Mesela gece sokakta annemi daha önce bıçaklamış babam yerine, bıçaklanmasına rağmen çocuğuna zarar gelmesin diye susan annem gezse daha güvenilir olur.
seen from Germany
seen from United States
seen from United Kingdom

seen from Maldives

seen from Netherlands
seen from Brazil
seen from China
seen from China
seen from United States
seen from Czechia
seen from Belarus

seen from Italy
seen from China
seen from Kazakhstan
seen from France

seen from United States
seen from United Kingdom
seen from Germany

seen from United States
seen from Egypt
Mesela gece sokakta annemi daha önce bıçaklamış babam yerine, bıçaklanmasına rağmen çocuğuna zarar gelmesin diye susan annem gezse daha güvenilir olur.
Bu tür erkeklere düşman ve onlara nefret dolu yazıları her okuduğumda karnıma bir yumruk yemiş gibi oluyorum. Topyekün bir şekilde öylesine bir nefret kusuluyor ki acaba ben de bunun içinde miyim diye düşünmeden edemiyorum. (Böyle bir yazının Bianet gibi nefret suçlarına karşı hak temelli habercilik yapmaya çalışan bir sitede yayınlanması ise bir başka kafa karıştırıcı durum).
Bu tür erkek düşmanı metinleri okuduğumda aklıma ilk gelen soru feminist amacın/tahayyülün/geleceğin/ütopyanın ne olduğu sorusu oluyor. Çünkü bizler politik olduğu kadar ethik bir meselenin de içerisindeyiz ve en önemli tartışma meselelerinden birisi olan amaç-araç meselesi bizi de kapsıyor. 8 martın ötesine geçmek istiyorum, burada feminist gelecek/ütopya tahayyülü üzerine düşünmek istiyorum. Baktığımız da feminist ütopyaya dair en önemli mesele sanırım eril bir bedende doğup, erkeklik kalıpları içerisinde sosyalleşen ve heteroseksüel bir arzuya sahip insanların ne olacağı. Temelde ben de böyle bir insan olduğum için ama feminist ilkelere ve ütopyaya gönül verdiğim için bu konu üzerine düşünmeyi kendime bir borç biliyorum. Çok üzerine düşünmeden aklıma birkaç tane seçenek geliyor.
1. En eski feminizm düşmanı teze dayanarak feministlerin kesinlikle erkeklere düşman olduğunu ve tüm erkeklerin dünya üzerinden silinerek sadece kadınların kalacağı yönünde bir gelecek tahayyülü olabilir.
2. Bir diğer tahayyül erkekler ve kadınların başka başka yerlerde/şehirlerde/ülkelerde/gezegenlerde yaşayarak birbirleriyle hiçbir ilişkilerinin olmadığı, yalıtılmış bir gelecek de söz konusu olabilir. Mitlerdeki Amazonlar ya da Gilman’ın Kadınlar Ülkesi romanında olduğu gibi tıpkı.
3. Daha liberal bir gelecek de söz konusu olabilir tabii ki. Kadınların mecliste eşit sayıda kabul gördüğü, iş kadını (veya CEO) olabildiği, eğitim konundan engel olmadığı, cam tavanın kalktığı bir gelecek neden olmasın.
4. Ya da cinsiyet kimliklerinin ortadan kalktığı, pan-seksüel/queer bir cinsel yaşantının söz konusu olduğu bir gelecek/ütopya tahayyülü. Zamanın Kıyısındaki Kadın, Dişi Adam, Triton gibi eserlerde çizilmeye çalışılan bir yaşantı.
Bütün bunları neden mi yazdım?
Tahayyül ettiğimiz gelecek ya da ütopya bizim bu gün yaptığımız şeyleri, söylediğimiz sözleri belirlediği için yazdım. Çünkü bu yazıda olduğu gibi nefretler, aşağılamayla, ötekileştirmeyle sadece birinci ve ikinci türden bir gelecek (bana göre distopya) olabileceğini düşündüğüm için yazdım. Ethik meseleleri önemsediğim ve amacın araçlarla sürekli bir ilişki içerisinde olduğuna inandığım için yazdım.
Bir de siyasetin pedagojisini önemsediğim için yazdım. Pedagoji çok önemli ve değerli bir kavram ve elimizden asla bırakmamamız gerekiyor. Pedagoji özellikle diyalojik bir pedagoji sayesinde (tabii burada Freire ve onun düşüncelerinden esinlenmiş bir eleştirel ve radikal bir pedagojiyi kastettiğimi belirteyim) biz haklı olduğumuz konuda insanlara kendimizi anlatırız. Pedagoji bir iletişim ve anlatım şeklidir. Diyalojik bir pedagoji anlayışıyla karşımızdaki insana sabırla, nefret etmeden, ona sistemin ona vermediği konuşma hakkını vererek yaklaşırız. Ama pedagojik değil de üstten, ayrımlaştırıcı, ötekileştirici bir dile sahipsek en haklı veya en doğru bile olsak karşımızdakine bir gıdım şey aktaramayız.
