Modern Hurafeler, Mükerrem Mete

seen from United States
seen from United States

seen from France
seen from Spain
seen from United Kingdom
seen from China

seen from United Kingdom
seen from United States
seen from Maldives
seen from Italy
seen from Spain
seen from Türkiye

seen from Netherlands

seen from United States
seen from China

seen from Canada
seen from China

seen from Brazil

seen from Malaysia
seen from China
Modern Hurafeler, Mükerrem Mete
Son dakika haber! Silahlı saldırıya uğrayan kişi hayatını kaybetti
Son dakika haber! Silahlı saldırıya uğrayan kişi hayatını kaybetti
Adana’nın merkez Seyhan ilçesinde, parkta silahlı saldırıya uğrayan kişi yaşamını yitirdi.
Fatih Mahallesi’ndeki Fatih Sultan Mehmet Parkı’nda, bir çay ocağında oturan Timuçin Kocaer’e (42), kimliği henüz belirlenemeyen bir kişi tabancayla ateş ettikten sonra kaçtı.
Yaralanan Kocaer, vatandaşların ihbarı üzerine olay yerine sevk edilen ambulansla Seyhan Devlet Hastanesine kaldırıldı. Kocaer,…
View On WordPress
Kütahya'da kontrolden çıkan otomobil trafik lambasını böyle devirdi
Kütahya’da kontrolden çıkan otomobil trafik lambasını böyle devirdi
Kütahya’da kontrolden çıkan otomobil trafik lambasını böyle devirdi
KÜTAHYA – Kütahya’da bir kişinin yaralandığı 3 ayrı trafik kazaları, MOBESE kameralarını tarafından saniye saniye görüntülendi.
Alınan bilgiye göre, Fatih Sultan Mehmet Bulvarı’nda hafif ticareti araç sürücünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu trafik lambası direğini çarparak ters yöne dönüyor.
İkinci trafik kazası…
View On WordPress
Fatih Sultan Mehmet Han'ın Hayatı Ve Tecrübeleri
https://bilmisler.com/fatih-sultan-mehmet-hanin-hayati-ve-tecrubeleri/
Fatih Sultan Mehmet Han'ın Hayatı Ve Tecrübeleri
Fatih’in Hayatı
Fatih Sultan Mehmet 30 Mart 1432 yılında Pazar günü seher vakti Edirne’de dünyaya gelmiştir. Annesi ise Kastamonu-Sinop beyi İsfandiyaroğlu İbrahim Bey’in kızı Hatice Halime Hüma Hatun olarak bilinmektedir. Fatih’i dünyaya getirdiğinde 15 yaşında genç bir bayan idi. Fatih’in son saltanatını görmeden 1449 yılında vefat etmiş Muradiye Camii’nin doğusunda Hatuniye Türbesi’ne defnedil- miştir. Şehzade Mehmet doğduktan sonra bakımını Daya Hatun adlı bir dadı yapmıştır. Ayrıca, Fatih’in saygısından dolayı Validem diye hitap ettiği II. Murat’ın Sırp kralı George Brankoviç’in kızı olan Mara Hatun’un da Fatih üzerinde birtakım etkiler bıraktığı tahmin edilmekle birlikte bunlar da bilinmemektedir. Fatih 3 Mayıs 1481 yılında Perşembe günü çok genç denebilecek 50 yaşında bir sefere giderken Gebze yakınlarında Hünkarçayırı (Tekirçayırı) denilen yede ölmüştür. İstanbul’da adına yaptırdığı caminin bahçesine defnedilmiş, sonra üzerine türbe yapılmıştır. Fatih’in Nikris hastalığından öldüğü söylense de, ne şekilde hangi hastalıktan öldüğü kesin olarak bilinmediğinden özel doktoru olan Yakup Paşa tarafından zehirlenerek öldürüldüğü iddiaları da mevcuttur.11
Nikris hastalığı : Halk arasında gut veya damla hastalığı, tıp dilinde ise podagra denir. Özellikle fazla kırmızı et yiyenlerde görülür. Daha fazla erkeklerde rastlanır. El, ayak başparmağı, diz ve dirseklerde şişkinlik meydana gelir.
Fatih’in Çocukluk ve Gençlik Çağı Tecrübeleri
Fatih çocukluğunda oldukça hareketli ve ele avuca sığmayan bir kişiliğe sahip idi. İlk önceleri okumak ve öğrenmekten çok, harp sanatına ilgi duymuş hocalarının öğrenme konusundaki sözlerini dinlememiştir. Bunun üzerine II. Murat Fatih’in hocalığına biraz daha sert yapılı olan Molla Gürani’yi atamıştır. Daha ilk karşılaşmada Molla Gürani ile dalga geçmeye çalışan genç şehzadeye Gürani’nin, değneğini göstererek “İşte bu itaat etmen için, haydi şimdi çalışmaya dediği belirtilmektedir.
Fatih II. Murat’ın altı oğlundan dördüncüsü olarak dünyaya gelmiştir. Büyük kardeşleri Ahmet, Alaaddin Ali’yi babaları II. Murat’ın çok sevdiği, buna karşılık ise II. Mehmet’i pek fazla sevmediği anlatılmaktadır. Bu durum Fatih’te kardeşlerine karşı bir kıskançlık duygusu oluşturduğu belirtilmektedir. Belki de O’nun bu duygusal durumu, babasının gözüne girmek amacıyla davranışlarını yönlendirmiştir.
Fatih çok iyi öğrenim görmüş, gerek din bilimlerinde, sosyal bilimlerde, gerekse pozitif bilimlerde oldukça iyi bir düzeye gelmiştir. Edebiyata, din felsefesine, coğrafya, tarih ve askeri konulara büyük ilgi göstermiştir. Matematik ile çok yakından ilgilenmiş özellikle de edebiyat onun en sevdiği alan olarak bilinmekle birlikte bıraktığı kitaplarının üçte birinin tarih ve coğrafyaya ait olması oldukça ilginçtir. Türkçe’nin yanında Farsça, Arapça, Yunanca, Sırpça, İtalyanca ve Slavca’yı da belirli ölçülerde öğrendiği belirtilmektedir.
Babası II. Murat, Fatih’in eğitimine çok önem vermiş, en iyi hocalardan ders aldırtmıştır. Molla Gürani Fatih’in yetişmesinde en büyük paya sahip olmakla birlikte, Hocazade, Molla İlyas, Siraceddin Halebi, Molla Abdülkadır, Hasan Samsuni, Molla Hayrettin de çocukluk dönemi hocaları arasında sayılırlar.
Fatih’in Kişiliği
Fatih Sultan Mehmet, ince yüzlü, uzunca boylu, dolgun vücutlu, heybetli ve iyi giyimli olup karizmatik bir kişiliğe sahipti. Seyrek güler, yüzüne bakıldığında hürmet ve korku telkin ederdi. Ressam Bellini’ye yaptırdığı resimde de bu açıkça görülmektedir.
Gerek yerli gerekse yabancı kaynaklarda, her şeyi öğrenmek isteyen, her şeyi araştırarak karar veren, oldukça dindar, adaletli, çok akıllı, cesaretli, idrak ve sezgi kabiliyeti yüksek, bilim adamları ve şairlere önem veren ve onları koruyan, ihtiraslı, kendine güveni oldukça yüksek bir pâdişah olarak nitelendirilen Fâtih Sultan Mehmet, tarihin kaydettiği büyük liderlerden birisidir.
Fatih’in son derece iyi eğitim almış, parlak bir zekaya sahip, bir şeyi yapma konusunda aşırı kararlı ve tutkuyla bağlı, düşüncesinden asla vazgeçmeyen, gerektiği zaman sert kararlar alabilen, kimseden çekinmeyen, büyük hayalleri olan ve bu hayallerini yerine getirme hususunda her türlü zorluğa hazır olan, nadiren gülen, projelerini yerine getirme konusunda oldukça inatçı, atılgan, cüretkar ve büyük bir devlet adamı ve lideri özelliği taşıyan bir kişiliğe sahip olduğu bilinmektedir.17Bazen de, oldukça sakin, mülayim, yumuşak, iyi kalpli ve affedici idi. Yani iki duygu durumu arasında bir duygusal yapıya sahip idi. Fatih, çok tedbirli ve temkinli davranırdı. Bir savaştan önce bütün detayları inceler, ona göre karar verirdi. Hatta düşmanlarını çok iyi aldatırdı. Birçok savaşta düşmanlarına başka yerlerle savaşacakmış intibaını uyandırıp onları hazırlıksız yakalamıştır. Yapacağı seferlerden en yakınlarını bile haberdar etmez ve bunların gizli kalmasına çok dikkat ederdi. O’nun bir seferden önce seferin nereye yapıldığını soran bir Kazaskere; ”eğer bunu sakalımın tellerinden birisi biliyor olsa idi onu derhal koparır yakardım sözü meşhurdur.
Soğuğa-sıcağa, açlığa-susuzluğa ve yorgunluğa karşı çok dayanıklıydı. Çok cesur, varmak istediği hedefe varmak için ne gerekiyorsa yapardı. Belgrad savaşında ordunun Hunyadi’nin kuvvetleri karşısında bozguna uğradığını görünce, hırsından dudaklarından kanlar akmaya başlamış ve atıyla ileri atılarak ordunun önünde tek başına kılıcını çekip düşman üzerine saldırmaktan çekinmemiştir. Onun bu büyük fedakarlığı savaşın zaferle sonuçlanmasına neden olmuştur. Fatih yapmış olduğu hiçbir savaştan mağlubiyetle ayrılmamıştır. Gerek İstanbul’un alınmasında, gerekse başka savaşlarda yerinde duramaz ordusuyla birlikte hücum ederdi. Bugün Türkiye’nin yetiştirmiş olduğu en büyük futbol teknik direktörlerinden Fatih Terim’in saha kenarında maçı kazanmak için oyuncularını nasıl motive ettiğini gördüğümüzde, Fatih Sultan Mehmet’in gayretlerini zihnimizde daha iyi canlandıracağımızı düşünüyorum.
