Bisiklet kullanıcılarına tavsiyeler
Bisiklet benim için hayatı anlamlı kılan ve üzerindeyken derdi tasayı unutturan bir spor, hobi ve ulaşım aracı. Hakkında neredeyse hiçbir şey bilmediğim motosiklete kıyasla, bisiklet üzerine birkaç bir şey karalayacak ve bisiklete yeni başlayacak kişilere yardımcı olabilecek kadar tecrübe sahibiyim.
Yanlış olmasın, bisikleti “yalayıp yuttuğumu” iddia etmiyorum. Her an büyük dikkat gerektiren bu aracı iyi bildiğini iddia etmek yanlıştır, zira özellikle İstanbul ya da Ankara gibi büyük şehirlerde trafikte sürecekseniz, her saniye yeni bir şey öğrenmek durumunda kalacaksınız.
Başlangıç ve bisiklet seçimi
Birçoğumuz çocuk yaşlarında bisikletle tanışıyor, dolayısıyla gençliğinde nispeten iyi bir bisiklet almaya karar verdiğinde bisiklet üzerinde denge konusunda problem yaşamıyor. Ancak etrafımda 30 yaşını geçtiği hâlde bisiklet kullanmayı bilmeyen pek çok kişi de var. Lütfen yaşınız ne olursa olsun “Artık benden geçti” diye düşünmeyin ve bisiklete binmeyi öğrenmekten utanmayın. Bu işin yaşı yok. Fiziksel durumunuz el verdiğince, dilediğiniz gibi bisiklete binin. Çekinmeyin.
Bineceğiniz bisikletin seçimi pek çok kritere ve çevre şartlarına göre değişiklik gösterir. Şehir bisikleti, yol bisikleti, dağ bisikleti (MTB) gibi tercihleriniz var. Gördüğüm kadarıyla ülkemizde dağ bisikletine rağbet daha fazla. Yolları bozuk, kaldırımları yüksek şehirlerimiz için anlaşılır bir durum, ki ben de MTB sınıfına dâhil olan bir Kron XC 500 kullanıcısıyım. Bisiklet seçiminizi kullanım amacınıza ve kullanacağınız şehrin fiziksel şartlarına göre yapmanız akıl kârı olacaktır. Örneğin düz bisiklet yollarında, keyfini süre süre gezecekseniz şehir bisikletini tercih edebilirsiniz. Benim gibi trafiğe dalacak, yokuştan yokuşa akacaksanız, hafif bir MTB ya da yol bisikleti daha doğru tercih olur.
Bisiklet tercihiniz ne olursa olsun, kadrosunun (yani gövdesinin) nispeten hafif olmasına dikkat edin. Kadro dökme demir değil de, alüminyum olsun, hatta para sıkıntınız yoksa karbon kadrolu modellere de bakabilirsiniz. “İdeal ağırlık nedir?” diye soracak olursanız, bisikleti tek elinizle rahatlıkla kaldırabilmelisiniz. Unutmayın, bisiklet bütün enerjisini sizden alan bir araç. Dolayısıyla bisiklet ne kadar hafif olursa, enerjinizi o kadar az emecektir. Bu nedenle bisikleti işi bisiklet satmak olan bir bisiklet mağazasından almak daha doğru tercih olur. Alışveriş merkezlerinde, süpermarketlerde satılan bisikletler genelde ağırdır ve ekipmanları da kalitesiz olur.
Kadro seçiminin yanı sıra, kadro boyu da çok önemli. Kadro boyu genelde inch’le belirtilir. Kadronuzu seçmeden önce hesaplama araçlarına bakın ve boyunuza en uygun olanını seçin. 1.90 boyunuzla 15-16” kadrolu bir bisiklete binmeye çalışırsanız, her virajda dizleriniz gidona çarpar. Bisikleti denemeden almayın. (Bunu diyen adam bisikletini -uzun araştırmalar sonucunda da olsa- internetten aldı, çaktırmayın:)
Bisikletin kadrosu kadar lastik seçimi de önemlidir. Ülkemizde genelde bisiklet sahipleri bisikletlerini orijinal lastikleriyle kullanılıyor, ancak doğru lastik seçimi sürüş konforuna direkt olarak etki eder. Örneğin MTB’lerdeki dişli lastikler şehir kullanımında asfalta iyice yapışır, dolayısıyla bisiklete harcadığınız enerjinin bir kısmını emer. Off-road’da büyük avantaj yaratan bu lastikler, asfaltta ömür törpüsü olabilir. Benim gibi MTB sahibiyseniz ve bisikletinizi şehir içinde kullanacaksanız, lastiklerinizi yol lastikleriyle değiştirebilirsiniz. (Yakın zamanda hatırı sayılır bir masraf yaparak Continental Touring Plus’a geçtim, sürüşün bu kadar değişeceğini ve rahatlayacağını aklıma bile getirmemiştim.)