Bu meseleyi sadece feminizmle de sınırlı değil, bu aslında tüm sistem karşıtı ve dönüştürücü politik düşünce sistemleri için geçerli sorunlardır.
Ben dördüncü tahayyüle kendimi yakın hisseden birisi olarak 8 martları bir tür karnaval olarak algılıyorum (1 mayısları olduğu gibi). O yüzden erkeklerin gelip gelmeme meselesinin kişisel bir karar olduğunu düşünüyorum. Tabii ki pratikte yaşanabilecek taciz veya saldırı gibi meseleleri anlıyorum ama bu durumun bir erkek düşmanlığına dönmesi bana korkutucu geliyor.
Zeki Bayhan – Sıfıra Yükselmek (2024)
Bu çalışma, özgür toplumsallaşma yolculuğunda atılması gereken bir ilk adıma, tarih boyunca göz önünde olan ve toplumsal yaşam üzerinde ağır bir yük oluşturduğu halde çoğunlukla görmezden gelinen “bildik” bir konuya, erkeklik kültürüne mercek tutuyor. Erkeklik kültürü, egemen dünya için dokunulmaz bir kutsallık olarak kurgulanmıştır. Gelgelelim, onun yarattığı kültürel atmosfer içinde boy…
View On WordPress
erkek olma hali...
kavram olarak bakildiginde uzerinde bir suru polemik yapilabilecek, ama kesinlikle "sadece" iki bacak arasindan sallanan $eyle olamayacak olgu, o maymunda da var, esekte de var.
simgesi "sik(+3)" olan element.
"you dont owe anyone masculinity, femininity or androgyny"
Erkek olmak ile Adam Olmak Arasındaki Farklar
New Post has been published on https://www.islamievlilik.net/erkek-olmak-ile-adam-olmak-arasindaki-farklar/
Erkek olmak ile Adam Olmak Arasındaki Farklar
Erkek olmak mı? Adam olmak mı?
Erkek olmak cinsiyetimiz ile alakalı olduğu için erkek olmayı seçebilecek kadar özgür değiliz. Bize doğuştan verilen bir hak, ama adam olmak tamamen tercih sebebi ve tıpkı, dürüstlük gibi, tıpkı özü sözü bir olmak gibi bir tercih meselesi ama aynı zamanda da, bir zorunluluk.
Kadın demiş “Kaşınız çıplak bir kadın bedenine sahip olmak için değil, örtmek için hamle gösterecek kadar ADAMSINIZ?” demiş. Gerçekten de sadece düşüncelerimiz bel altına mı faaliyet gösteriyor? Fırsatını bulsak Erkekliğin gereğini mi? Yoksa ADAMLIĞIN gereğini mi yaparız?
Askerlikte bir söz vardır. “Bir birliğin disiplini başında komutanı yokken belli olur” Komutan emir komutayı elinde tuttuğu sürece ve birliğinin başındayken kolay kolay bir vukuat olması beklenmez, ancak komutan birliğinin başında yokken disiplin hat safhadaysa evet orda disiplinden söz edilebilir. Erkek fırsatını bulsa, kimse onu yargılamayacak ve görmeyecek olsa kendisine cinsel meta gözü ile bakan kadın ile bir birliktelik yaşar mı? Nefsine ne kadar hakim olabilir? Erkeklik mi yoksa Adamlık mı ağır basar?
Kadınların 40 nefsi vardır 40 ınıda hakimdir, erkeğin 1 nefsi vardır ona da hakim olamaz diye bir genel söz vardır. Eğer söz konusu adamlıksa nefsine hakim olacaksın,
Ne demiş Yunus Emre, “Nefistir seni yolda koyan, yolda kalır nefse uyan.”
Siz Nefsinize uymayarak Adam olmayı seçin.
Sevgiyle kalın……
Erkekliğin foyası / Gülfer AKKAYA
Erkekliğin foyası / Gülfer AKKAYA
Erkekliğin foyası
Ülkede hukuk erkekler lehine çalışıp, uzun süren davalarda bir arpa boyu yol alınamayınca kadınlar ya hayatta kalabilmek için ya da daha ağır saldırılara uğramadan tacizcilerden kurtulmak için artık devlete ve onun hukuki birimlerine değil, kamusal alan olan sosyal medya üzerinden kadın kurumları ve kadın milletvekillerine, kadınlara ulaşıp onlardan destek istiyor.
Çünkü…
View On WordPress