‘Ayrıca Fatih’in, Osmanlı sultanları içerisinde İslam dışındaki dinlere en hoşgörülüsü olduğu, bu din mensuplarına ve din adamlarına kendi dinlerini öğrenme ve yaşama konusunda göstermiş olduğu engin hoşgörülü tutum ve davranışlarından anlamaktayız. O’nun bu hoşgörüsünün arkasında Roma ve İtalya’yı fethetme düşüncesinin olduğu iddia edilse de yalnızca Hıristiyanlara değil, oluşturmak istediği devlet felsefesinin bir gereği olarak bütün mezheplere, dinlere ve mensuplarına rahat hareket edebilme imkanlarını tanımıştır. Bunların yanında, İslam dininin yaşam kurallarını takip etme konusunda hassas da davranırdı. Özellikle Hocazade’ye derin bir sevgi beslediği ve Akşemsettin’in ise engin bir ferasete sahip olduğuna inandığı’ belirtilmektedir.
Fatih Osmanlı devletini imparatorluk haline getirmiş ve imparator kurucusu olma vasfına ulaşmış, devletinin imparatorluğa dönüşmesinin kültürel ve devlet felsefesi açısından da alt yapısını oluşturmuş, bu nedenle dünya hakimiyeti kurmak amacında olmuş, geniş ve ileri görüşlü bir lider olarak tanımlanmaktadır.
Fatih’i Güdüleyen Olumsuz Yaşam Tecrübeleri
Bir kişinin başarısızlıkları da başarıları kadar güdüleyici rol oynayabilmektedir. Dolayısıyla Fatih’in ilk tahta çıktığında yaşamış olduğu olumsuzluklar, O’nu daha sonraki dönemlerinde nasıl adım atması gerektiği konusunda düşünmeye sevk etmiştir.
Çocuk yaşlarında (6 yaş) valilik yaptığı söylense de bunun pek doğru olmadığı, ilk sultanlık denemesini 12 yaşında 1444-1446 yılları arasında yaptığını öğrenmekteyiz.
II. Murat henüz 40 yaşında iken, Manisa valisi olan 12 yaşındaki oğlu Mehmet’i 1444’te yerine geçirmek üzere Edirne’ye getirmiştir. Aynı yılın Ağustos ayında Mahiliç ovasında kapıkulu askerleri ve paşalar önünde tahtı oğluna teslim ettiğini ilan etmiştir. Babası ölmeden tahta çıkan ilk ve tek Osmanlı Sultanı olarak bilinmektedir.
Sultan II. Murat’ın kendisi henüz 40 yaşında iken bu kadar küçük yaşta bir oğlunu tahta çıkarmış olması pek akla yatkın görünmemektedir. Bunun çok önemli nedenleri olarak, birincisi, siyasi dengelerin sağlanması, ikincisi, II. Murat’ın kendisini yorulmuş hissetmesi ve 12 yaşında olmasına rağmen II. Mehmet’in, Çandarlı Ailesinden Halil Paşa’nın da yardımlarıyla devleti yönetebilecek kişilik ve liderlik vasfına sahip olduğunu düşünmüş olması ve üçüncü olarak ta, II. Murat’ın çalışmayı pek sevmediği, tasavvufi yaşama düşkünlüğü nedenleriyle bir an evvel tahttan ayrılıp yerine oğlu Şehzade Mehmet’i getirmek istemesinden kaynaklandığı şeklinde birtakım nedenler bulunabilir.
Osmanlı Devleti’nin başına bu kadar genç ve tecrübesiz birisinin geçmesini fırsat bilen dışarıdan ve içeriden birtakım çevreler, Osmanlıyı yıkmak için harekete geçmiştir. Bilhassa veziri azam Çandarlı Halil Paşa’nın Osmanlı topraklarının bir kısmını Balkanlar’da ve Anadolu’da birtakım antlaşmalarla komşu ülkelere verdiği söylenmektedir. Hatta Balkanlarda bazı ülkeler Osmanlı topraklarına saldırmış ve Osmanlı nüfuzu oldukça zayıflamıştı. Balkan ülkeleriyle Karamanoğulları arasında Osmanlıya karşı yakınlaşmalar oluşmaya başlamış, Batı yeniden bir Haçlı Ordusu oluşturma çabaları içerisine girmişti.
Bu olumsuz durum, içeride bir takım huzursuzluklara neden olmuş, paşalar arasında ikilikler meydana gelmiş, birtakım ayaklanmalar (Hurufi ayaklanması) olmuş ve halk başkent Edirne’den Anadolu’ya kaçmaya başlamıştı.
İç olayların en kötüsü iktidar buhranı idi. II. Murat saltanatı oğlu II. Mehmet’e bırakmakla birlikte, idareyi veziri Çandarlı Halil Paşaya bırakmıştı. Bu sırada, Rumeli beylerbeyi vezir Şahabettin Şahin, Nişancı İbrahim ve Zağanos paşalar yönetimi II. Mehmet lehine Çandarlı’nın elinden almak istiyorlardı. Bunun yanında Zağanos paşa, II. Mehmet’i İstanbul’u alması konusunda öğütlüyor, bunu Çandarlı ile baş etmek için çok iyi bir yol ve padişahlığının temel şartı olduğunu ve bu nedenle II. Mehmet’i futuhatçı bir siyaset güdülmesi gerektiği konusunda yönlendiriyorlardı.27
Avrupa’da ve Bizans’ta, kabiliyetsiz, çok küçük yaşta tecrübesiz bir delikanlının Osmanlılarda iş başına geçtiği anlatılıyor ve böyle bir kişinin Osmanlının başında olmasından dolayı da çok seviniliyordu. Bu nedenle de Avrupalılar, OsmanlInın kendiliğinden yok olup gideceğine inanıyorlardı.
Bu arada Haçlı ordusu Balkanlarda ilerliyordu. Sarayda kimin ordunun başında bulunması gerektiği konusunda vezirler arasında bir antlaşmazlık vardı. Çandarlı, II. Murat’ın tekrar yönetimin başına geçmesini, Şahabettin ve Zağanos paşalar ise haçlılara karşı savaşta II. Mehmet’in Sultan olarak ordunun başında kalmasını istiyorlardı.
Bu sorunlar üzerine Osmanlı devletini büyük tehlikelerin beklediğini sezen tecrübeli baş vezir Çandarlı Halil Paşa, 1444’de devletin selameti ve bekası için II. Murat’a gönderdiği gizli bir haberle Edirne’ye gelip tekrar tahta geçmesini ister. Bu nedenle, Çandarlı devlet erkanıyla bir toplantı yapıp Sultan II. Murat’ın tekrar tahta çıkması için karar alır. Bu karar Sultan II. Mehmet’e iletildiğinde Sultan Mehmet bu karardan hoşnut olmadığını “O madem ki bu ihtimalat var önceden düşünülmeliydi düşüncesiyle belirtir. Daha sonra Çandarlı II. Mehmet’in, istemeyerek de olsa onayını aldıktan sonra II. Murat’a şu mektubu yazar: “Eğer saltanat taraf-ı saadetinizde ise mülkünüzü perişan etmek için harekete geçilmiştir. Meselenin önemini arz ve ihtar ediyorum. Eğer saltanat bu tarafta ise ordu başında bulunmanız hakkında padişah emri vardır. Lüzum-u itaati tebliğ ve ihbar eyliyorum. Bu mektubun bizzat II. Mehmet tarafından yazıldığı iddia edilmekteyse de olayların gelişmesi, Fatih’in kişiliği, ordunun başında savaşa gitmekteki ısrarı dikkate alındığında O’nun böyle bir mektup yazacak bir kişilikten uzak olduğu kanaati ağır basmaktadır.
II. Mehmet ordunun başına babasının geçmesi konusunda ikna edilmiş, kendisi ise Edirne’de Sultan olarak tahtta kalmıştır. Bütün bu olaylar esnasında özellikle de Çandarlı, II. Murat’a gerçek padişah gibi davranıyordu. Çandarlı’nın Sultan Mehmet’i küçük düşürücü bu tutum ve davranışı, Sultan Mehmet’te Çandarlı’ya karşı olumsuz bir tutumun gelişmesine neden olmuştur. 1444’de Varna savaşını kazanan II. Murat, Çandarlı’nın bütün ısrarlarına rağmen, oğlu II. Mehmet’i geleceği için tehlikeli olur diye tahttan indirmek istemedi. Edirne’de birkaç gün kaldıktan sonra tekrar Manisa’ya dönmüştür (1445).
Bir süre sonra, Edirne’de yeniçeri ayaklanması olmuş, yeniçerilerin Tüccar mahallesinde büyük bir yangın çıkarması sonucunda genç sultanın Edirne’de otorite kuramadığı şeklinde söylentilerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Yeniçeriler Şahabettin Paşa’nın konağını yağmalamışlar, bu sırada Şahabeddin paşa II. Mehmet’in sarayına sığınmış ve isyan Çandırlı’nın gayretleriyle bastırılmıştı.
Bu isyanın, ortak bir görüş olarak, II. Mehmet’i tahttan indirmek ve Şahabeddin paşayı yönetimden uzaklaştırıp ortadan kaldırmak ve böylece II. Murat’ı tekrar devletin başına getirmek için Çandarlı Halil Paşa tarafından düzenlendiği belirtilmektedir. Böylece küçük padişahın devleti yönetemediği ispat edilmiş olacaktı.
Sonuç
Sonuç olarak diyebiliriz ki, çocukluk ve gençlik döneminin duygusal yapının ve bu dönemlerdeki sosyal etkilerin, yaşanılan önemli olayların daha sonra atılacak adımlarda ve verilecek kararlarda oldukça etkili olduğunu görmüş bulunmaktayız.
