Söyleyemediklerimiz Birikir, Susturur, Durdurur ve Bakar İnsan
İnsanlar sahte. Dışarıda yürüdüğümüzde yanınızdan gelip geçen insanlara bakın. Yüzlerine bakın, size kısa süreliğine bakan o gözlere bakın, o kadar yabancı ki. Sözde hepimiz kardeşiz öyle değil mi? Sadece öyle biliyoruz, geriye kalanı yalan. En yakınınız, öz kardeşiniz, anneniz, babanız ve bazen kendiniz bile saklarsınız bazı şeyleri, gün yüzüne çıkmaz, derinlere bırakılır ve zamanla birikir. Bir ifade, bir tavır, yapılması doğru olan bir davranış. İnsanı değiştiren yapamadıkları ve edemedikleri olur, tıpkı hayaller gibi. Bizi devam etmemizi sağlayan bu süreçte değişmemize sebep olan o tatlı hayallere yenik düşeriz, yenik düşeriz derken yeniliriz yani, insan en çok hayal kırıklığıyla yaşar. Öyle sistem var ki insanın her istediği olmuyor, her şeye ulaşamıyor.
Hep bir şey öğrenmemiz gerekiyor, bu hayat, bu dünya çok uzun ve o kadar büyük ki hayat kısa dediğimiz şeylere ömür sıkıştırma derdindeyiz, yeter ki güzel anlar olsun. Neşeli, anlamlı, devamlılık getiren mutluluklar isteriz. İnsan duygularıyla, hisleriyle, düşünceleriyle, dünya gibi bir varlık. Her şeyi olan, yeniklere karşı savunmasız, her birimiz dünyayız aslında. Bu yüzden sığdıramıyoruz, sığamıyoruz birbirimize. Kendi güneşimiz, kendi yağmurlarımız, fırtınalarımız var, esiyoruz, estiriyoruz. İnsan dayanamıyor bu kadar kocaman olunca dünyası, keşfetmek istiyor, her buluş yeni bir arayışı oluşturuyor, birikiyor. Sevgisi, neşesi, hayalleri, hedefleri, her şeyini paylaşmak, dökmek ve bırakmak istiyor. İnsan bu yüzden seviyor fakat ne yazık ki iki dünya yan yana durmuyor. Bu yüzden insan yalnız doğuyor, ikizler bile aynı benzer bedende ayrı ruhlar oluyor. Büyük karmaşanın içinde bir bütün olmak ve kalmak imkansız. Vay halimize. İnsan yaratılırken bencilliği bu yüzden eklenmiş, kontrolü sağlamak için ve farkında olmak için. Ben düşüncesi, benlik dünyamızın kapısını açan bir anahtar, bazen öyle bir şey oluyor ki insan o anahtarı başka birisine, bir şeye teslim ediyor. Buna aşk deniyor, delice sevmek deniyor, kara sevda ya da adını ne koyarsanız koyun aslında bu da benlik için. İnsan daha fazlası için her şeyini vermeye hazır, daha büyüğü için bırakmaya alışkın. Bu bizim en insani özelliğimiz. İnsan bazı şeyleri bırakmazsa, vermeye hazır olmazsa, bu büyük bir sorun. Kazanmak için kaybetmesi gerektiğini öğrenmezse, ki eni sonunda öğrenecek fakat bu geç olacaktır. Kendini gözyaşlarının içinde bulacaktır, ki derine inersek bu da bir vermektir, kendi dünyasının yağmuru ve aynı zamanda kaybetmek. Bu yüzden ağlamanın gülmekten daha gerçekçi, daha verimli ve daha iyi olduğunu söyleyebilirim. İnsanların beni ağlarken görmelerini isterim, o sahte gülüşlerimin arkasında kalmamış haldeyken beni izlemelerini isterim, benliğimin en görünen kısmıyla dürüstçe bilsinler beni. İnsanlar ağlamalarını gizlerler, kimse görmesin ve kimse bilmesin isterler bunun zayıflık olduğunu düşünürler, ki bu yanlış. Söyleyemediklerimiz birikir, susturur, durdurur ve bakar insan, sahte gülüşlere, sahteliğe, insan kendisi de sahte olur o an, kara bulutlar sarar dünyasını ne güneşe izin verir ne de yağmura, durur dünyası. Sadece bakar, bakar ama göremez ve bu en zayıf halidir insanın. Oysa ağlamanın en zayıf hali olduğunu söylerler, onlar ne biliyor ki?
İnsan başkalarının ne düşündüğüne bakar çoğu zaman, kendini ifade edemez, konuşacak birisine ihtiyaç duyar, kendi dünyasını açacağı kişilere. Sevgisini, saygısını, neşesini, her şeyiyle açılacağı tek kişiye ve en çokta ‘benliği’ dediğimiz o anahtarı paylaşabilecek birisine. Eğer ilişkiniz iyi gitmiyorsa o anahtara ulaşamamışsınız demektir, insan kendi dünyasında karmaşadır, her buluş yeni bir arayışı getiriyorsa, yeni bir buluş ise sahip olduğu her şeyi götürüyor, gitmesine izin veriyor, kaybetmeden kazanılmıyor...
14 Haziran 2018