İlk kullanım ve ekipman seçimi
Mevsime göre giyinmeyi ihmal etmeyin. Rüzgârlı havalarda mutlaka rüzgârı kesecek yağmurluk benzeri bir şey üzerinizde olsun. Tercihen şort gibi rahat ve pedala takılmayacak şeyler giyin, tabii soğuk havalarda şortun altına tayt almayı unutmayın.
Bisiklete binmeden önce 10 saniyenizi ayırarak ilk kontrolleri mutlaka yapın. Başparmağınızla bastırarak lastiklerinizin havasını kontrol edin, frenlerinizi sıkarak tuttuklarından emin olun. Lastiklerin arasına bir şey sıkışmış mı diye bakın.
Sele yüksekliğini iyi ayarlayın. Yeni başlayanlar genelde yere tabanlarıyla basabilmek isterler, böylece kendilerini güvende hissederler. Denge konusunda yeterince tecrübe kazandığınızda selenizi biraz daha yükseltin. Seleye popoyu tam olarak yerleştirdiğinizde, pedalın en alçak seviyesindeyken bacağınız yere dik uzanmalı, yere ise ayaklarınızın uç kısmıyla değebilmelisiniz. Böylece pedal çevirirken dizlerinize daha az baskı uygularsınız, trafikte durduğunuzda da seleden inmek zorunda kalmazsınız.
Bisiklet ilk kullanımda popoyu acıtır. Bundan kaçış yok, canınız yanacak. Jelli sele ve tayt gibi aksesuarlarla bu acıyı azaltabilirsiniz. Ama en temizi birkaç gün ara verip, inat ederek tekrar binmeniz. Sonunda popo alışacaktır, merak etmeyin.
En önemli madde: Lütfen, ama lütfen, eldivenleriniz ve kaskınız olmadan bisiklete binmeyin. Bu işin şakası yok. En düşük hızda bile düştüğünüzde kafayı bir yerlere vurmanız ve sonu ölüme varan “talihsizliklere” uğramanız söz konusu. Kısa mesafe giderken bile takın. Eldiven de çok önemli. Hem gidonu tutmaktan elleriniz nasır tutmaz, hem de düşme ânında refleks olarak ilk tepki elleri yere koymak olduğundan, avuçlarınız zarar görmez. Bonus olarak dizlik ve dirseklik de takabilirsiniz, şahsen ben kullanmıyorum.
Sırtı terletmeyen bir sırt çantası edinin. İçinde bisiklet kilidiniz, çok terliyorsanız havlunuz, suyunuz ve bisiklet pompanız olsun. Bisiklet su kaybettiren bir aktivitedir, kaybettiğiniz suyu arada mola vererek takviye etmeniz gerekir.
Özellikle hava güneşliyse, mutlaka gözlük takın. Bisikletçiler için özel gözlükler var, ama dilerseniz kendi güneş gözlüğünüzü de kullanabilirsiniz. Bunu da ihmal etmeyin, ben en büyük kazamı bu yüzden yaptım. Sağ şeritte hızlı bir şekilde giderken güneşin parlaması nedeniyle duyarlı vatandaşlarımız tarafından şeridin orta yerine konmuş olan devasa kalası görmedim ve çarparak yere kapaklandım. Buna benzer bir şeyin başınıza gelmesini istemezsiniz.
