Şişhane Turu Ve Dahası
Altıncı Daire Binasının alt tarafında kalan bölge de “şeşhane”den bozularak Şişhane haline geldi. Şişhane’deki birçok bina istimlaklerle yıkılmış olsa da meydandaki Frej Apartmanı tüm heybetiyle duruyor. Binanın tarihi ve mimarı bilinmezlikler içindedir. Yapılış tarihi konusunda kesin bir bilgi olmamakla birlikte 19. yüzyıl sonu ya da 20. yüzyıl başı olduğu sanılıyor. Mimarları iki Rum: Konstantinos Kyri-akidis ve Aleksander Neokosmos (Yenidünya). Kyriakidis, 1871’de İstanbul’da doğdu ve kırk dört yaşma kadar İstanbul’da yaşadıktan sonra Atina’ya göç etti, 1942’de de orada öldü. Ortağı Yenidünya ise bugünkü Goethe Enstitüsü binası (bir zamanlar Vemudakis Apartmanı) başta olmak üzere birçok apartman inşa etti.
Frej Apartmanı’nın sahibi Beyrutlu zengin Selim Hana Frej’di. Selim Bey’in Hıristiyan ya da Maruni olduğu söylenir. Babası Arap, annesi Amerikalı’ydı. Aile o kadar varlıkhydı ki Selim Frej, Hayfa, Lübnan ve Trablusgarp kıyılarının kabotaj hakkını Osmanlı İmparatorluğu’ndan 99 yıllığına isteyecek konumdaydı. Aile fertlerinden Musa Frej, İran Şahı’ndan “Arslan” ve “Güneş” nişanlan almıştı. Sınırsız servet, pırıltılı yaşamlar beraberinde bazen trajedileri de getiriyor…
Ticaretten bankerliğe kadar her işi yaparak sınırsız servet sahibi olan ailenin üç çocuğu vardı: Jean, Alfred ve Angel. Tek kız çocuğu olan Angel dönemin en yakışıklı gençlerinden Arnavut Dukakinzade Ailesi’nden Feridun Bey, yani Feridun Dirimtekin ile evlenir. Feridun Beyin unvanları saymakla bitmez. Kurtuluş Savaşı’nda Yunan General Trikopis’in kılıcını teslim alan kurmay, Harp Akademisinde hoca, Türkiye Tlıring ve Otomobil Kulübü yöneticisi, Ayasofya Müzesi Müdürü, yazar, aristokrat, entelektüel… Bu evliliğin ardından Angel Frej artık İstanbul sosyetesinde Madam Aysel Dirimtekin diye büinir. Rengarenk emprime giysileri ve yurtdışmdan getirttiği tüllü, tüylü, çiçekli ve kuşlu zarif şapkaları ile kokteyllerde Ye davetlerde boy gösterir, patlattığı şen kahkahalarıyla tüm dikkatleri üzerine çeker.
Gün gelir, Feridun Bey emekli olur. Heybetli Frej Apartmanı 1948 yılında 150 bin liraya satılır. Feridun-Aysel Dirimtekin çifti Nişantaşı’nda sade bir apartman dairesine taşınırlar. Feridun Beyin yolda yürürken belediyenin kazıp üzerini örtmediği bir çukura düşerek bacağını kırması, aynı zamanda aÜenin de düşüşünün başlangıcıdır. Kısa bir süre sonra Feridun Bey ölür, miras kavgaları başlar. Mirasçılar deli diye iftira ettikleri Aysel Hanım’ı akıl hastanesine yatırtırlar. Sonra da huzurevine… Frej’in tek kızı Angel artık yaşamın bambaşka bir yerindedir. Antikaları çalınır, mirasçılar evlerini paylaşır. Bir gün Aysel Hanım, eşi Feridun Bey gibi bir çukura düşer, bacağını kırar ve sonra yaşama veda eder. Aysel Hanım adeta tek bir yaşamda farklı yaşamları görmüştür. Önceleri zenginlik, ihtişam, mutluluk, sonralarıysa yoksulluk, hastalıklar, acılar ve ölüm…
Alexandre Vallauri
Merdivenlerden aşağıya doğru inerek Meşrutiyet Caddesi’ne çıkalım. Hemen köşede Galata Antique Hotel olarak kullanılan bina Ale-xandre Vallauri’nin eseri. Burada bir zamanlar tanınmış zücaciyeci Fransız Henri Hipolit Decugis oturuyordu. Ailesiyle birlikte yazlan Fenerbahçe’de çok büyük bir yalıda yaşayan Decugis, kışlık bir konağın inşası için Vallauri ile anlaştı. Ünlü zücaciyeci, yapımı kısa sürede tamamlanan üç katlı binaya 1881 yılında çocuklan ve kansmı da alarak taşındı. Decugis, uzun yıllar yaşadığı bu konakta güzel günler geçirdi ama hayatının son yıllan sıkıntılar ve acılarla geçti. Kan-sının 1940’ta ölümü üzerine iki yıl boyunca kapüannı kimseye açmadı. Fransa’dan özel olarak getirttiği kepenklerle tüm odalan karanlığa gömdü. Eşinin yasını bu şekilde tuttu. 1942’de yaşama gözlerini yumdu. Eşinin yanma, Feriköy Katolik Mezarlığı’na gömüldü. Kışlık konak da oğluna kaldı. 6-7 Eylül olaylarından sonra Decugis’nin oğlu binayı satarak Fransa’ya göç etti.