Bu nedenle, gelecek nesillerimizin her birini birer Fatih Sultan Mehmet gibi yetiştiremez isek de, onların çocukluk ve gençlik yıllarında yaşayacakları tecrübelerinin ileri ki yıllarında yapacaklarının zeminini oluşturacağından, eğitimleri konusunda dikkatli olunması önem arz etmektedir.
Fatih’in gerçek sultan olduğu 1451’den 1481’de ölümüne kadar 30 yıllık saltanatı döneminde yaşadığı olağanüstü bir insanın ömrüne sığmayacak başarılarını O’nun 1444-1451 yılları arasında yaşadığı yaşam tecrübeleri üzerine temellendirmek psikanalitik verilere uygun düşmektedir. H. İnalcık’ın dediği gibi; “Fatih Sultan Mehmet, bu imparatorluk buhranının içinde yaşadı ve ona bir çözüm şeklini getirdi.
En başta sorduğumuz, “Toplumlar mı büyük adamları yaratır yoksa büyük adamlar mı büyük toplumları yaratır.” Sözünü, Fatih için büyük liderler büyük toplumları doğurur şıkkı daha doğru görünmektedir. Her ne kadar toplumsal ortamın özelliği insanı lider yapsa da, bu tür ortamların ürettiği liderlerde de liderlik özelliklerinin bulunduğu da bir gerçektir. Yoksa liderlik vasıflarını taşımayan bir kimseyi hiçbir ortam lider konumuna getiremez.
Fatih Sultan Mehmet Han'ın Hayatı Ve Tecrübeleri
https://bilmisler.com/fatih-sultan-mehmet-hanin-hayati-ve-tecrubeleri/
Fatih Sultan Mehmet Han'ın Hayatı Ve Tecrübeleri
Fatih’in Hayatı
Fatih Sultan Mehmet 30 Mart 1432 yılında Pazar günü seher vakti Edirne’de dünyaya gelmiştir. Annesi ise Kastamonu-Sinop beyi İsfandiyaroğlu İbrahim Bey’in kızı Hatice Halime Hüma Hatun olarak bilinmektedir. Fatih’i dünyaya getirdiğinde 15 yaşında genç bir bayan idi. Fatih’in son saltanatını görmeden 1449 yılında vefat etmiş Muradiye Camii’nin doğusunda Hatuniye Türbesi’ne defnedil- miştir. Şehzade Mehmet doğduktan sonra bakımını Daya Hatun adlı bir dadı yapmıştır. Ayrıca, Fatih’in saygısından dolayı Validem diye hitap ettiği II. Murat’ın Sırp kralı George Brankoviç’in kızı olan Mara Hatun’un da Fatih üzerinde birtakım etkiler bıraktığı tahmin edilmekle birlikte bunlar da bilinmemektedir. Fatih 3 Mayıs 1481 yılında Perşembe günü çok genç denebilecek 50 yaşında bir sefere giderken Gebze yakınlarında Hünkarçayırı (Tekirçayırı) denilen yede ölmüştür. İstanbul’da adına yaptırdığı caminin bahçesine defnedilmiş, sonra üzerine türbe yapılmıştır. Fatih’in Nikris hastalığından öldüğü söylense de, ne şekilde hangi hastalıktan öldüğü kesin olarak bilinmediğinden özel doktoru olan Yakup Paşa tarafından zehirlenerek öldürüldüğü iddiaları da mevcuttur.11
Nikris hastalığı : Halk arasında gut veya damla hastalığı, tıp dilinde ise podagra denir. Özellikle fazla kırmızı et yiyenlerde görülür. Daha fazla erkeklerde rastlanır. El, ayak başparmağı, diz ve dirseklerde şişkinlik meydana gelir.
Fatih’in Çocukluk ve Gençlik Çağı Tecrübeleri
Fatih çocukluğunda oldukça hareketli ve ele avuca sığmayan bir kişiliğe sahip idi. İlk önceleri okumak ve öğrenmekten çok, harp sanatına ilgi duymuş hocalarının öğrenme konusundaki sözlerini dinlememiştir. Bunun üzerine II. Murat Fatih’in hocalığına biraz daha sert yapılı olan Molla Gürani’yi atamıştır. Daha ilk karşılaşmada Molla Gürani ile dalga geçmeye çalışan genç şehzadeye Gürani’nin, değneğini göstererek “İşte bu itaat etmen için, haydi şimdi çalışmaya dediği belirtilmektedir.
Fatih II. Murat’ın altı oğlundan dördüncüsü olarak dünyaya gelmiştir. Büyük kardeşleri Ahmet, Alaaddin Ali’yi babaları II. Murat’ın çok sevdiği, buna karşılık ise II. Mehmet’i pek fazla sevmediği anlatılmaktadır. Bu durum Fatih’te kardeşlerine karşı bir kıskançlık duygusu oluşturduğu belirtilmektedir. Belki de O’nun bu duygusal durumu, babasının gözüne girmek amacıyla davranışlarını yönlendirmiştir.
Fatih çok iyi öğrenim görmüş, gerek din bilimlerinde, sosyal bilimlerde, gerekse pozitif bilimlerde oldukça iyi bir düzeye gelmiştir. Edebiyata, din felsefesine, coğrafya, tarih ve askeri konulara büyük ilgi göstermiştir. Matematik ile çok yakından ilgilenmiş özellikle de edebiyat onun en sevdiği alan olarak bilinmekle birlikte bıraktığı kitaplarının üçte birinin tarih ve coğrafyaya ait olması oldukça ilginçtir. Türkçe’nin yanında Farsça, Arapça, Yunanca, Sırpça, İtalyanca ve Slavca’yı da belirli ölçülerde öğrendiği belirtilmektedir.
Babası II. Murat, Fatih’in eğitimine çok önem vermiş, en iyi hocalardan ders aldırtmıştır. Molla Gürani Fatih’in yetişmesinde en büyük paya sahip olmakla birlikte, Hocazade, Molla İlyas, Siraceddin Halebi, Molla Abdülkadır, Hasan Samsuni, Molla Hayrettin de çocukluk dönemi hocaları arasında sayılırlar.
Fatih’in Kişiliği
Fatih Sultan Mehmet, ince yüzlü, uzunca boylu, dolgun vücutlu, heybetli ve iyi giyimli olup karizmatik bir kişiliğe sahipti. Seyrek güler, yüzüne bakıldığında hürmet ve korku telkin ederdi. Ressam Bellini’ye yaptırdığı resimde de bu açıkça görülmektedir.
Gerek yerli gerekse yabancı kaynaklarda, her şeyi öğrenmek isteyen, her şeyi araştırarak karar veren, oldukça dindar, adaletli, çok akıllı, cesaretli, idrak ve sezgi kabiliyeti yüksek, bilim adamları ve şairlere önem veren ve onları koruyan, ihtiraslı, kendine güveni oldukça yüksek bir pâdişah olarak nitelendirilen Fâtih Sultan Mehmet, tarihin kaydettiği büyük liderlerden birisidir.
Fatih’in son derece iyi eğitim almış, parlak bir zekaya sahip, bir şeyi yapma konusunda aşırı kararlı ve tutkuyla bağlı, düşüncesinden asla vazgeçmeyen, gerektiği zaman sert kararlar alabilen, kimseden çekinmeyen, büyük hayalleri olan ve bu hayallerini yerine getirme hususunda her türlü zorluğa hazır olan, nadiren gülen, projelerini yerine getirme konusunda oldukça inatçı, atılgan, cüretkar ve büyük bir devlet adamı ve lideri özelliği taşıyan bir kişiliğe sahip olduğu bilinmektedir.17Bazen de, oldukça sakin, mülayim, yumuşak, iyi kalpli ve affedici idi. Yani iki duygu durumu arasında bir duygusal yapıya sahip idi. Fatih, çok tedbirli ve temkinli davranırdı. Bir savaştan önce bütün detayları inceler, ona göre karar verirdi. Hatta düşmanlarını çok iyi aldatırdı. Birçok savaşta düşmanlarına başka yerlerle savaşacakmış intibaını uyandırıp onları hazırlıksız yakalamıştır. Yapacağı seferlerden en yakınlarını bile haberdar etmez ve bunların gizli kalmasına çok dikkat ederdi. O’nun bir seferden önce seferin nereye yapıldığını soran bir Kazaskere; ”eğer bunu sakalımın tellerinden birisi biliyor olsa idi onu derhal koparır yakardım sözü meşhurdur.
Soğuğa-sıcağa, açlığa-susuzluğa ve yorgunluğa karşı çok dayanıklıydı. Çok cesur, varmak istediği hedefe varmak için ne gerekiyorsa yapardı. Belgrad savaşında ordunun Hunyadi’nin kuvvetleri karşısında bozguna uğradığını görünce, hırsından dudaklarından kanlar akmaya başlamış ve atıyla ileri atılarak ordunun önünde tek başına kılıcını çekip düşman üzerine saldırmaktan çekinmemiştir. Onun bu büyük fedakarlığı savaşın zaferle sonuçlanmasına neden olmuştur. Fatih yapmış olduğu hiçbir savaştan mağlubiyetle ayrılmamıştır. Gerek İstanbul’un alınmasında, gerekse başka savaşlarda yerinde duramaz ordusuyla birlikte hücum ederdi. Bugün Türkiye’nin yetiştirmiş olduğu en büyük futbol teknik direktörlerinden Fatih Terim’in saha kenarında maçı kazanmak için oyuncularını nasıl motive ettiğini gördüğümüzde, Fatih Sultan Mehmet’in gayretlerini zihnimizde daha iyi canlandıracağımızı düşünüyorum.
‘Ayrıca Fatih’in, Osmanlı sultanları içerisinde İslam dışındaki dinlere en hoşgörülüsü olduğu, bu din mensuplarına ve din adamlarına kendi dinlerini öğrenme ve yaşama konusunda göstermiş olduğu engin hoşgörülü tutum ve davranışlarından anlamaktayız. O’nun bu hoşgörüsünün arkasında Roma ve İtalya’yı fethetme düşüncesinin olduğu iddia edilse de yalnızca Hıristiyanlara değil, oluşturmak istediği devlet felsefesinin bir gereği olarak bütün mezheplere, dinlere ve mensuplarına rahat hareket edebilme imkanlarını tanımıştır. Bunların yanında, İslam dininin yaşam kurallarını takip etme konusunda hassas da davranırdı. Özellikle Hocazade’ye derin bir sevgi beslediği ve Akşemsettin’in ise engin bir ferasete sahip olduğuna inandığı’ belirtilmektedir.