Mutlaka bir zil edinin. Bu zili motorlu araçları değil, diğer bisikletlileri ve yayaları ikaz etmek için kullanacaksınız. Etrafı rahatsız etmeyecek, sesi otel resepsiyonundaki zillere benzeyen ziller var. Özellikle kaldırımda gideceğiniz zaman çok kullanışlı olacak.
Bisiklet çalınmaya en meyilli araçtır. Güzel yurdumuzda da hırsızı çoktur. Bu nedenle kilit seçiminiz çok önemli. Ucuza satılan kilitler hırsızlarca kısa sürede patlatılabilen türde şeylerdir, bu nedenle bu kilitlere güvenip de bisikletinizi uzun süre dışarıda bırakmayın. Eğer dışarıda tutmanız gerekiyorsa, Master Lock’ın Street Cuffs’ını (Amazon’da 45$, Türkiye’de bayağı pahalıdır) kullanabilirsiniz. Hiçbir kilit %100 güvence vermez, ancak Street Cuffs da bisikletçilerde 20 liraya satılan kilitlere benzemez. Şahsen bisikletimi asla dışarıda uzun süre bırakmam, kullandıktan sonra da eve çıkartırım. Asansörsüz apartmanda 4. katta otururken bile bu huyumdan vazgeçmedim. Tavsiye ederim.
İlk pedallar
Bisikletin bir spor ve hobinin yanı sıra bir ulaşım aracı olduğunu sakın aklınızdan çıkarmayın. Dışarıdaki milyonlarca motorlu araçla birlikte, siz de trafiğin bir parçasısınız. Bu nedenle trafik kurallarını bilmek zorundasınız. O kuralların neredeyse hepsi otomobiller için olduğu kadar sizin için de geçerli. Ayrıca büyük şehirde trafiğe çıkarsanız göreceksiniz, iyi bir bisiklet kullanıcısının temel görevi, trafikte kuralları hiçe sayan otomobiller de dâhil bütün motorlu taşıtların yapacaklarını önceden süzmek ve buna göre önlem almaktır. Bunu becerebilme yeteneğiniz sizi kazadan koruyacaktır.
Her an, her saniye çevrenizi ve mümkün olduğunda da arkanızı kontrol edin. Bisiklet en ufak dalgınlığa gelmez, kendinizi çok zor durumlarda bulabilirsiniz. Önünüzde sorun olmadığına emin olduğunuz anlarda, özellikle de sıkışık trafikte, arkanızı kontrol edin. Bunu kasklara takılan ufak aynaları kullanarak yapabileceğiniz gibi, omuz hizasından bakıp arka tarafı görecek şekilde kontrol ederek de yapabilirsiniz.
Park etmiş otomobiller, içinden her an birinin çıkması olasılığıyla, bisikletçiler için en büyük tehlikeyi oluşturur. Bu otomobillerin sağından geçmeyin, solundan da arada mesafe bırakarak geçmeye dikkat edin. Mesafeyi bırakmak için sol şeride yanaşmanız gerekecek, dolayısıyla yanaşmadan önce arkanızı kontrol etmeyi unutmayın. Tarih park etmiş aracın kapısının bir anda açılmasıyla kapıyla bir bütün olmuş bisikletçi ve motosikletçi anılarıyla doludur, siz onlardan birinin kahramanı olmayın.
Hayallerinizi yıkmak istemem ama yine de söyleyeceğim: Bisiklet üzerindeyken müzik dinlenmez. Hele büyük şehirdeyseniz, kalkışmayın bile. “Bisikletinin üzerinde rüzgârı hissederken Arctic Monkeys dinleyen özgür ruhlu isyankâr” söylem olarak kulağa çok hoş geliyor olabilir, ancak hiçbir şey canınızdan daha kıymetli değil. Görme ve işitme duyularınız tamamen sürüşe odaklanmış olmalı, aksi takdirde hissetme duyunuz bir otomobilin arka tamponuna odaklanabilir, bu riski almayın. Trafiği her an görün ve duyun.
Bisikletinizin fren davranışını öğrenmek için, trafiğe çıkmadan önce düz bir yolda fren denemeleri yapın. Hızlandıktan sonra frenleri hangi şiddetle sıktığınızda optimum duruşu yakaladığınızı ölçün. Düz yolda ideal olan iki freni birden yavaş yavaş şiddetini artırarak sıkmaktır. Yokuş aşağı giderken önce arka frenle başlayıp sonra ön frenle desteklemek, yokuş yukarı çıkarken ise ön frenle başlayıp arka frenle desteklemek, en iyi frenlemeyi sağlayacaktır.
