Sor ki nasil anladin o küçük dunyanin yerinden oynadığıni;
Ben kokumuz sinmis nevresimleri valizlere sığdırmaya çalışırken,
Rakı içtiğimiz kadehleri kolilemekten vazgecip olduğu yerde birakirken,
Pisirmedigimiz de guzel bir sofraya sakladigimiz sarmalar, sana sevdigin yemeyi yaparim diye ayirdigim kiyma çöpü boylarken,
Yattığın yastığı ne yapsan diye düşünüp koyacak yer bulamazken,
Sarinip durdugumuz yorgani atese vermek isterken,
Iyi bir ekip olduğumuzda gururlandigimiz trivial pursuiti bir turlu kutusuna sigdiramazken,
Kirlideki esyalarini yikayip, kurutup sirf daha uzun sarilayim diye utulesem mi diye düşünürken,
Sırf sen seklini seviyorsun diye cope atmayip kulak cubuklarini eşyalarının arasina sıkıştırirken,
Bir esyani alip da saklasam acım daha da artar mi hesabi yaparken,
Yarim kalmis şarabımizi atmaya kiyamazken,
Ikimizin adinin yanyana yazdigi "bu ev bizim" diyen minik levhayı kapıdan sokerken,
Tekini bulamadigim çoraplar için aglarken,
Pencerenin pervazina kurulup dönemeyecegibi bilerek sigara tellendirirken,
Evimizi ev yapan diş fircanla ev terliklerini hiçbir yere sigdiramaz ama çöpe de atamazken...
Anladim ki o küçük dünyam, birlikte kurdugumuza inandigimiz dunyamiz yerinden oynuyor. Bombos bize ait olmayan bir ev kaldi, yuvamin yerinde yeller esiyor. Dunyam yerinden oynadi, o gunden beri hala yorungesine oturamadi işte.