Fatih Osmanlı devletini imparatorluk haline getirmiş ve imparator kurucusu olma vasfına ulaşmış, devletinin imparatorluğa dönüşmesinin kültürel ve devlet felsefesi açısından da alt yapısını oluşturmuş, bu nedenle dünya hakimiyeti kurmak amacında olmuş, geniş ve ileri görüşlü bir lider olarak tanımlanmaktadır.
Fatih’i Güdüleyen Olumsuz Yaşam Tecrübeleri
Bir kişinin başarısızlıkları da başarıları kadar güdüleyici rol oynayabilmektedir. Dolayısıyla Fatih’in ilk tahta çıktığında yaşamış olduğu olumsuzluklar, O’nu daha sonraki dönemlerinde nasıl adım atması gerektiği konusunda düşünmeye sevk etmiştir.
Çocuk yaşlarında (6 yaş) valilik yaptığı söylense de bunun pek doğru olmadığı, ilk sultanlık denemesini 12 yaşında 1444-1446 yılları arasında yaptığını öğrenmekteyiz.
II. Murat henüz 40 yaşında iken, Manisa valisi olan 12 yaşındaki oğlu Mehmet’i 1444’te yerine geçirmek üzere Edirne’ye getirmiştir. Aynı yılın Ağustos ayında Mahiliç ovasında kapıkulu askerleri ve paşalar önünde tahtı oğluna teslim ettiğini ilan etmiştir. Babası ölmeden tahta çıkan ilk ve tek Osmanlı Sultanı olarak bilinmektedir.
Sultan II. Murat’ın kendisi henüz 40 yaşında iken bu kadar küçük yaşta bir oğlunu tahta çıkarmış olması pek akla yatkın görünmemektedir. Bunun çok önemli nedenleri olarak, birincisi, siyasi dengelerin sağlanması, ikincisi, II. Murat’ın kendisini yorulmuş hissetmesi ve 12 yaşında olmasına rağmen II. Mehmet’in, Çandarlı Ailesinden Halil Paşa’nın da yardımlarıyla devleti yönetebilecek kişilik ve liderlik vasfına sahip olduğunu düşünmüş olması ve üçüncü olarak ta, II. Murat’ın çalışmayı pek sevmediği, tasavvufi yaşama düşkünlüğü nedenleriyle bir an evvel tahttan ayrılıp yerine oğlu Şehzade Mehmet’i getirmek istemesinden kaynaklandığı şeklinde birtakım nedenler bulunabilir.
Osmanlı Devleti’nin başına bu kadar genç ve tecrübesiz birisinin geçmesini fırsat bilen dışarıdan ve içeriden birtakım çevreler, Osmanlıyı yıkmak için harekete geçmiştir. Bilhassa veziri azam Çandarlı Halil Paşa’nın Osmanlı topraklarının bir kısmını Balkanlar’da ve Anadolu’da birtakım antlaşmalarla komşu ülkelere verdiği söylenmektedir. Hatta Balkanlarda bazı ülkeler Osmanlı topraklarına saldırmış ve Osmanlı nüfuzu oldukça zayıflamıştı. Balkan ülkeleriyle Karamanoğulları arasında Osmanlıya karşı yakınlaşmalar oluşmaya başlamış, Batı yeniden bir Haçlı Ordusu oluşturma çabaları içerisine girmişti.
Bu olumsuz durum, içeride bir takım huzursuzluklara neden olmuş, paşalar arasında ikilikler meydana gelmiş, birtakım ayaklanmalar (Hurufi ayaklanması) olmuş ve halk başkent Edirne’den Anadolu’ya kaçmaya başlamıştı.
İç olayların en kötüsü iktidar buhranı idi. II. Murat saltanatı oğlu II. Mehmet’e bırakmakla birlikte, idareyi veziri Çandarlı Halil Paşaya bırakmıştı. Bu sırada, Rumeli beylerbeyi vezir Şahabettin Şahin, Nişancı İbrahim ve Zağanos paşalar yönetimi II. Mehmet lehine Çandarlı’nın elinden almak istiyorlardı. Bunun yanında Zağanos paşa, II. Mehmet’i İstanbul’u alması konusunda öğütlüyor, bunu Çandarlı ile baş etmek için çok iyi bir yol ve padişahlığının temel şartı olduğunu ve bu nedenle II. Mehmet’i futuhatçı bir siyaset güdülmesi gerektiği konusunda yönlendiriyorlardı.27
Avrupa’da ve Bizans’ta, kabiliyetsiz, çok küçük yaşta tecrübesiz bir delikanlının Osmanlılarda iş başına geçtiği anlatılıyor ve böyle bir kişinin Osmanlının başında olmasından dolayı da çok seviniliyordu. Bu nedenle de Avrupalılar, OsmanlInın kendiliğinden yok olup gideceğine inanıyorlardı.
Bu arada Haçlı ordusu Balkanlarda ilerliyordu. Sarayda kimin ordunun başında bulunması gerektiği konusunda vezirler arasında bir antlaşmazlık vardı. Çandarlı, II. Murat’ın tekrar yönetimin başına geçmesini, Şahabettin ve Zağanos paşalar ise haçlılara karşı savaşta II. Mehmet’in Sultan olarak ordunun başında kalmasını istiyorlardı.
Bu sorunlar üzerine Osmanlı devletini büyük tehlikelerin beklediğini sezen tecrübeli baş vezir Çandarlı Halil Paşa, 1444’de devletin selameti ve bekası için II. Murat’a gönderdiği gizli bir haberle Edirne’ye gelip tekrar tahta geçmesini ister. Bu nedenle, Çandarlı devlet erkanıyla bir toplantı yapıp Sultan II. Murat’ın tekrar tahta çıkması için karar alır. Bu karar Sultan II. Mehmet’e iletildiğinde Sultan Mehmet bu karardan hoşnut olmadığını “O madem ki bu ihtimalat var önceden düşünülmeliydi düşüncesiyle belirtir. Daha sonra Çandarlı II. Mehmet’in, istemeyerek de olsa onayını aldıktan sonra II. Murat’a şu mektubu yazar: “Eğer saltanat taraf-ı saadetinizde ise mülkünüzü perişan etmek için harekete geçilmiştir. Meselenin önemini arz ve ihtar ediyorum. Eğer saltanat bu tarafta ise ordu başında bulunmanız hakkında padişah emri vardır. Lüzum-u itaati tebliğ ve ihbar eyliyorum. Bu mektubun bizzat II. Mehmet tarafından yazıldığı iddia edilmekteyse de olayların gelişmesi, Fatih’in kişiliği, ordunun başında savaşa gitmekteki ısrarı dikkate alındığında O’nun böyle bir mektup yazacak bir kişilikten uzak olduğu kanaati ağır basmaktadır.
II. Mehmet ordunun başına babasının geçmesi konusunda ikna edilmiş, kendisi ise Edirne’de Sultan olarak tahtta kalmıştır. Bütün bu olaylar esnasında özellikle de Çandarlı, II. Murat’a gerçek padişah gibi davranıyordu. Çandarlı’nın Sultan Mehmet’i küçük düşürücü bu tutum ve davranışı, Sultan Mehmet’te Çandarlı’ya karşı olumsuz bir tutumun gelişmesine neden olmuştur. 1444’de Varna savaşını kazanan II. Murat, Çandarlı’nın bütün ısrarlarına rağmen, oğlu II. Mehmet’i geleceği için tehlikeli olur diye tahttan indirmek istemedi. Edirne’de birkaç gün kaldıktan sonra tekrar Manisa’ya dönmüştür (1445).
Bir süre sonra, Edirne’de yeniçeri ayaklanması olmuş, yeniçerilerin Tüccar mahallesinde büyük bir yangın çıkarması sonucunda genç sultanın Edirne’de otorite kuramadığı şeklinde söylentilerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Yeniçeriler Şahabettin Paşa’nın konağını yağmalamışlar, bu sırada Şahabeddin paşa II. Mehmet’in sarayına sığınmış ve isyan Çandırlı’nın gayretleriyle bastırılmıştı.
Bu isyanın, ortak bir görüş olarak, II. Mehmet’i tahttan indirmek ve Şahabeddin paşayı yönetimden uzaklaştırıp ortadan kaldırmak ve böylece II. Murat’ı tekrar devletin başına getirmek için Çandarlı Halil Paşa tarafından düzenlendiği belirtilmektedir. Böylece küçük padişahın devleti yönetemediği ispat edilmiş olacaktı.
Sonuç
Sonuç olarak diyebiliriz ki, çocukluk ve gençlik döneminin duygusal yapının ve bu dönemlerdeki sosyal etkilerin, yaşanılan önemli olayların daha sonra atılacak adımlarda ve verilecek kararlarda oldukça etkili olduğunu görmüş bulunmaktayız.
Bu nedenle, gelecek nesillerimizin her birini birer Fatih Sultan Mehmet gibi yetiştiremez isek de, onların çocukluk ve gençlik yıllarında yaşayacakları tecrübelerinin ileri ki yıllarında yapacaklarının zeminini oluşturacağından, eğitimleri konusunda dikkatli olunması önem arz etmektedir.
Fatih’in gerçek sultan olduğu 1451’den 1481’de ölümüne kadar 30 yıllık saltanatı döneminde yaşadığı olağanüstü bir insanın ömrüne sığmayacak başarılarını O’nun 1444-1451 yılları arasında yaşadığı yaşam tecrübeleri üzerine temellendirmek psikanalitik verilere uygun düşmektedir. H. İnalcık’ın dediği gibi; “Fatih Sultan Mehmet, bu imparatorluk buhranının içinde yaşadı ve ona bir çözüm şeklini getirdi.