Viraja girerken hızınızı iyi ayarlayın. Virajda bisikletiniz sağa ya da sola yatacağı için lastiklerin asfalta değdiği alan azalır, bir de üstüne zemin kaygansa ya da asfalt bozuksa lastikler kaymaya meyleder. Dolayısıyla hızınızı virajdayken fren yapmanıza gerek kalmayacak şekilde ayarlamaya bakın. Ayarlayamadınız ve virajdayken hızınızı düşürmeniz gerekti diyelim, ön freni kullanmaktan mümkün olduğunca imtina edin. Ne olursa olsun, viraja doğru hızla girmek önemlidir, buna çalışın.
Kafanız bulanıkken, derdiniz tasanız varken, dikkatiniz kendinizi yola veremeyecek kadar dağınıkken bisiklet kullanmayın. Bisiklet insanı keyiflendiren ve toparlayan bir araçtır, ancak bazen hayat gailesi bisikletin çözemeyeceği kadar yoğun olabilir. Bu dönemlerde trafiğe çıkmamanız doğru tercih olur.
Bisiklet yollarında ve trafiğe kapalı alanlarda bisiklete binmek
Bisiklet yolu Avrupa şehirlerinde bolca bulunurken, bizde şehirlerin büyüklüğüne kıyasla maalesef şaka seviyesinde bir oranda. Şehrinde bisiklet yolu bulunanlardansanız, bu şansınızı iyi kullanın.
Özellikle haftasonu ve tatil günleri gibi kalabalık günlerde, yayaların bisiklet yoluna atlamak gibi bir alışkanlığı var. Hızınızı buna göre kontrol edin. Bir parmağınız devamlı zilinizin yakınında dolsun.
Meydan, park, bahçe gibi yerlerden geçerken çocuklara dikkat edin. Bir yöne doğru yavaş yavaş salınırken bir anda diğer yöne doğru depara kalkma gibi bir huyları olabiliyor.
Kalabalık bir meydanda sürmek, trafikte sürmekten daha zordur. Kalabalığa girmeden önce boş bir alanda yavaş sürme egzersizi yapın. Kulağa kolay gelir, ancak iki tekerli bir araçta düşük hızlarda dengeyi sağlamak ustalık işidir.
Yayalar çoğu zaman otomobillerden ve motosikletlerden daha zorlu engellerdir. Yollarda motorlu araçlara karşı dikkatlidirler, ancak bisikletliyi ciddiye almamak gibi bir hataya kolayca düşebilirler. Bisiklet üzerinde hatırı sayılır bir hızdayken bana flyer vermeye çalışanını da gördüm, önüme atlayanını da… Ziliniz yayaya karşı en etkili aracınız olacaktır.
Açık trafikte bisiklete binmek
Şahsen trafikte bisiklet kullanmayı, trafiğe kapalı alanda kullanmaktan daha çok seviyorum. Hem bisikletin “ulaşım aracı” kimliği tamamlanmış oluyor, hem de sanırım İstanbul’da trafikte eziyet çeken sürücüleri tek tek geçmekten de haz alıyorum. Size de aynı zevki veriyorsa, trafiğe kapalı alanlarda ve bisiklet yollarında yeterince tecrübelendikten sonra, trafiğe çıkmaya başlayabilirsiniz.
Maksimum hızı itibarıyla bisikletin ait olduğu yer sağ şerittir. Ancak önünüzdeki bir aracı sollamanız gerekirse bir sol şeride geçip, sollama işlemi bittiğinde tekrar sağ şeride -elbette etrafınızı ve arkanızı kontrol ettikten sonra- geçebilirsiniz. Üç ya da daha fazla şeritli yollarda zorunda kalmadıkça en sol şeride geçmeyi düşünmeyin, orası trafiğin hızlı akması gereken yerlerdir.
