niceliksel standardının yükseltilmesi olarak görülmemelidir. Bunlardan daha önemlisi olarak,kadının toplumdaki yeri ve statüsünün yükseltilmesi olarak değerlendirilmelidir.Bu konuda demokratik gelişmeler esas alınmalıdır.
4.3.3.KENTLEŞME
Nüfusun yalnızca global olarak artışı değil, belli merkezler de hızla yoğunlaşması demek olan kentleşmenin ; ortaya çıkardığı alt yapı eksiklikleri,hızla artan evsel atıklar,sağlıksız konutlar,doğanın özümseme kapasitesinin aşılması,fiziki ve sosyal çevre sorunlarını daha da ağırlaştırmaktadır.
Kişiler arasında olduğu gibi coğrafi bölgeler arasında dengeli bir kalkınma politikası,nüfusun belli bölge ve noktalarda yoğunlaşma hızını azaltacak ve çevre üzerindeki baskıların artışını yavaşlatacaktır.
4.4.DOĞAL KAYNAKLAR
Tüm canlılar,su,hava,toprak ve madenler yeryüzünün doğal kaynaklarıdır.İnsanların bilerek veya bilmeyerek diğer yaşam biçimlerine ve kaynaklara zarar vermesi doğal yaşamın dengesini bozmuştur.
Yaşayan türler; insanlara besin,ilaç,yapı ,giyim,kültür- sanat malzemeleri,vb. pek çok çeşit ürün sağlamaktadır.Bu nedenle insanlığın baskısı altındadırlar.
Türlerin yaşamlarını sürdürmeleri; manevi,ahlaki,kültürel,estetik,bilimsel nedenler yanında salt faydacı yönden dahi zorunludur. Zira ;insanlığın iyi bir yaşam sürdürebilmesi ; temiz hava,su,toprak,ve ormanlar gibi doğal kaynakların korunmasını,genetik çeşitliliğin sürdürmesini,tüm ham maddelerin verimli olarak kullanılmasını gerektirir.
Toprak erozyonlarının ve kuraklığın yol açtığı kıtlık,açlık,göç olayları,ozon tabakasının delinmesi ve incelmesinin neden olduğu sağlık sorunları; metropol kentlerdeki trafik ,yaygınlaşan AIDS,yeryüzünün akciğeri sayılan Amazonlar ve benzeri ormanların yok edilmesi,hızla artan dünya nüfusu ve silahlanma harcamaları; dünyanın geleceğine bakışta, karamsarlık yaratmış ve bu tür olumsuzluklar dünya kamu oyunun büyük çoğunluğunca kabul görmüş ise de, günümüz de pek çok çevre duyarlılığına yönelik eylemlerinin başlamış olması umut vericidir.
Doğal kaynakları korumak onları yok etmeden yeniden üremelerine ve kullanımlarına olanak sağlayacak şekilde kullanmak yeryüzünün geleceği için gereklidir.Yenilenmeyen kaynakların sağlanırlığı yakın geleceğin en önemli siyasal gelişmelerinin nedenleri olacak ;bununda ötesinde yeryüzü ekolojik dengesine çok olumsuz etkiler yapacaktır.Bunun son örneği 1991 başında ki Körfez Savaşı’dır.
Büyük sanayi,enerji,bayındırlık vb. projelerin planlama aşamasında Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) çalışması yapılarak, projelerin doğal yaşama etkileri önceden kestirilmelidir.
Bu tür değerlendirmeler ; kalkınmayı yavaşlatan ,yatırımcıyı ürküten bir engel değil,yarınımızı koruyan çabalardır.
4.5.ENERJİ
Güvenli,sürdürülebilir bir çevre ve ekonomi ile birlikte sürdürülebilir enerji üretimi,sürdürülebilir bir kalkınmanın önemli bir unsurudur.
“Sürdürülebilir enerji” yaklaşımı,gereksinimimiz olan enerjinin en az finansman,çevresel ve sosyal maliyetle; sürekli olarak teminine olanak sağlayan politika, teknoloji ve uygulamaları kapsamaktadır.
Tüm öngörüler,yakın gelecekte enerji tüketiminin, dolayısıyla fosil yakıtların, tüketiminin artacağını göstermektedir;bu da atmosfere daha çok karbondioksitin bırakılacağı anlamına gelmektedir.Yapılan hesaplamalara göre;2020 yılında 1985 e oranla % 40-70 daha fazla karbondioksit çevreye salıncaktır.Atmosferdeki karbondioksitin yaratacağı sera etkisiyle yeryüzü sıcaklığı 1,5 - 4,5 oC artacaktır.
Bu tür olumsuzlukları önlemek için ; ilk aşama olarak fosil yakıt tüketimi azaltılmalı,sonraki aşamalarda daha az enerji ile daha iyi bir yaşam sürdürebilmek hedeflenmelidir.