En başta sorduğumuz, “Toplumlar mı büyük adamları yaratır yoksa büyük adamlar mı büyük toplumları yaratır.” Sözünü, Fatih için büyük liderler büyük toplumları doğurur şıkkı daha doğru görünmektedir. Her ne kadar toplumsal ortamın özelliği insanı lider yapsa da, bu tür ortamların ürettiği liderlerde de liderlik özelliklerinin bulunduğu da bir gerçektir. Yoksa liderlik vasıflarını taşımayan bir kimseyi hiçbir ortam lider konumuna getiremez.
Fatih Sultan Mehmet Han'ın Hayatı Ve Tecrübeleri
https://bilmisler.com/fatih-sultan-mehmet-hanin-hayati-ve-tecrubeleri/
Fatih Sultan Mehmet Han'ın Hayatı Ve Tecrübeleri
Fatih’in Hayatı
Fatih Sultan Mehmet 30 Mart 1432 yılında Pazar günü seher vakti Edirne’de dünyaya gelmiştir. Annesi ise Kastamonu-Sinop beyi İsfandiyaroğlu İbrahim Bey’in kızı Hatice Halime Hüma Hatun olarak bilinmektedir. Fatih’i dünyaya getirdiğinde 15 yaşında genç bir bayan idi. Fatih’in son saltanatını görmeden 1449 yılında vefat etmiş Muradiye Camii’nin doğusunda Hatuniye Türbesi’ne defnedil- miştir. Şehzade Mehmet doğduktan sonra bakımını Daya Hatun adlı bir dadı yapmıştır. Ayrıca, Fatih’in saygısından dolayı Validem diye hitap ettiği II. Murat’ın Sırp kralı George Brankoviç’in kızı olan Mara Hatun’un da Fatih üzerinde birtakım etkiler bıraktığı tahmin edilmekle birlikte bunlar da bilinmemektedir. Fatih 3 Mayıs 1481 yılında Perşembe günü çok genç denebilecek 50 yaşında bir sefere giderken Gebze yakınlarında Hünkarçayırı (Tekirçayırı) denilen yede ölmüştür. İstanbul’da adına yaptırdığı caminin bahçesine defnedilmiş, sonra üzerine türbe yapılmıştır. Fatih’in Nikris hastalığından öldüğü söylense de, ne şekilde hangi hastalıktan öldüğü kesin olarak bilinmediğinden özel doktoru olan Yakup Paşa tarafından zehirlenerek öldürüldüğü iddiaları da mevcuttur.11
Nikris hastalığı : Halk arasında gut veya damla hastalığı, tıp dilinde ise podagra denir. Özellikle fazla kırmızı et yiyenlerde görülür. Daha fazla erkeklerde rastlanır. El, ayak başparmağı, diz ve dirseklerde şişkinlik meydana gelir.
Fatih’in Çocukluk ve Gençlik Çağı Tecrübeleri
Fatih çocukluğunda oldukça hareketli ve ele avuca sığmayan bir kişiliğe sahip idi. İlk önceleri okumak ve öğrenmekten çok, harp sanatına ilgi duymuş hocalarının öğrenme konusundaki sözlerini dinlememiştir. Bunun üzerine II. Murat Fatih’in hocalığına biraz daha sert yapılı olan Molla Gürani’yi atamıştır. Daha ilk karşılaşmada Molla Gürani ile dalga geçmeye çalışan genç şehzadeye Gürani’nin, değneğini göstererek “İşte bu itaat etmen için, haydi şimdi çalışmaya dediği belirtilmektedir.
Fatih II. Murat’ın altı oğlundan dördüncüsü olarak dünyaya gelmiştir. Büyük kardeşleri Ahmet, Alaaddin Ali’yi babaları II. Murat’ın çok sevdiği, buna karşılık ise II. Mehmet’i pek fazla sevmediği anlatılmaktadır. Bu durum Fatih’te kardeşlerine karşı bir kıskançlık duygusu oluşturduğu belirtilmektedir. Belki de O’nun bu duygusal durumu, babasının gözüne girmek amacıyla davranışlarını yönlendirmiştir.
Fatih çok iyi öğrenim görmüş, gerek din bilimlerinde, sosyal bilimlerde, gerekse pozitif bilimlerde oldukça iyi bir düzeye gelmiştir. Edebiyata, din felsefesine, coğrafya, tarih ve askeri konulara büyük ilgi göstermiştir. Matematik ile çok yakından ilgilenmiş özellikle de edebiyat onun en sevdiği alan olarak bilinmekle birlikte bıraktığı kitaplarının üçte birinin tarih ve coğrafyaya ait olması oldukça ilginçtir. Türkçe’nin yanında Farsça, Arapça, Yunanca, Sırpça, İtalyanca ve Slavca’yı da belirli ölçülerde öğrendiği belirtilmektedir.
Babası II. Murat, Fatih’in eğitimine çok önem vermiş, en iyi hocalardan ders aldırtmıştır. Molla Gürani Fatih’in yetişmesinde en büyük paya sahip olmakla birlikte, Hocazade, Molla İlyas, Siraceddin Halebi, Molla Abdülkadır, Hasan Samsuni, Molla Hayrettin de çocukluk dönemi hocaları arasında sayılırlar.
Fatih’in Kişiliği
Fatih Sultan Mehmet, ince yüzlü, uzunca boylu, dolgun vücutlu, heybetli ve iyi giyimli olup karizmatik bir kişiliğe sahipti. Seyrek güler, yüzüne bakıldığında hürmet ve korku telkin ederdi. Ressam Bellini’ye yaptırdığı resimde de bu açıkça görülmektedir.
Gerek yerli gerekse yabancı kaynaklarda, her şeyi öğrenmek isteyen, her şeyi araştırarak karar veren, oldukça dindar, adaletli, çok akıllı, cesaretli, idrak ve sezgi kabiliyeti yüksek, bilim adamları ve şairlere önem veren ve onları koruyan, ihtiraslı, kendine güveni oldukça yüksek bir pâdişah olarak nitelendirilen Fâtih Sultan Mehmet, tarihin kaydettiği büyük liderlerden birisidir.
Fatih’in son derece iyi eğitim almış, parlak bir zekaya sahip, bir şeyi yapma konusunda aşırı kararlı ve tutkuyla bağlı, düşüncesinden asla vazgeçmeyen, gerektiği zaman sert kararlar alabilen, kimseden çekinmeyen, büyük hayalleri olan ve bu hayallerini yerine getirme hususunda her türlü zorluğa hazır olan, nadiren gülen, projelerini yerine getirme konusunda oldukça inatçı, atılgan, cüretkar ve büyük bir devlet adamı ve lideri özelliği taşıyan bir kişiliğe sahip olduğu bilinmektedir.17Bazen de, oldukça sakin, mülayim, yumuşak, iyi kalpli ve affedici idi. Yani iki duygu durumu arasında bir duygusal yapıya sahip idi. Fatih, çok tedbirli ve temkinli davranırdı. Bir savaştan önce bütün detayları inceler, ona göre karar verirdi. Hatta düşmanlarını çok iyi aldatırdı. Birçok savaşta düşmanlarına başka yerlerle savaşacakmış intibaını uyandırıp onları hazırlıksız yakalamıştır. Yapacağı seferlerden en yakınlarını bile haberdar etmez ve bunların gizli kalmasına çok dikkat ederdi. O’nun bir seferden önce seferin nereye yapıldığını soran bir Kazaskere; ”eğer bunu sakalımın tellerinden birisi biliyor olsa idi onu derhal koparır yakardım sözü meşhurdur.
Soğuğa-sıcağa, açlığa-susuzluğa ve yorgunluğa karşı çok dayanıklıydı. Çok cesur, varmak istediği hedefe varmak için ne gerekiyorsa yapardı. Belgrad savaşında ordunun Hunyadi’nin kuvvetleri karşısında bozguna uğradığını görünce, hırsından dudaklarından kanlar akmaya başlamış ve atıyla ileri atılarak ordunun önünde tek başına kılıcını çekip düşman üzerine saldırmaktan çekinmemiştir. Onun bu büyük fedakarlığı savaşın zaferle sonuçlanmasına neden olmuştur. Fatih yapmış olduğu hiçbir savaştan mağlubiyetle ayrılmamıştır. Gerek İstanbul’un alınmasında, gerekse başka savaşlarda yerinde duramaz ordusuyla birlikte hücum ederdi. Bugün Türkiye’nin yetiştirmiş olduğu en büyük futbol teknik direktörlerinden Fatih Terim’in saha kenarında maçı kazanmak için oyuncularını nasıl motive ettiğini gördüğümüzde, Fatih Sultan Mehmet’in gayretlerini zihnimizde daha iyi canlandıracağımızı düşünüyorum.
‘Ayrıca Fatih’in, Osmanlı sultanları içerisinde İslam dışındaki dinlere en hoşgörülüsü olduğu, bu din mensuplarına ve din adamlarına kendi dinlerini öğrenme ve yaşama konusunda göstermiş olduğu engin hoşgörülü tutum ve davranışlarından anlamaktayız. O’nun bu hoşgörüsünün arkasında Roma ve İtalya’yı fethetme düşüncesinin olduğu iddia edilse de yalnızca Hıristiyanlara değil, oluşturmak istediği devlet felsefesinin bir gereği olarak bütün mezheplere, dinlere ve mensuplarına rahat hareket edebilme imkanlarını tanımıştır. Bunların yanında, İslam dininin yaşam kurallarını takip etme konusunda hassas da davranırdı. Özellikle Hocazade’ye derin bir sevgi beslediği ve Akşemsettin’in ise engin bir ferasete sahip olduğuna inandığı’ belirtilmektedir.
