History Events on June 17
seen from China
seen from United States
seen from Yemen

seen from United States
seen from Poland
seen from China

seen from Netherlands
seen from China

seen from Malaysia
seen from United States

seen from Russia

seen from T1
seen from T1

seen from Japan

seen from Malaysia

seen from United States
seen from China
seen from Australia

seen from Russia

seen from United States
History Events on June 17
Good Riddance - Disputatio
“Lectio” tamam, sıra “disputatio”da…
Kendi gözlemlerime dayanarak konuşacağım, genelde faşist düşünce yapısına sahip insanlar, faşist olduklarının bilincinde olmazlar. Verili bir konuda küçük yaştan itibaren alınan eğitim, medyada pompalanan kavramlar, aileden alınan bilgiler ve sokakta dönen tartışmalar, bireyi o konuda belirli bir fikir sahibi yapar. Ancak pek çok kişi bu verili bilgiyi olumsuzlayarak doğrulamayı / yanlışlamayı, ya da o konu hakkında okuma yapmayı bilmediği ve doğal olarak eğitim sistemi bu yönde bir refleksiyona dayandırılmadığı için, en faşizan düşünceler bile, toplumda tabanını bulduğu sürece, bireye “normal” görünür.
Modernizmin bizzat kendisiyle alâkalı sorunları olan birisi olarak, bilgi alış-verişi konusunda toplumdaki bu bozukluğun, bir bakıma ulus-devletin varlık sebebini ortaya koyarak, varoluşunu devam ettirdiğini düşünüyorum.
Şu sıralar Orta Çağ okumalarına, özellikle de Orta Çağ’daki sınıfsal yapıya, ilk üniversitelerin ortaya çıkışına ve “monolitik” düşünce yapısından Skolastisizm’e geçişe kafa yorduğumdan, insanların bilgiye ve bilgiyi edinmeye dair nasıl bir bakış açısına sahip olduklarını da anlamaya çalışıyorum. Örneğin, Orta Çağ düşünce yapısının altına ilk dinamitleri sokan Skolastisizm’i, bir felsefe olarak değil, bir metodoloji olarak görmek gerekiyor. Aquinalı Thomas’ın zirve noktasına yükselttiği ve 1200′lü yıllar itibariyle altın çağlarını yaşayan Skolastisizm, monolitik “lectio”nun (yani bir öğretmenin önündeki kitabı aynen okuması ve dinleyicilerin herhangi bir söz hakkı olmaması düzeni) yanına, “disputatio”yu, yani tartışmayı koyuyordu. Sabah saat 5 gibi başlayan üniversitede, ilk başta okumalar yapılıyor, öğleden sonraları ise tamamen tartışmaya ayrılıyordu.
“Öcü” olarak baktığımız, “karanlık” olarak gördüğümüz Orta Çağ’da, böylesine aydınlıkçı bir metodolojik tavrın varolduğunu ilk kez öğrendiğimde, küçük çaplı bir şok yaşadığımı iyi biliyorum.
Bugüne baktığımızdaysa, bizim modern üniversitelerimizin, Skolastik düşünce yapısının hâkim olduğu üniversitelere kıyasla, çok daha ileride olması gerektiğini varsaymak gerekiyor; ancak, üniversitede üretilen bilginin niteliğine, üniversite mezunu bireylerin tartışma kültürüne ve aynı bireylerin analiz yeteneklerine baktığımızda, üniversitenin neredeyse gerici bir kurum hâline geldiğini görüyoruz.
Medyada, forumlarda, internet sitelerinde rastladığım kadarıyla, eğitim seviyesi “yüksek” sayılabilecek, eli kalem tutmasa da tutuyormuş gibi yapan, kariyer hedefi olarak “beyaz gömlekliliği” seçmiş pek çok üniversiteli, herhangi bir kahvehanedeki faşizan görüşten daha ilerici ve gerçekçi, diyalektik bir düşünce biçimi geliştirmeyi beceremiyor.
