E.9. Korona Sonrası Hakkında
Bu hafta aslında istatistiki ve bol grafik ve figürler olan bir yazı ile normalden bir iki gün daha geç arz-ı endam eyleyecektim. Lakin, bu haftadan itibaren önümüzdeki beş hafta, hafta içleri yoğunluğum artacağı ve rutinlerimi bozmayı sevmediğim için küçük bir plan değişikliği oldu ve bir aydan uzun süredir sürdürdüğüm bir projemin meyveleri olan figürleri haftaya hem de (umarım) daha net sonuçlarla karşınıza getireceğim. İş bu sebeple, bu hafta koron salgını sonrası normalleşmenin nasıl olacağına dair bir zihin jimnastiği yapma kararı aldım.
Herkesi direk etkileyecek bir başlık üzerinden gidelim bu zihin jimnastiğinde, o da sosyal hayat olsun. Yanımızda birinin aksırıp öksürmesine bile kalmadan artık yanımıza birinin gelmesinin dahi bizleri paronayaklaştırmaya başladığı günlerden geçmekteyiz. Peki milyarlarca insanın beklediği o gün gelip de yetkililer kameraların karşısında yorgun, yıpranmış fakat gururlu bir şekilde ‘BAŞARDIK!!!’ diye haykıdığı günden sonra normalleşme nasıl gerçekleşecek? Ya da sorumu şöyle sorayım, bir restorana gittiğinde duyabileceğin bir mesafe de biri hapşurduğunda ağzına kürekle vurup sonra kendini dezanfektanla dolu bir küvete atma isteğinin önüne geçebilecek dirayete gelmen ne kadar sürecek?
Çünkü hayatın normale dönmesi üretim veya arzın, yahut sistemin normalleşmesinden ziyade senin, benim eski hallerimize dönebilme hızlarımız tarafından belirlenecek. Devletler ve kurumlar da bunun farkında oldukları için yaratıcı çözümlerle, o gün geldiğinde hızlı bir normalleşme sürecinin gerçekleşmesi için bir takım planlar yapıyorlar. Öncelikle geçtiğimiz hafta içerisinde pek çok ülke artık ufak ufak açılma isteğinde olduğunu dile getirdi. Ve bunun için üç aşamalı planlar ve zaman çizelgeleri sunuldu. En iyimserinde bile üçüncü aşamaya geliş bir yıl civarında oluyor, ki üçüncü aşamayı tamamen normalleşme olarak da düşünebilirsiniz.
O programların detaylarına girmeyeceğim, ama hali hazırda uygulanan veya yakında uygulanmaya başlanacak spesifik örnekler üzerinden bir okuma yapmaya çalışacağım. Bu inceleme için üç ana örnek alan üzerinden gideceğim, toplu taşıma ve ulaşım, okul ve restoranlar.
Salgın Türkiyede de görülüp henüz sokağa çıkma yasakları başlamadan evvel yapılan ilk işlerden birisi de toplu taşıma araçlarında oturma düzeninin arada her yönde birer koltuk boş kalacak şekilde oturmak şeklindeydi. Bu oturma durumuyla normalde burnunuzda birinin koltukaltıyla yolculuk yaptığınız halı kıyaslayınca bir uç örnekten bir diğer uç örneğe gitmiş olduk. Bu da demek oluyor ki pek de sürdürülebilir değil bu şekildeki yeni oturma düzeni. Şuan da hiçbir ülke de toplu taşımayla ilgili alınan karar veya yeni uygulamalarla ilgili bir haber görmedim ama tahminimce toplu taşıma araçlarında en azından bir süre maske ve eldiven zorunluluğu olacaktır. Peki uzun otobüs veya uçak yolculukları nasıl olacak? Avuç içi kadar hacimlere sıkıştırılan onlarca veya yüzlerce insana saatlerce eski oturma usuluyle yolculuk yapacaksınız denirse kim kabul edecektir bunu? Fakat insanların kabul etmiyor olması, sizde hemen bütün otobüslerin rahat hat veya ekonomi uçak koltuklarının da business olacağı hayaline veya beklentisine sebep olmasın. Bu şekilde bir değişimin hali hazırda zarar eden şirketlere ekstra maliyeti olacağı gibi bilet fiyatlarına da yansıması olacaktır, ki o da ulaşım sektörünün hareketlenmesini geciktireceği için pek istenilecek bir tercih olacağını sanmam. Covid-19′un tedavi süreci ilerleyip aşısı bulununca belki her yolcudan aşı kartı istenilip o şekilde araca kabulu yapılabilir. Fakat, aşı hakkında kısa vadede bir kesin çözüm de henüz ufukta görünmediği için daha hızlı bir çözüm gerekli. Şu an için benim duyduğum Emirates şirketinin halihazırda uyguladığı bir yöntem var, insanların bir bir ateşleri ölçülüyor ve buna ek olarak da covid-19 testi yapılıp sonucu negatif olanlar uçaklara kabul ediliyor. Bu çözüm şu an işe yarar gözükmekle birlikte yolcuların uçağa kabul sürecini uzatmasından ötürü, havalimanları hareketlenince uygulanabilirliği de kalmayacaktır.