Fatih Osmanlı devletini imparatorluk haline getirmiş ve imparator kurucusu olma vasfına ulaşmış, devletinin imparatorluğa dönüşmesinin kültürel ve devlet felsefesi açısından da alt yapısını oluşturmuş, bu nedenle dünya hakimiyeti kurmak amacında olmuş, geniş ve ileri görüşlü bir lider olarak tanımlanmaktadır.
Fatih’i Güdüleyen Olumsuz Yaşam Tecrübeleri
Bir kişinin başarısızlıkları da başarıları kadar güdüleyici rol oynayabilmektedir. Dolayısıyla Fatih’in ilk tahta çıktığında yaşamış olduğu olumsuzluklar, O’nu daha sonraki dönemlerinde nasıl adım atması gerektiği konusunda düşünmeye sevk etmiştir.
Çocuk yaşlarında (6 yaş) valilik yaptığı söylense de bunun pek doğru olmadığı, ilk sultanlık denemesini 12 yaşında 1444-1446 yılları arasında yaptığını öğrenmekteyiz.
II. Murat henüz 40 yaşında iken, Manisa valisi olan 12 yaşındaki oğlu Mehmet’i 1444’te yerine geçirmek üzere Edirne’ye getirmiştir. Aynı yılın Ağustos ayında Mahiliç ovasında kapıkulu askerleri ve paşalar önünde tahtı oğluna teslim ettiğini ilan etmiştir. Babası ölmeden tahta çıkan ilk ve tek Osmanlı Sultanı olarak bilinmektedir.
Sultan II. Murat’ın kendisi henüz 40 yaşında iken bu kadar küçük yaşta bir oğlunu tahta çıkarmış olması pek akla yatkın görünmemektedir. Bunun çok önemli nedenleri olarak, birincisi, siyasi dengelerin sağlanması, ikincisi, II. Murat’ın kendisini yorulmuş hissetmesi ve 12 yaşında olmasına rağmen II. Mehmet’in, Çandarlı Ailesinden Halil Paşa’nın da yardımlarıyla devleti yönetebilecek kişilik ve liderlik vasfına sahip olduğunu düşünmüş olması ve üçüncü olarak ta, II. Murat’ın çalışmayı pek sevmediği, tasavvufi yaşama düşkünlüğü nedenleriyle bir an evvel tahttan ayrılıp yerine oğlu Şehzade Mehmet’i getirmek istemesinden kaynaklandığı şeklinde birtakım nedenler bulunabilir.
Osmanlı Devleti’nin başına bu kadar genç ve tecrübesiz birisinin geçmesini fırsat bilen dışarıdan ve içeriden birtakım çevreler, Osmanlıyı yıkmak için harekete geçmiştir. Bilhassa veziri azam Çandarlı Halil Paşa’nın Osmanlı topraklarının bir kısmını Balkanlar’da ve Anadolu’da birtakım antlaşmalarla komşu ülkelere verdiği söylenmektedir. Hatta Balkanlarda bazı ülkeler Osmanlı topraklarına saldırmış ve Osmanlı nüfuzu oldukça zayıflamıştı. Balkan ülkeleriyle Karamanoğulları arasında Osmanlıya karşı yakınlaşmalar oluşmaya başlamış, Batı yeniden bir Haçlı Ordusu oluşturma çabaları içerisine girmişti.
Bu olumsuz durum, içeride bir takım huzursuzluklara neden olmuş, paşalar arasında ikilikler meydana gelmiş, birtakım ayaklanmalar (Hurufi ayaklanması) olmuş ve halk başkent Edirne’den Anadolu’ya kaçmaya başlamıştı.
İç olayların en kötüsü iktidar buhranı idi. II. Murat saltanatı oğlu II. Mehmet’e bırakmakla birlikte, idareyi veziri Çandarlı Halil Paşaya bırakmıştı. Bu sırada, Rumeli beylerbeyi vezir Şahabettin Şahin, Nişancı İbrahim ve Zağanos paşalar yönetimi II. Mehmet lehine Çandarlı’nın elinden almak istiyorlardı. Bunun yanında Zağanos paşa, II. Mehmet’i İstanbul’u alması konusunda öğütlüyor, bunu Çandarlı ile baş etmek için çok iyi bir yol ve padişahlığının temel şartı olduğunu ve bu nedenle II. Mehmet’i futuhatçı bir siyaset güdülmesi gerektiği konusunda yönlendiriyorlardı.27
Avrupa’da ve Bizans’ta, kabiliyetsiz, çok küçük yaşta tecrübesiz bir delikanlının Osmanlılarda iş başına geçtiği anlatılıyor ve böyle bir kişinin Osmanlının başında olmasından dolayı da çok seviniliyordu. Bu nedenle de Avrupalılar, OsmanlInın kendiliğinden yok olup gideceğine inanıyorlardı.
Bu arada Haçlı ordusu Balkanlarda ilerliyordu. Sarayda kimin ordunun başında bulunması gerektiği konusunda vezirler arasında bir antlaşmazlık vardı. Çandarlı, II. Murat’ın tekrar yönetimin başına geçmesini, Şahabettin ve Zağanos paşalar ise haçlılara karşı savaşta II. Mehmet’in Sultan olarak ordunun başında kalmasını istiyorlardı.
Bu sorunlar üzerine Osmanlı devletini büyük tehlikelerin beklediğini sezen tecrübeli baş vezir Çandarlı Halil Paşa, 1444’de devletin selameti ve bekası için II. Murat’a gönderdiği gizli bir haberle Edirne’ye gelip tekrar tahta geçmesini ister. Bu nedenle, Çandarlı devlet erkanıyla bir toplantı yapıp Sultan II. Murat’ın tekrar tahta çıkması için karar alır. Bu karar Sultan II. Mehmet’e iletildiğinde Sultan Mehmet bu karardan hoşnut olmadığını “O madem ki bu ihtimalat var önceden düşünülmeliydi düşüncesiyle belirtir. Daha sonra Çandarlı II. Mehmet’in, istemeyerek de olsa onayını aldıktan sonra II. Murat’a şu mektubu yazar: “Eğer saltanat taraf-ı saadetinizde ise mülkünüzü perişan etmek için harekete geçilmiştir. Meselenin önemini arz ve ihtar ediyorum. Eğer saltanat bu tarafta ise ordu başında bulunmanız hakkında padişah emri vardır. Lüzum-u itaati tebliğ ve ihbar eyliyorum. Bu mektubun bizzat II. Mehmet tarafından yazıldığı iddia edilmekteyse de olayların gelişmesi, Fatih’in kişiliği, ordunun başında savaşa gitmekteki ısrarı dikkate alındığında O’nun böyle bir mektup yazacak bir kişilikten uzak olduğu kanaati ağır basmaktadır.
II. Mehmet ordunun başına babasının geçmesi konusunda ikna edilmiş, kendisi ise Edirne’de Sultan olarak tahtta kalmıştır. Bütün bu olaylar esnasında özellikle de Çandarlı, II. Murat’a gerçek padişah gibi davranıyordu. Çandarlı’nın Sultan Mehmet’i küçük düşürücü bu tutum ve davranışı, Sultan Mehmet’te Çandarlı’ya karşı olumsuz bir tutumun gelişmesine neden olmuştur. 1444’de Varna savaşını kazanan II. Murat, Çandarlı’nın bütün ısrarlarına rağmen, oğlu II. Mehmet’i geleceği için tehlikeli olur diye tahttan indirmek istemedi. Edirne’de birkaç gün kaldıktan sonra tekrar Manisa’ya dönmüştür (1445).
Bir süre sonra, Edirne’de yeniçeri ayaklanması olmuş, yeniçerilerin Tüccar mahallesinde büyük bir yangın çıkarması sonucunda genç sultanın Edirne’de otorite kuramadığı şeklinde söylentilerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Yeniçeriler Şahabettin Paşa’nın konağını yağmalamışlar, bu sırada Şahabeddin paşa II. Mehmet’in sarayına sığınmış ve isyan Çandırlı’nın gayretleriyle bastırılmıştı.
Bu isyanın, ortak bir görüş olarak, II. Mehmet’i tahttan indirmek ve Şahabeddin paşayı yönetimden uzaklaştırıp ortadan kaldırmak ve böylece II. Murat’ı tekrar devletin başına getirmek için Çandarlı Halil Paşa tarafından düzenlendiği belirtilmektedir. Böylece küçük padişahın devleti yönetemediği ispat edilmiş olacaktı.
Sonuç
Sonuç olarak diyebiliriz ki, çocukluk ve gençlik döneminin duygusal yapının ve bu dönemlerdeki sosyal etkilerin, yaşanılan önemli olayların daha sonra atılacak adımlarda ve verilecek kararlarda oldukça etkili olduğunu görmüş bulunmaktayız.
Bu nedenle, gelecek nesillerimizin her birini birer Fatih Sultan Mehmet gibi yetiştiremez isek de, onların çocukluk ve gençlik yıllarında yaşayacakları tecrübelerinin ileri ki yıllarında yapacaklarının zeminini oluşturacağından, eğitimleri konusunda dikkatli olunması önem arz etmektedir.
Fatih’in gerçek sultan olduğu 1451’den 1481’de ölümüne kadar 30 yıllık saltanatı döneminde yaşadığı olağanüstü bir insanın ömrüne sığmayacak başarılarını O’nun 1444-1451 yılları arasında yaşadığı yaşam tecrübeleri üzerine temellendirmek psikanalitik verilere uygun düşmektedir. H. İnalcık’ın dediği gibi; “Fatih Sultan Mehmet, bu imparatorluk buhranının içinde yaşadı ve ona bir çözüm şeklini getirdi.
En başta sorduğumuz, “Toplumlar mı büyük adamları yaratır yoksa büyük adamlar mı büyük toplumları yaratır.” Sözünü, Fatih için büyük liderler büyük toplumları doğurur şıkkı daha doğru görünmektedir. Her ne kadar toplumsal ortamın özelliği insanı lider yapsa da, bu tür ortamların ürettiği liderlerde de liderlik özelliklerinin bulunduğu da bir gerçektir. Yoksa liderlik vasıflarını taşımayan bir kimseyi hiçbir ortam lider konumuna getiremez.