“Sağ şerit” kavramını biraz açalım: Trafikte otomobiller sizi olabildiğince sağ şeridin dışına, yol çizgilerinin kenarına doğru itmeye çalışacak. Ülkemizde asfaltlar zaten yeterince bozukken, yol çizgilerinin kenarı iyice kalitesizdir, mazgallar da bisiklet için tehlikelidir. Size önerim, eğer fiziksel durumunuz ve yol müsaitse, can güvenliğinizi tehlikeye atmayacak kadar hızlanın ve otomobillerin sizi sağ şeridin dışına doğru itmelerine izin vermeyin. Siz trafiğin bir parçasısınız ve sağ şeritte bulunmak sizin hakkınız. Şeridin dışına itildikçe park etmiş arabalara yaklaşacağınızı, bunun da tehlike arz ettiğini unutmayın. Hem inatçı, hem de dikkatli olun.
Bu biraz garip gelecek, kabul: Kendi kendinize devamlı konuşun. Bu benim sıkılmadan, sürekli yaptığım bir işlem. Kendinize trafiğin o anki durumunu, olası tehlikeleri, yapmanız gerekenleri anlatın. Örnek bir konuşma: “Düz gidiyorum, hızım iyi, sağa dönüş var, oradan araba çıkabilir, sağı kontrol et, araba yok, hızlan ve devam et. İleride yaya geçidi var, hızı azalt. Park etmiş arabalara dikkat, kapıyı açan olabilir, şeridin ortasına doğru geç. Solda otobüs var, ileride durak var, birden sağa kırabilir, dikkat et.” vs. vs. Biraz şizofrenik bir davranış gibi gelebilir, ancak ne kadar işinize yarayacağını tahmin dahi edemezsiniz.
Bir diğer hayati öneri: Araçların kıçına yapışmayın. Otomobillerde olduğu gibi, bisiklette de takip mesafesi önemlidir. Trafik sıkışıksa ve önünüzdeki araca yaklaşmak durumunda kalırsanız, bir otomobili asla ortalayarak ya da tekerlek izi üzerinden takip etmeyin. Otomobil ani bir fren yaptığı takdirde kaçabilecek fırsatınızın olması için otomobili şeridin müsaitlik durumuna göre sağından ya da solundan takip etmelisiniz.
Belediye otobüsleri, dolmuşlar ve taksiler, trafikteki en tehlikeli araçlardır. Otobüsler bir anda en sağ şeride geçmeleri ve duraktan çıkarken bisikletlileri takmamalarıyla meşhurdur. Dikkat edin. Taksiler ve dolmuşlar ise apayrı bir yazı konusu olabilir. Bir kısmını tenzih ederek söyleyeceğim: Şimdiye kadar bisikletlinin canına saygı duyan taksi ve dolmuş şoförüne rastlamadım diyebilirim. Bu araçların yakınlarındayken dikkatinizi 3-4 kat artırın ve her türlü sürprize hazır olun.
Bazı bisikletlilerin trafik akışının tersinden gitmeyi sevdiğini görüyorum, bunu asla yapmayın. Siz trafiğin bir parçasısınız ve trafiğin bir parçası olarak algılanmak istiyorsanız, kurallarına da uyacaksınız. Ayrıca karşıdan karşıya geçen yayaların trafik akışının ters yönüne bakma alışkanlığı olmadığını hatırlatırım. Tatsız olayların yaşanmasını istemiyorsanız, trafiği akışının tersinden takip etmeyin, paşa paşa yolun karşısına geçin.
Sıkışık trafikte bisiklete binmek
Açık trafikteki çoğu öneri sıkışık trafikte de geçerli olmakla birlikte, sıkışık trafikte dikkat edilmesi gereken birkaç önemli nokta var. Ama peşinen söyleyeyim: Gerçek bir sıkışık trafik deneyimi yaşamak isterseniz, İstanbul’da bir tatil günü Ortaköy - Rumelihisarı arasında yolculuk etmeyi deneyin. Otomobillerin nasıl angut gibi beklediğini gözlerinizle görün ve nispet yaparcasına aralarından akıp gidin.
Trafik sıkışıksa, otomobillerin arasından geçmek için doğal olarak bisikletinizle bol bol şerit değiştirmeniz gerekecek. Düşük hızda manevra yapma kabiliyetinizi geliştirdiğinize emin olun, bunun için trafiğe kapalı alanlarda antrenman yapın.
