ekrem hoca, fütûhât-ı mekkiyye’nin girişinde yer alan “hamd, eşyayı bir yokluktan ve yokluğun yokluğundan var edip eşyanın varlığını kelimelerinin teveccühüne dayandıran allah’a mahsustur.” cümlesindeki “yokluk ve yokluğun yokluğu”nun arabi düşüncesinde oldukça önemli bir yerinin olduğunu ve “ayân-ı sâbite”ye (şeylerin tanrı’nın bilgisindeki sabit hakikatleridir.) işaret ettiğini söyler.
belki bu cümlenin idrak edilmesi bir açıdan fütûhât-ı mekkiyye’yi idrak etmek demektir. bunun için arabi’nin kavramlarına, düşünce dünyasına hakim olmak gerekir. ama unutulmamalıdır ki o bir ehl-i keşf idi. bizim sadece okuyarak edineceğimiz bir bilgiye tenezzül etmez ve kendi talebelerinin de öyle olmasını isterdi. hakim olmak demişken bu durumun desteksiz mümkün olmadığını düşünüyorum. bir şekilde düşe kalka okunuyor ama kendisini açarsa da bi müddet başka bir şey okuyamaz hale gelinebileceğini düşünüyorum. (başlamak için kabalcı’dan çıkan ‘’islam metafiziğinde tanrı ve insan / ibn arabi ve vahdet-i vücut geleneği’’ isimli yine ekrem hocanın hazırladığı kitap oldukça elverişli bence.)
fütûhât-ı mekkiyye on sekiz cilt, beş yüz altmış bölüm. birinci cildi için tüm kitaba giriş niteliğinde diyebiliriz. kitabın bu cildinde arabi, vahdet-i vücut, harf, kelime, esma-i hüsna, mertebe, makam, nispet (sıfat), zat, tezahür, bâtın gibi felsefesinin temel kavramları üzerinde durmakla beraber ilimlerin sınıflandırılmasını yapmıştır. (..)
ne zaman ve üzerine kaç tane eser okuduğumu hatırlamayacak kadar, öyle böyle arabi okuyordum. bir şeylerin eksik olduğunu, mevzunun içinde olduğum için bilmeden bildiğimden (bunun anlamını yazmıştım sanırım) olacak ki ‘’bir yılımı arabi okumaya ayırmam lazım’’ deyip duruyordum. -o yılın bu yıl olacağından haberim yoktu.- anladım ki fütûhât-ı mekkiyye okuyana kadar arabi okumamış, bu kitaba hazırlık yapmışım.
geçen gün biri ‘’şeyhim bana arabi okumamı yasakladı.’’ dedi. benim şeyhim (kalbim) de durma, okuyacaksan arabi oku diyor. felsefeci meslektaşlarımın bir kısmının beni şaşkınlıkla izlediğini biliyor ve sizi seviyorum : ) bu yıl tükkan böyle. aslında klinik felsefe’de dediğim gibi ‘’geniş ve ferah bir yer’’ olsun istiyorum. kendi felsefemi oluşturmak, (bence bunun anlamını bilmek kolay değil.) istiyorum.
hem akıl hem kalp iste bu bir fuzzy logic.
akleden kalbin benim felsefemin puslu mantığına çok benzediğini görüyorum.


