Planlama çalışmaları ve sürdürülebilir Enerji için
· · Enerjinin etkin kullanımı ve enerji tasarrufu ile Ulusal enerji faturalarını azaltmak
· Enerji üretimi ve tüketiminin çevrede meydana getirdiği olumsuz etkiler ve
kirlenmenin en aza indirecek çevre dostu teknolojilerden yararlanma
· Yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının arttırılması ve bu alandaki teknoloji
yeteneğinin yükseltilmesi
· Enerji paylaşımı ile ilgili uluslar arası platformlarda, ülke çıkarlarına uygun
uzlaşmaları amaçlanmalıdır.
4.6.ÇEVRE SORUNUN ULUSLAR ARASI BOYUTLARI
4.6.1.DÜNYA ÖLÇEĞİNDE SORUN
Kirliliğin ortaya çıktığı yerden ithali yada ihracının ve yarattığı sonuçlara bağlı olarak;yaşam kalitesine,sağlığa,besin üretimine etkileri gibi günlük yaşamı birinci derecede etkileyen olgular; sorunla ilgili gerekli önlemleri almak ve ortak çözümler üretme düşüncesi; devletleri uluslar arası organizasyonlar altında bir araya getirmiştir.
Çevre sorunun bütün insanlığın ortak sorunu olduğuna dayalı global yaklaşım ve temel stratejiler; ilk kez BM’nin girişimiyle,1972 de 113 ülkenin katılımı ile toplanan “Stockholm Konferansı”ile ortaya konuldu.”Bir tek dünyamız var” sloganıyla sorunun dünya ölçeğinde ele alınmasının gerekliliği vurgulandı.
Sanayileşmiş ülkelerin çevre politikalarındaki çifte standartları,bu gereğin kavranmasındaki yaygınlık kuşku uyandırıcı niteliktedir. Nitekim bazı batılı sanayileşmiş ülkelerin ; atıklarını yoksul ülkelere ihraç etmeleri,kendi ormanları üzerine titrerken ,az gelişmiş ülke ormanlarını hiçbir ekolojik kaygı gözetmeksizin tüketmeleri, ”uluslar arası iş bölümü” adı altında “kirli sanayilerini yoksul ülkelere devretmeleri bilinen gerçeklerden bazılarıdır.
4.6.2 ULUSLAR ARASI İŞBİRLİĞİ
Uluslar arası işbirliği başlıca iki nedene dayanmaktadır.
A. Çevre kirliliği sınır tanımaması.
Kirlilik yalnızca doğduğu ülkeyi değil ,komşularını ,aynı kaynağı kullanan diğer ülkeleri de etkilemektedir.Sorunun çözümünün mali yükler getirmesi,karşılıklı teknolojik destek ve bilgi alış veriş gerektirmesi ülkeler arası işbirliğini zorunlu kılmaktadır.
B. Uygulanacak iktisadi ve mali politikaların ortaklaşa saptanması ve eşgüdümün sağlanması gerekliliği
Ülkeler arasındaki farklı çevre politikaları, özellikle sübvansiyon ve vergi-harçlar gibi birbirine zıt mali enstrümanların eşgüdümsüz ve uyumsuz kullanımları uluslar arası ticaretin yanlış yönlendirilmesine neden olmaktadır.
Bu gün bu tür sakıncaları ortadan kaldırmak amacıyla;özellikle kuzey ülkeleri ve AB ülkelerarasında geliştirilip kurumsallaştırılan işbirlikleri,ortak çevre politikaları benimsenen”Kirleten Öder”ilkesi;kirletici harç-vergi uygulamasını ve kirlilik standartlarına uymayı zorunlu kılmaktadır.
4.6.3.KUZE Y-GÜNEY YA DA VARSILLAR- YOKSULLAR BOYUTU
Uluslar arası ilişkilerin bir başka boyutu Kuzey- Güney,varsıl-yoksul ülkeler ekseninde gelişmektedir.Bu gelişme , yukarda anlatılan nedenlerden farklı olarak, uyum ve ortak yaklaşımdan çok görüşme ve tartışmayı ön plana çıkarmaktadır.Tartışmalar iki noktada odaklaşmaktadır.
Bedelin ödenmesinde adaletli davranma
Dünyadaki kaynakların büyük bir bölümünü sanayileşmiş Kuzey ülkeleri kullanmakta ve bunun sağladığı refahtan da yararlanmaktadırlar.Bu refahın sonucu olan kirliliğin ve onu ortadan kaldırma çabalarıyla, bedelini paylaşmak yoksul Güney tarafından bir haksızlık olarak görülmekte, çevre koruma programları maliyetinin Kuzey tarafından yüklenmesi talep edilmektedir.
Yoksulluk: Çevre sorunun en önemli kaynağı
Yoksulluk,uluslar arası eşit olmayan bölüşüm ilkeleri ve ağır borç yükü ;Güney ülkelerini,kaynaklarını aşırı kullanıma zorlayarak ekolojik ve çevre sorunlarını ağırlaştırmaktadır. Bu sorunlar yalnız ait olduğu ülkeyi değil , bütün dünyayı tehdit etmektedir.
Bu ikilem,sorunun global çözümü için, varsıl ülkelerden yoksul ülkelere varlık transferinin kaçınılmazlığını ortaya koymaktadır. Zira yoksulluk en önemli çevre sorunudur.