Unutmayın, sıkışık trafikteki tek iki tekerli araç siz değilsiniz. Diğer bisikletler ve motosikletler de sizin gibi otomobillerin arasında slalom yapma peşinde koşacak. Bu da demek oluyor ki, bir otomobilin sağ yanından sol yanına doğru geçerken, arkadan gelen başka bir bisikletli ya da motosikletli var mı, kontrol etmelisiniz. Bu tür kazaları çokça gördüğümü belirteyim.
Eğer MTB kullanıcısıysanız, bisikletinizin ön lastiğini kaldırarak kaldırıma çıkmayı ya da tümseklerin üzerinden atlamayı öğrenin. Yanlış anlamayın, bisikletin önünü kaldırıp arka teker üzerinde şov yapın demiyorum. Yalnızca trafiğin içinden çıkılamayacak kadar sıkıştığı bazı durumlarda (mesela bir otobüs şeridin tamamını kapladığında) kaldırıma çıkıp, yeterince ilerledikten sonra tekrar yola dönmeniz gerekebilir. Bu sırada zaman kaybetmemek ve bisikletinizin üzerinden inmemek için pedaldan güç alarak ön lastiği kaldırıp kaldırıma çıkabilirsiniz. Tabii bunun için de antrenman yapın, trafiğe kapalı bir alanda 2-3 cm gibi ufak bir tümsekle başlayıp, yüksekliği giderek artırarak, sonunda becerinizi kaldırıma taşıyın. Kendinize yeterince güvendiğinizde trafikte de deneyebilirsiniz.
Genel öneriler
İstanbul’da yaşıyorsanız, bisikletinizle vapura ve deniz otobüsüne binme ayrıcalığını yaşayın. Çıkın, şehrin bir yakasında gezin, sonra vapura atlayın, çayınızı yudumlayarak diğer yakaya geçin ve o yakada devam edin. Boğaz Köprüsü trafiğinde ömür çürütenlerin yaşayamayacağı bu zevki tadın. (Bisikletinizle vapura ve deniz otobüsüne binmek için herhangi bir ekstra ücret ödemeniz gerekmiyor. Biletinizi turnikeye okutup turnikeyi çevirdikten sonra görevliye rica edin, size kapıyı açacaktır.)
Bisikletin nezaketi icabıdır: Karşı şeritten gelen bisikletliye selam verin. Ziliniz çok rahatsız edici değilse zilinizle, ziliniz yoksa başınızı hafifçe eğerek ve gülümseyerek selamlayın. Bunu yaptıktan sonra adeta bir Kanada vatandaşıymışçasına kendinizi iyi hissedeceğinizin garantisini veriyorum.
Akıllı telefon sahibiyseniz, konum bilginizi alarak size seyahatinizle ilgili detaylı bilgiler veren uygulamaları kullanabilirsiniz. Ben bunun için Runkeeper’ı kullanıyorum. Güzergâh, toplam kilometre, ortalama hız, çıkılan yükseklik, yakılan kalori dâhil pek çok bilgiyi veriyor.
Bisikletten düşmek bisikletin şanındandır. Başınıza gelebilir, bu gayet normaldir. Düşüşünüzün ciddi hasarlara sebebiyet vermemesi için gerekli önlemleri (hız kontrolü, maksimum dikkat, kask, eldiven vs.) alın. Her düşüşünüzden bir ders çıkarın ve hata sizdeyse o hatayı tekrarlamayın.
Şimdilik aklıma gelen tavsiyeler bu kadar. Biraz baktım da, sanırım biraz uzun olmuş. Umarım sıkılmadan okumuşsunuzdur.
Bisiklete binmek benim için yaşanabilecek en büyük keyiflerden biri. Bu yazıyı işten güçten vakit bulduğum zamanlardan çalarak birkaç günde yazdım, yazdıkça klavyeyi bırakıp bisiklete koşasım geldi, kendimi tuttum. Artık bittiğine göre, neşeyle turlayabilirim.
Hepinize güvenli sürüşler dilerim.
















