seen from United States

seen from Belarus

seen from China
seen from United States

seen from United Kingdom
seen from Singapore

seen from Singapore
seen from China
seen from China
seen from China

seen from Russia
seen from China
seen from United Kingdom
seen from China
seen from China
seen from China
seen from China

seen from Malaysia
seen from China
seen from Germany
“Yaşamda sadelik,
düşüncede ihtişam..”
- Göğü kanaviçe gibi incelikle işleyip göğsüne iliştirmek ..
Oscar Wilde
(…) Sana hiçbir zaman gül bahçesi vaadetmedim ben. Hiçbir zaman kusursuz bir adalet vaadetmedim… Ve hiçbir zaman huzur ya da mutluluk da vaadetmedim. Sana ancak bütün bunlarla savaşma özgürlüğüne kavuşmanda yardımcı olabilirim. Sana sunduğum tek gerçeklik savaşım. Ve sağlıklı olmak, gücünün yettiği kadarıyla bu savaşımı kabul edip etmemekte özgür olmak demektir. Ben yalan şeyler vaadetmem hiç. Kusursuz, güllük gülistanlık bir dünya masalı koca bir yalandır. Üstelik böyle bir dünya çok can sıkıcı bir yer olur (…)
Joanne Greenberg - Sana Gül Bahçesi Vaadetmedim
Çünkü altını gömmek, onu başkalarından çalmak olduğu kadar kendinden de çalmak değil midir?
Thomas More (Utopia)
Cevaba sarıldım ve baktık yıldızlara
…açlıktan ölen, soğukta titreyen, hastane kapılarında can veren bir insanın yazgısı ne denli acıysa; doğanın güzelliğinden, düşünceden, şiirden, müzikten haz duyamayan bir insanın yazgısı da o denli acıdır.
mina urgan - edebiyatta ütopya kavramı ve thomas more
Ay'ı bı ayrı seviyorum, bilmediğimiz bı çok duyguya şahit oluyor belki de. Belki de değil aslında öyle, bizim görmediğimiz bı çok şeyi görüyor bizim bilmediğimiz bı çok şeye şahit oluyor ay , bizim anlamadığımız bı çok şeyi anlıyor ama hâlâ çok güzel görünüyor. Sence bizim de öyle olmamız gerekmez mi ? Herşeye, herkese, her duyguya, her zorluğa rağmen en güzel olmamız gerekmez mi? Belki de insanları güzel yapan şey budur. Belki de kalbi güzel olan insanların kalplerinin altında yatan acıdır onları masum yapan, kalplerinin altında yatan o gizli duygulardır onlara benliklerini hissettiren. Acı insanı olgunlaştırır dedikleri bu olsa gerek.
Günün kitabı: Marina Warner, Bir Zamanlar Bir Ülkede... Masalların Kısa Tarihi, Yapı Kredi Yayınları.
Warner, masallar konusunda Calvino'dan bir alıntı yapıyor. Masallar Calvino'ya göre ‘avutucu fabl’lardır ve fakirlikten, kötü davranışlardan ve baskıdan kurtulma umudu sunarlar. Yine Warner'e göre masallar umut taşırlar. Öykülerde umut mucizelerini ortaya çıkaran vasıtalar, bir geleneğe bağlı olarak yönel inanç sistemlerinden doğdukları için yöreden yöreye değişiklik gösterirler. Gelenek hayali birimler içerebilir ama aynı zamanda tarihten de izler taşırlar: Bir yanda periler ve gulyabaniler bir yanda baştan çıkarıcı kadınlar ve üvey anneler. Warner ayrıca Walter Benjamin'in masallarda büyü yoluyla elde edilen adaleti beğendiğine dikkat çeker. Benjamin'in sonunda karanlık kötücül güçler yerine ‘kurnazlığın ve yüksek umutların kazanmasının umut verdiği’ yorumunu yaptığını hatırlatır. Warner kadın ve masal konusuna da dikkat çekiyor kitabında. “Peri masallarında kadınlar (dişiler) kötülükte önde gelirler.” tespitini yapıyor, ki haklıdır. Bana sorarsanız masal, geçmişte geçse de gelecektir. Masal hem toplumların belleği hem erdem ve ahlak birikimi hem de hayal dünyasının genişliğidir. Masal, ütopyası olanların, üretken ve yaratıcı toplumların ürünüdür. Didaktiktir. Verdiği dersler ile nasıl bir toplum istediğini gösterir. Bir toplumun masalı ne kadar çoksa, kültürel hazinesi o kadar geniştir. Masal sözün gücüdür. Bir dilin gücü, masallarla bile ölçülür. Masalsız toplumun ne geçmiş hikâyeleri vardır ne de geleceğe dikebileceği ağaçları. Masalı olanın kökü sağlamdır. Masallar halkın saflığını, yüce gönüllülüğünü, paylaşım kültürünü, sevme tarzını, kolektif bilincini yansıtırlar. Kişisel bir şey anlatmak isterim. Biz çocukluğunu 90’larda yaşayanlar olarak belki son şanslı nesillerden biriydik. Gerçi her önceki kuşak kendini böyle nitelendirir. Hayır, masal bitti demiyorum. Aksine çeşitlenen, sayısı artan, nitelikli, yaşa ve gelişime göre daha uygun kitaplar var artık. 90 kuşağı bu kadar çeşitli masala ve çocuk kitaplarına sahip değildi belki. Bu da bizim şanssızlığımız olabilir. Fakat şanslı olduğumuz nokta şuydu: Televizyon, bilgisayar, tablet gibi araçlar hayatımıza geç girdi. Biz bir ara türdük. Teknolojiyi de gördük, sokakların tadına da vardık. Evet, belki sokaklar bugünküne göre daha güvenliydi. Bu anlamda hem çocukluğumuzu daha sosyal yaşadık hem de masalları mahallenin çocukları olarak topluca büyüklerimizden dinleyebilme şansına eriştik. Küçük şehirde yetişmiş kendim adına bunu söyleyebilirim en azından. Ananemin taraçasında, salkım salkım üzümlerin altında –biraz da sivrisinek ısırıkları eşliğinde- yüksek, tahtadan divan üzerinden masallar anlatışını ve ondaki tadı hiç unutamam. Şimdiki çocuklar belki ailelerinden dinleyebiliyorlar masalları fakat bu da alafrangalaştı. Batı filmlerindeki yatmadan önce çocuklarına kitap okuyan modern aileler var şimdi. Çocukların belki de toplu masal dinleyebildiği tek yer okullar artık. Ne olursa olsun masalsız yaşayamayız. Kökü sağlamlaştırmak için daha çok masal yaratmalıyız.