Fatih Sultan Mehmet Han'ın Hayatı Ve Tecrübeleri
https://bilmisler.com/fatih-sultan-mehmet-hanin-hayati-ve-tecrubeleri/
Fatih Sultan Mehmet Han'ın Hayatı Ve Tecrübeleri
Fatih’in Hayatı
Fatih Sultan Mehmet 30 Mart 1432 yılında Pazar günü seher vakti Edirne’de dünyaya gelmiştir. Annesi ise Kastamonu-Sinop beyi İsfandiyaroğlu İbrahim Bey’in kızı Hatice Halime Hüma Hatun olarak bilinmektedir. Fatih’i dünyaya getirdiğinde 15 yaşında genç bir bayan idi. Fatih’in son saltanatını görmeden 1449 yılında vefat etmiş Muradiye Camii’nin doğusunda Hatuniye Türbesi’ne defnedil- miştir. Şehzade Mehmet doğduktan sonra bakımını Daya Hatun adlı bir dadı yapmıştır. Ayrıca, Fatih’in saygısından dolayı Validem diye hitap ettiği II. Murat’ın Sırp kralı George Brankoviç’in kızı olan Mara Hatun’un da Fatih üzerinde birtakım etkiler bıraktığı tahmin edilmekle birlikte bunlar da bilinmemektedir. Fatih 3 Mayıs 1481 yılında Perşembe günü çok genç denebilecek 50 yaşında bir sefere giderken Gebze yakınlarında Hünkarçayırı (Tekirçayırı) denilen yede ölmüştür. İstanbul’da adına yaptırdığı caminin bahçesine defnedilmiş, sonra üzerine türbe yapılmıştır. Fatih’in Nikris hastalığından öldüğü söylense de, ne şekilde hangi hastalıktan öldüğü kesin olarak bilinmediğinden özel doktoru olan Yakup Paşa tarafından zehirlenerek öldürüldüğü iddiaları da mevcuttur.11
Nikris hastalığı : Halk arasında gut veya damla hastalığı, tıp dilinde ise podagra denir. Özellikle fazla kırmızı et yiyenlerde görülür. Daha fazla erkeklerde rastlanır. El, ayak başparmağı, diz ve dirseklerde şişkinlik meydana gelir.
Fatih’in Çocukluk ve Gençlik Çağı Tecrübeleri
Fatih çocukluğunda oldukça hareketli ve ele avuca sığmayan bir kişiliğe sahip idi. İlk önceleri okumak ve öğrenmekten çok, harp sanatına ilgi duymuş hocalarının öğrenme konusundaki sözlerini dinlememiştir. Bunun üzerine II. Murat Fatih’in hocalığına biraz daha sert yapılı olan Molla Gürani’yi atamıştır. Daha ilk karşılaşmada Molla Gürani ile dalga geçmeye çalışan genç şehzadeye Gürani’nin, değneğini göstererek “İşte bu itaat etmen için, haydi şimdi çalışmaya dediği belirtilmektedir.
Fatih II. Murat’ın altı oğlundan dördüncüsü olarak dünyaya gelmiştir. Büyük kardeşleri Ahmet, Alaaddin Ali’yi babaları II. Murat’ın çok sevdiği, buna karşılık ise II. Mehmet’i pek fazla sevmediği anlatılmaktadır. Bu durum Fatih’te kardeşlerine karşı bir kıskançlık duygusu oluşturduğu belirtilmektedir. Belki de O’nun bu duygusal durumu, babasının gözüne girmek amacıyla davranışlarını yönlendirmiştir.
Fatih çok iyi öğrenim görmüş, gerek din bilimlerinde, sosyal bilimlerde, gerekse pozitif bilimlerde oldukça iyi bir düzeye gelmiştir. Edebiyata, din felsefesine, coğrafya, tarih ve askeri konulara büyük ilgi göstermiştir. Matematik ile çok yakından ilgilenmiş özellikle de edebiyat onun en sevdiği alan olarak bilinmekle birlikte bıraktığı kitaplarının üçte birinin tarih ve coğrafyaya ait olması oldukça ilginçtir. Türkçe’nin yanında Farsça, Arapça, Yunanca, Sırpça, İtalyanca ve Slavca’yı da belirli ölçülerde öğrendiği belirtilmektedir.
Babası II. Murat, Fatih’in eğitimine çok önem vermiş, en iyi hocalardan ders aldırtmıştır. Molla Gürani Fatih’in yetişmesinde en büyük paya sahip olmakla birlikte, Hocazade, Molla İlyas, Siraceddin Halebi, Molla Abdülkadır, Hasan Samsuni, Molla Hayrettin de çocukluk dönemi hocaları arasında sayılırlar.
Fatih’in Kişiliği
Fatih Sultan Mehmet, ince yüzlü, uzunca boylu, dolgun vücutlu, heybetli ve iyi giyimli olup karizmatik bir kişiliğe sahipti. Seyrek güler, yüzüne bakıldığında hürmet ve korku telkin ederdi. Ressam Bellini’ye yaptırdığı resimde de bu açıkça görülmektedir.
Gerek yerli gerekse yabancı kaynaklarda, her şeyi öğrenmek isteyen, her şeyi araştırarak karar veren, oldukça dindar, adaletli, çok akıllı, cesaretli, idrak ve sezgi kabiliyeti yüksek, bilim adamları ve şairlere önem veren ve onları koruyan, ihtiraslı, kendine güveni oldukça yüksek bir pâdişah olarak nitelendirilen Fâtih Sultan Mehmet, tarihin kaydettiği büyük liderlerden birisidir.
Fatih’in son derece iyi eğitim almış, parlak bir zekaya sahip, bir şeyi yapma konusunda aşırı kararlı ve tutkuyla bağlı, düşüncesinden asla vazgeçmeyen, gerektiği zaman sert kararlar alabilen, kimseden çekinmeyen, büyük hayalleri olan ve bu hayallerini yerine getirme hususunda her türlü zorluğa hazır olan, nadiren gülen, projelerini yerine getirme konusunda oldukça inatçı, atılgan, cüretkar ve büyük bir devlet adamı ve lideri özelliği taşıyan bir kişiliğe sahip olduğu bilinmektedir.17Bazen de, oldukça sakin, mülayim, yumuşak, iyi kalpli ve affedici idi. Yani iki duygu durumu arasında bir duygusal yapıya sahip idi. Fatih, çok tedbirli ve temkinli davranırdı. Bir savaştan önce bütün detayları inceler, ona göre karar verirdi. Hatta düşmanlarını çok iyi aldatırdı. Birçok savaşta düşmanlarına başka yerlerle savaşacakmış intibaını uyandırıp onları hazırlıksız yakalamıştır. Yapacağı seferlerden en yakınlarını bile haberdar etmez ve bunların gizli kalmasına çok dikkat ederdi. O’nun bir seferden önce seferin nereye yapıldığını soran bir Kazaskere; ”eğer bunu sakalımın tellerinden birisi biliyor olsa idi onu derhal koparır yakardım sözü meşhurdur.
Soğuğa-sıcağa, açlığa-susuzluğa ve yorgunluğa karşı çok dayanıklıydı. Çok cesur, varmak istediği hedefe varmak için ne gerekiyorsa yapardı. Belgrad savaşında ordunun Hunyadi’nin kuvvetleri karşısında bozguna uğradığını görünce, hırsından dudaklarından kanlar akmaya başlamış ve atıyla ileri atılarak ordunun önünde tek başına kılıcını çekip düşman üzerine saldırmaktan çekinmemiştir. Onun bu büyük fedakarlığı savaşın zaferle sonuçlanmasına neden olmuştur. Fatih yapmış olduğu hiçbir savaştan mağlubiyetle ayrılmamıştır. Gerek İstanbul’un alınmasında, gerekse başka savaşlarda yerinde duramaz ordusuyla birlikte hücum ederdi. Bugün Türkiye’nin yetiştirmiş olduğu en büyük futbol teknik direktörlerinden Fatih Terim’in saha kenarında maçı kazanmak için oyuncularını nasıl motive ettiğini gördüğümüzde, Fatih Sultan Mehmet’in gayretlerini zihnimizde daha iyi canlandıracağımızı düşünüyorum.
‘Ayrıca Fatih’in, Osmanlı sultanları içerisinde İslam dışındaki dinlere en hoşgörülüsü olduğu, bu din mensuplarına ve din adamlarına kendi dinlerini öğrenme ve yaşama konusunda göstermiş olduğu engin hoşgörülü tutum ve davranışlarından anlamaktayız. O’nun bu hoşgörüsünün arkasında Roma ve İtalya’yı fethetme düşüncesinin olduğu iddia edilse de yalnızca Hıristiyanlara değil, oluşturmak istediği devlet felsefesinin bir gereği olarak bütün mezheplere, dinlere ve mensuplarına rahat hareket edebilme imkanlarını tanımıştır. Bunların yanında, İslam dininin yaşam kurallarını takip etme konusunda hassas da davranırdı. Özellikle Hocazade’ye derin bir sevgi beslediği ve Akşemsettin’in ise engin bir ferasete sahip olduğuna inandığı’ belirtilmektedir.
Fatih Osmanlı devletini imparatorluk haline getirmiş ve imparator kurucusu olma vasfına ulaşmış, devletinin imparatorluğa dönüşmesinin kültürel ve devlet felsefesi açısından da alt yapısını oluşturmuş, bu nedenle dünya hakimiyeti kurmak amacında olmuş, geniş ve ileri görüşlü bir lider olarak tanımlanmaktadır.
Fatih’i Güdüleyen Olumsuz Yaşam Tecrübeleri
Bir kişinin başarısızlıkları da başarıları kadar güdüleyici rol oynayabilmektedir. Dolayısıyla Fatih’in ilk tahta çıktığında yaşamış olduğu olumsuzluklar, O’nu daha sonraki dönemlerinde nasıl adım atması gerektiği konusunda düşünmeye sevk etmiştir.