Örneğin, bu blog’da daha önceki yazılarımda da birkaç kez konusu geçen “Andımız” meselesiyle ilgili, son dönemde bir tartışma başladı. Söylenen o ki, çiçeği burnunda millî eğitim bakanımız Nimet Çubukçu, NTV’de katıldığı “Neden?” programında, ilkokullarda okutulan “Andımız”ın kaldırılabileceğini çıtlatmıştı.
Programı izleyen birisi olarak, Nimet Çubukçu’nun böyle bir şeyi bizzat dillendirmediğini, sadece tartışılabilecek bir mesele olduğunu kabul ettiğini hatırlıyorum. Ancak devlet erkanından birisinin bu meseleyi “tartışılabilir” olarak görmesi bile, “Türk” faşistlerini kızdırmaya yetiyor görünen o ki.
Örneğin Ekşi Sözlük’ten bir yorum:
ancak atatürk milliyetçiliği’ni bilmeyen birisinin kaldırmak isteyebileceği bir and.
türk derken, etnik olarak türkler kastedilmiyor orada.
zaten atatürk ne mutlu türküm “diyene” diyor, “olana” değil.
türk’üm de lan!!
Belli ki, bu arkadaşımız Türkiye’yi yalnızca Türklerin yaşadığı, ürettiği ve yönettiği bir memleket sanıyor. Eh, ülkenin en çok satan gazetelerinden birinin motto’su “Türkiye Türklerindir” ise, bu tipte insanların çıkmasına çok da şaşırmamak lazım herhalde…
Beni asıl düşündüren şey ise, toplumun eğitimli kesiminde de bu konuya dair özgürlükçü bir yaklaşımın sunulamıyor olması. İktidarın ideolojik geçmişi nedeniyle iktidardan gelen her hamleyi “cumhuriyetin altına dinamit” olarak gören bu eğitimli kesim, her ortamda, her şartta özgürlükten bahsederken, iş “Andımız” gibi bildiğin faşist uygulamaları sorgulamaya gelince, frene basıveriyor. Ve diyor ki: “Burası Türkiye. Türküm de lan!”
Daha da garibi, gene aynı kesim, bu konuya dair mantıklı bir düşünce geliştirmeye çalışan, konunun tartışılması gerektiğini düşünen kesimi, “liberal” olmakla yaftalayıveriyor. Söz konusu yaftayı 1-2 kere yemiş birisi olarak, kendilerine her fırsatta Sartre’ın o veciz sözünü hatırlatmayı borç biliyorum: “Liberal iğrenç bir sözcüktür”.
Şüphesiz, AKP hükûmetinin tabanının Kemalizm’le olan sorunları, ülkede bazı konuların tartışılmaya açılmasına olanak sağlıyor. Ancak daha da önemlisi, gün geçtikçe, toplumun tabanından da kimi çatlak ve özgürlükçü sesler yükselebiliyor. Taraf gibi liberal ve nispeten özgürlükçü bir gazete, 50.000′li satış rakamlarına ulaşabiliyorsa, toplumda bu görüşlerin kendisine yer bulduğunu ve daha önce hiç kaşınmayan yaraların tırmalanmaya başlandığını düşünebiliriz.
Ancak milî eğitimin milliyetçi ve monolitik tornasından geçmiş, her yarayı İstiklâl Marşı’yla, her sorunu Andımız’la örtmeye alışmış, hayatında Nutuk dışında herhangi bir politik metin okumamış kişilerin hâkimiyeti ve hegemonyası, sürmeye devam ediyor. Acıdır ki, bu kişiler hâlen sınıfsal basamakların üst taraflarında, egemen medyada ve internet ortamlarında kendilerine geniş bir alan bulabiliyor.
Tekrarlayalım: Türkiye’de korkunç bir eğitim-öğretim sistemi, daha 7 yaşındaki çocukların kanına nakşedilmeye devam ediyor. Cumhuriyetin 87. yılına doğru ilerlerken, bu eğitim sisteminin neden olduğu sorunlar, toplumsal dengelerin altına dinamit koymayı sürdürüyor. Buna son verecek tek bir çare var: Eğitimli kesimin kafasını soktuğu delikten çıkartması.