Kaderine terk edilen bina, 2001 yılında restore edilerek otel haline getirildi. Bugün binanın altında ünlü mimarın adını taşıyan bir de kafe bulunuyor. Vallauri, tanınmış Levanten aüelerden birisinin çocuğu olarak 1850’de İstanbul’da dünyaya gelmişti. Babası Osmanlı sarayının başşekerlemecisi Eduard Vallauri idi. Dönemin Levanten aileleri, çocuklarını mimarlık eğitimi almaları için Avrupa’ya gönderiyordu. Çünkü, Osmanlı İmparatorluğu’nda Tanzimat sonrası değişen yaşam tarzı içerisinde mimarlar iyi para kazanıyordu. Vallauri de eğitim görmesi için, Paris’e gönderildi. Burada dünyanın en iyi mimarlık okullarından Ecole des Beaux-Arts’da eğitim gördükten sonra 1878 yılında İstanbul’a döndü. Genellikle pahalı inşaatların mimarı olarak bilinen Vallauri, maliyeti çok yüksek nazır konaklan inşa etti, çok sayıda önemli resmî yapıya da imzasını attı.
İstanbul’a döndükten sonra şehirde geçirdiği otuz yü boyunca yaptığı yirmi beş önemli yapı arasından İstiklal Caddesi’ndeki Serkl Dor-yan (Cercle d’Orient) Binası, Pera Palas Oteli, Union Française binası, Haydarpaşa’daki Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane (bugünkü Marmara Üniversitesi), Çiftehavuzlar’daki Cemü Topuzlu Köşkü, Cağaloğlu’ndaki Düyun-u Umumiye binası (bugünkü İstanbul Erkek Lisesi) ve İstanbul Arkeoloji Müzesi’ni sayabüiriz. Vallauri mimarlık eğitiminde de görev almıştı. İnşaatını bizzat gerçekleştirdiği binasmda 1883’te öğretime açüan Sanayi-i Nefise Mekteb-i Ali’nin ilk mimarlık hocasıdır. Said Nahum Duhani, Vallauri’nin hayatta istediği hemen her şeye kavuştuğunu, yalnız çok istediği Fransız elçiliğinin resmî mimarı unvanını elde edemediğini belirtir.
Decugis’nin evini geçer geçmez, tek blok bir apartman görüyoruz. Bu bina, Tanzimat dönemi bankerlerinden Musevi Avram Kamondo’ya ait. Kamondolar İspanya-Portekiz kökenli bir aüeydi. Önce Venedik’e göç edip orada birkaç yüzyıl yaşamışlar, oradan da 18. yüzyıl sonlarında İstanbul’a gelmişlerdi. Avram Kamondo ise bu aüenin bir mensubu olarak Ortaköy’de doğmuştu. Bankacılıktan edindiği servetini bankerliğe yatırdı. Osmanlı İmparatorluğunda gayrimenkul edinme izni alan ilk yabancı uyruklu kişi oldu. Avram Kamondo, Tanzimat Dönemi sadrazamı Mustafa Reşid Paşa’nm sıkı dostu ve finansörüydü. Biriken borçlarını ödeyemeyen Reşid Paşa, kalp krizi geçirip son nefesini verirken dahi başında Kamondo vardı.
Kamondoların şaşaalı yaşamı gittikleri Paris’te de bir süre devam etti. Orada, Paribas Bankası’m kurdular. Kendi müzelerinin dışında Louvre’a zengin bir koleksiyon bağışlamışlardır. Ailenin reisi Avram Kamondo 1872’de Paris’te öldü ve isteği üzerine naaşı İstanbul’a getirildi. Öldüğü gün, bankalar ve borsa tatil edilmiş, Haliç esnafı da kepenk kapatıp yas tutmuştu. Aüenin geri kalan üyeleriyse, İkinci Dünya Savaşı’nda Nazüerin toplama kamplarında yok olup gitti. Geriye de sağda solda kendi isimlerini taşıyan bir takım evleri, konaklan, hanlan ve işyerleri kaldı.
Kamondoların evinin karşı köşesinde İtalyan zengin Foscolo’nun evi var. Foscolo’nun akşam içkisini içerken Haliç’te bir sandalı ateşe verip yanmasını seyretmek gibi zevkleri de vardı! Foscolo’nun evinin bulunduğu Yemenici Sokak’ta ise Hahambaşılık binası bulunuyor. Türkiye Hahambaşısı, Türkiye’de yaşayan tüm Musevilerin lideri olarak kabul ediliyor. Yüzyıllardır fiili olarak varolmalarına rağmen hahambaşı olarak kabul edilmeleri Tanzimat dönemine denk geliyor. Hahambaşılık binası Cibali, Ortaköy, Balat gibi semtlerde bulunduktan sonra 1909 yılında günümüzdeki yerine taşmdı. Bugünkü görünümüne ise 1993 yılındaki kapsandı restorasyonun ardından kavuştu.
General Yazgan Sokak’ın adı eskiden Sümbül Sokak’tı ve bu sokakta ünlü Alman lokantası Fischer bulunuyordu. 1941’de açılan lokanta 1953 yılında Galatasaray Lisesi’nin yan sokağına, oradan da 1967’de İngiliz Sarayı’nın yalanlarına taşınmıştı. Uzun yıllar Alman Fischer Ailesi’nin işlettiği bu lokanta, 1978’de bir daha açılmamak üzere kapandı.