Küçük çocuğu olan herkesten istisnasız duyduğum cümledir ‘çocuk okuldan (veya kreşten) arkadaşından kapmış gribi, haftasonu kendisi yattı, ondan annesine sonra bana ve kardeşlerine bulaştı, iki haftadır ailecek hastayız.’. Covid-19 salgını bitse bile velileri ve çocukları okulların güvenli olduğuna ikna etmek gerekecek herşeyden evvel. Ya da belki uzaktan eğitim, yaz boyunca yapılacak daha da ciddi hazırlıklarla bir sene daha devam edecek. Belki de anne babanın çocuğun eğitimini üstlendiği ve yurtdışında uygulanan ‘home schooling’ uygulaması yaygınlaşacak. Covıd*19 salgınında eğitimle ilgili bilgi sahibi olduğum iki ülkede devam eden iki farklı uygulamalardan ilki İsveç’ten. Şuan da İsveç’te okullar açık ve sınıfların nüfusları 15 kişiye falan düşürülmüş durumda, çocuklar otururken de sosyal mesafe hesaba katılarak sıraları tekrardan düzene sokulmuş ve sınıflar ve sıralardan her gün iki defa dezentekte ediliyor . Türkiye’deki (tahminimce) problem şu ki tekli sıralar biz de pek yaygın değildi (en azından bunda 15-20 sene evvel benim zamanımda, abbbbbooooooooooooovvvv yaşlanmışız ya laaaaaaannn), ve buna ek olarak bazı okullar için 15 kişilik sınıf demek belki bazı sınıfların üçe bölünmesi demek olacak ki o kadar ek derslik bulmak da ayrı bir sorunu yaratacaktır. Kaldı ki derste sosyal mesafe korunsa bile bunlar adı üzerinde çocuk, koşacak, oyun oynayacak bilmem ne, yani sosyal mesafenin derslik dışında korunması pek de mümkün olmayacak. Tayvan’a gidince ise her çocuğun sırasının üç tarafının plastik plakalarla kapatılmış, böylelikle de aksırık öksürükten direk etkilenmesinin önüne geçiyorlar, tabii maske de takıyorlar. Fakat, yine de çocukların gün içerisinde birşeyler yiyip içerken veya tuvaleti kullanırken sosyal mesafe veya minimum hijyeni koruma konusunda sıkıntı yaşayabilmeleri muhtemel olacaktır. Türkiye için bildiğim kadarıyla Sağlık ve Milli Eğitim bakanları ciddi mesai harcıyorlareğitim mevzuuna makul bir çözüm bulabilmek içi ve eminim (ve umarım) ki yaratıcı bir çözüm üreteceklerdir.
Barlar, restoranlar, sinemalar, tiyatrolar, kafeler, konser salonları vs ise tahminimce normalleşme sürecinin en meşakkatli olacağı ve uzun süreceği yerler olacaktır. Genel yapılarını düşününce sosyal mesafenin hiç olmadığı bu ortamların sosyal mesafe kurallarına kendilerini uydurabilmeleri ve makul çözümlerin üretilmesi vakit alacaktır şüphesiz. Ve insanların yukardıda adı geçen yerlerde sosyalleşememeleri belki daha çok açık alanlarda, parklarda bir araya gelmeleri ya da evlerde toplanmaları gibi durumlara sebep olacak. Kapalı sinemalar yerine belki açık hava sinemaları geri gelecektir. Ya da restoranlar sadece paket sipariş verecek belki bir süre. Bazı yerlerdeki uygulamalarda restoranlardaki masa sayıları azaltılıp sosyal mesafe kuralları uygulansa bile yine de tam yemeği yerken demin tabağı getiren garsonun sizin tabağı verdikten 2 dakika sonra hapşurduğunu görseniz herhalde ya bayılırsınız ya da adama saldırırsınız (şiddete hayır).
Özetle bu yazıda demek istediğim, normalleşmemizin bir basamağı tıbbi anlamda salgının durdurulması ve tedavinin herkese uygulanması olacaktır, ama bu normalleşmenin bir de psikolojik kısmı olacak ki o da coğrafyadan coğrafyaya, kişiden kişiye ciddi değişiklikler gösterecektir. Belki de bu süreçte eski ‘normal’e dönmek yerine süreç devam ederken yeni bir ‘normal’ tanımlanacak, ve ev dışındaki hayatımız kökten değişecek. Bekleyip görmekten başka yapabileceğimiz birşey yok. Umutsuzluğa yahut ümitsizliğe de gerek yok, insanlar virüsler hakkında hiç birşey bilmiyorken insandan insana değil sinekten veya fareden insana bulaşan salgınların üstesinden gelmeyi başardıkları gibi sürdürülebilir bir düzen de kurmuşlardı. Normalde evrimsel (daha stabil, beklendik ve adımsal) şekilde ilerleyen ve değişen hayat, kriz dönemlerinde devrimsel (daha tahmin edilemez, beklenmedik ve zıplama tarzı) değişimlere gebe oluyor. Bu zıplamanın sonunda da nereye konacağımızı hep beraber görüp, (evrimsel süreçte de hızlı koşamayan, kuvvetli pençeleri veya güçlü bir çenesi ya da sivri dişleri olmayan insana avantaj sağlayan) adapte olabilme ve çözüm üretme becerisi sayesinde belki eski ‘normal’imize belki de yeni ‘normal’imize kavuşacağız.
Keyif ve sağlık sizlerle olsun, haftaya bir başka yazıda görüşmek üzere.
Esenlikler ve afiyet dilerim.
~tmg