Çocuk yaşlarında (6 yaş) valilik yaptığı söylense de bunun pek doğru olmadığı, ilk sultanlık denemesini 12 yaşında 1444-1446 yılları arasında yaptığını öğrenmekteyiz.
II. Murat henüz 40 yaşında iken, Manisa valisi olan 12 yaşındaki oğlu Mehmet’i 1444’te yerine geçirmek üzere Edirne’ye getirmiştir. Aynı yılın Ağustos ayında Mahiliç ovasında kapıkulu askerleri ve paşalar önünde tahtı oğluna teslim ettiğini ilan etmiştir. Babası ölmeden tahta çıkan ilk ve tek Osmanlı Sultanı olarak bilinmektedir.
Sultan II. Murat’ın kendisi henüz 40 yaşında iken bu kadar küçük yaşta bir oğlunu tahta çıkarmış olması pek akla yatkın görünmemektedir. Bunun çok önemli nedenleri olarak, birincisi, siyasi dengelerin sağlanması, ikincisi, II. Murat’ın kendisini yorulmuş hissetmesi ve 12 yaşında olmasına rağmen II. Mehmet’in, Çandarlı Ailesinden Halil Paşa’nın da yardımlarıyla devleti yönetebilecek kişilik ve liderlik vasfına sahip olduğunu düşünmüş olması ve üçüncü olarak ta, II. Murat’ın çalışmayı pek sevmediği, tasavvufi yaşama düşkünlüğü nedenleriyle bir an evvel tahttan ayrılıp yerine oğlu Şehzade Mehmet’i getirmek istemesinden kaynaklandığı şeklinde birtakım nedenler bulunabilir.
Osmanlı Devleti’nin başına bu kadar genç ve tecrübesiz birisinin geçmesini fırsat bilen dışarıdan ve içeriden birtakım çevreler, Osmanlıyı yıkmak için harekete geçmiştir. Bilhassa veziri azam Çandarlı Halil Paşa’nın Osmanlı topraklarının bir kısmını Balkanlar’da ve Anadolu’da birtakım antlaşmalarla komşu ülkelere verdiği söylenmektedir. Hatta Balkanlarda bazı ülkeler Osmanlı topraklarına saldırmış ve Osmanlı nüfuzu oldukça zayıflamıştı. Balkan ülkeleriyle Karamanoğulları arasında Osmanlıya karşı yakınlaşmalar oluşmaya başlamış, Batı yeniden bir Haçlı Ordusu oluşturma çabaları içerisine girmişti.
Bu olumsuz durum, içeride bir takım huzursuzluklara neden olmuş, paşalar arasında ikilikler meydana gelmiş, birtakım ayaklanmalar (Hurufi ayaklanması) olmuş ve halk başkent Edirne’den Anadolu’ya kaçmaya başlamıştı.
İç olayların en kötüsü iktidar buhranı idi. II. Murat saltanatı oğlu II. Mehmet’e bırakmakla birlikte, idareyi veziri Çandarlı Halil Paşaya bırakmıştı. Bu sırada, Rumeli beylerbeyi vezir Şahabettin Şahin, Nişancı İbrahim ve Zağanos paşalar yönetimi II. Mehmet lehine Çandarlı’nın elinden almak istiyorlardı. Bunun yanında Zağanos paşa, II. Mehmet’i İstanbul’u alması konusunda öğütlüyor, bunu Çandarlı ile baş etmek için çok iyi bir yol ve padişahlığının temel şartı olduğunu ve bu nedenle II. Mehmet’i futuhatçı bir siyaset güdülmesi gerektiği konusunda yönlendiriyorlardı.27
Avrupa’da ve Bizans’ta, kabiliyetsiz, çok küçük yaşta tecrübesiz bir delikanlının Osmanlılarda iş başına geçtiği anlatılıyor ve böyle bir kişinin Osmanlının başında olmasından dolayı da çok seviniliyordu. Bu nedenle de Avrupalılar, OsmanlInın kendiliğinden yok olup gideceğine inanıyorlardı.
Bu arada Haçlı ordusu Balkanlarda ilerliyordu. Sarayda kimin ordunun başında bulunması gerektiği konusunda vezirler arasında bir antlaşmazlık vardı. Çandarlı, II. Murat’ın tekrar yönetimin başına geçmesini, Şahabettin ve Zağanos paşalar ise haçlılara karşı savaşta II. Mehmet’in Sultan olarak ordunun başında kalmasını istiyorlardı.
Bu sorunlar üzerine Osmanlı devletini büyük tehlikelerin beklediğini sezen tecrübeli baş vezir Çandarlı Halil Paşa, 1444’de devletin selameti ve bekası için II. Murat’a gönderdiği gizli bir haberle Edirne’ye gelip tekrar tahta geçmesini ister. Bu nedenle, Çandarlı devlet erkanıyla bir toplantı yapıp Sultan II. Murat’ın tekrar tahta çıkması için karar alır. Bu karar Sultan II. Mehmet’e iletildiğinde Sultan Mehmet bu karardan hoşnut olmadığını “O madem ki bu ihtimalat var önceden düşünülmeliydi düşüncesiyle belirtir. Daha sonra Çandarlı II. Mehmet’in, istemeyerek de olsa onayını aldıktan sonra II. Murat’a şu mektubu yazar: “Eğer saltanat taraf-ı saadetinizde ise mülkünüzü perişan etmek için harekete geçilmiştir. Meselenin önemini arz ve ihtar ediyorum. Eğer saltanat bu tarafta ise ordu başında bulunmanız hakkında padişah emri vardır. Lüzum-u itaati tebliğ ve ihbar eyliyorum. Bu mektubun bizzat II. Mehmet tarafından yazıldığı iddia edilmekteyse de olayların gelişmesi, Fatih’in kişiliği, ordunun başında savaşa gitmekteki ısrarı dikkate alındığında O’nun böyle bir mektup yazacak bir kişilikten uzak olduğu kanaati ağır basmaktadır.
II. Mehmet ordunun başına babasının geçmesi konusunda ikna edilmiş, kendisi ise Edirne’de Sultan olarak tahtta kalmıştır. Bütün bu olaylar esnasında özellikle de Çandarlı, II. Murat’a gerçek padişah gibi davranıyordu. Çandarlı’nın Sultan Mehmet’i küçük düşürücü bu tutum ve davranışı, Sultan Mehmet’te Çandarlı’ya karşı olumsuz bir tutumun gelişmesine neden olmuştur. 1444’de Varna savaşını kazanan II. Murat, Çandarlı’nın bütün ısrarlarına rağmen, oğlu II. Mehmet’i geleceği için tehlikeli olur diye tahttan indirmek istemedi. Edirne’de birkaç gün kaldıktan sonra tekrar Manisa’ya dönmüştür (1445).
Bir süre sonra, Edirne’de yeniçeri ayaklanması olmuş, yeniçerilerin Tüccar mahallesinde büyük bir yangın çıkarması sonucunda genç sultanın Edirne’de otorite kuramadığı şeklinde söylentilerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Yeniçeriler Şahabettin Paşa’nın konağını yağmalamışlar, bu sırada Şahabeddin paşa II. Mehmet’in sarayına sığınmış ve isyan Çandırlı’nın gayretleriyle bastırılmıştı.
Bu isyanın, ortak bir görüş olarak, II. Mehmet’i tahttan indirmek ve Şahabeddin paşayı yönetimden uzaklaştırıp ortadan kaldırmak ve böylece II. Murat’ı tekrar devletin başına getirmek için Çandarlı Halil Paşa tarafından düzenlendiği belirtilmektedir. Böylece küçük padişahın devleti yönetemediği ispat edilmiş olacaktı.
Sonuç
Sonuç olarak diyebiliriz ki, çocukluk ve gençlik döneminin duygusal yapının ve bu dönemlerdeki sosyal etkilerin, yaşanılan önemli olayların daha sonra atılacak adımlarda ve verilecek kararlarda oldukça etkili olduğunu görmüş bulunmaktayız.
Bu nedenle, gelecek nesillerimizin her birini birer Fatih Sultan Mehmet gibi yetiştiremez isek de, onların çocukluk ve gençlik yıllarında yaşayacakları tecrübelerinin ileri ki yıllarında yapacaklarının zeminini oluşturacağından, eğitimleri konusunda dikkatli olunması önem arz etmektedir.
Fatih’in gerçek sultan olduğu 1451’den 1481’de ölümüne kadar 30 yıllık saltanatı döneminde yaşadığı olağanüstü bir insanın ömrüne sığmayacak başarılarını O’nun 1444-1451 yılları arasında yaşadığı yaşam tecrübeleri üzerine temellendirmek psikanalitik verilere uygun düşmektedir. H. İnalcık’ın dediği gibi; “Fatih Sultan Mehmet, bu imparatorluk buhranının içinde yaşadı ve ona bir çözüm şeklini getirdi.
En başta sorduğumuz, “Toplumlar mı büyük adamları yaratır yoksa büyük adamlar mı büyük toplumları yaratır.” Sözünü, Fatih için büyük liderler büyük toplumları doğurur şıkkı daha doğru görünmektedir. Her ne kadar toplumsal ortamın özelliği insanı lider yapsa da, bu tür ortamların ürettiği liderlerde de liderlik özelliklerinin bulunduğu da bir gerçektir. Yoksa liderlik vasıflarını taşımayan bir kimseyi hiçbir ortam lider konumuna getiremez.
Erzurumlu Vatandaş, Geçmediği Köprüden Ceza Gelince İsyan Bayrağını Çekti #limitsizinternetçağı #KüreselGüçTürkiye #GÖKBEY Erzurumun'un Yakutiye ilçesinde oturan, karayollarından emekli evli ve 3 çocuk babası Sinan Geçit'e (55), 2017 yılında İstanbul'daki Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'nden otomobiliyle kaçak geçiş yapmış olduğu gerekçesi ile ceza geldi.