
seen from Italy
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from Germany

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from China

seen from United States
seen from United States
seen from Netherlands
seen from Canada
seen from Hungary
seen from United States
seen from Yemen
seen from United States
seen from China
seen from Germany
seen from China
Sormam sormam gururumdan Razı gönlüm karalara Aşkın düştü yerlerde Yapma adaletsiz yar... #gizlibahce #birthday
Mutlu yaşlar kardeşime @maydincilar #gizlibahce #girne #itsbirthday (Gizli Bahçe Cafe)
Mandala Boyama Çılgınlığı
Bir kaç aydır yetişkinler için boyama kitapları herkesin favorisi haline geldi…
Özellikle kafanızı dağıtmak adına muhteşem bir uğraş…
Yapmış olduğunuz boyamalar tam anlamıyla bittiğinde,birde çerçeveye girip evin en güzel köşesine konduğunda aldığınız haz tarif edilemez.
İsterseniz boyamış olduğunuz resimleri sevdiklerinize hediye edebilirsiniz…
Piyasada size tavsiye edebileceğim en iyi boyama…
View On WordPress
Bodrumda bir gizli bahce.
Beyoğlu Reloaded - Festivallere rağmen biz Taksim'deyiz !
Bu hafta uzun yazıyoruz, hepsini okumaya sabrı olmayanlar için yeni mekan deneyimini ilk bölüme aldık. Sonrası klasik mekanlardan hikayeler...
Cumartesi gecesi alkolizme eski dostlarla rakı bardaklarını parlatarak başladık. Nevizade’de NeyleMeyle isimli mekandaydık. Teras güzel, açık havada sigara rakıya yakışıyor. Boğaz-Ada rakılarındaki yıldıran rüzgar yok. Mezeler OK, fiyatlar “Taksim işte!” . Büyük saçmalık; kalkmadan önce içilen çayların da hesaba eklenmiş olmasıydı. Ekipten biri “Olur mu canım öyle şey, düşün bunu hesaptan” dedi. O farkı bahşiş olarak kendilerine teslim ettik.
4 Erkek 2 Hatun kadroyla Rehab’in kapısında bulduk kendimizi. Oda Kule’nin arkasındaki sıra sıra mekanlardan biri. Kapısında siyah takımlı 3 bodyguard ve elinde listesi, belinde telsizi bir kadın duruyor, kırmızı halatlı bariyerleriyle buraya girmek zor diyor. Nitekim öyle de oldu, siyahlar içinde uzaklara bakan abim “Kaç kişisiniz?” dedi, “2’ye 4 oranında 6 kişiyiz” dedim. “Kusura bakmayın yardımcı olamıycam” cevabıyla bizi bir çırpıda eledi. Bu sırada listeyi tutan kadın bombarduman altındaydı, “ben davetliyim” “biz az önce sizle konuşmuştuk” “Mehmet abi sizi arıycaktı, aramadı mı?” gibi cümleleri savuşturmakla meşguldu. Ekibe döndüm, “bu oranlarda almıyorlar” dedim. Rakıdaki hesaba da tavrını koyan kardeşimiz “Siz 5’li girin, ben sonradan gelirim” diyerek denklemi güncelledi. Tekrar döndüm bariyerlerin yanına. Arada geçen konuşmalardan listeci kadının ismini yakalamıştım; “Berna Hanım 2 ‘ye 3 dengesindeyiz, hadi geçelim” dedim… Bir kaç basamak çıkarak mekanın küçük fuayesine adım atıyorsunuz. Giriş 35 TL, bir yerli içki dahil. Fuayede dikilen bodyguard üstünüzdekileri vestiyere bırakmanız için ısrar ediyor, hafiften önünüzü kesiyor. Biraz gıcık oldum ; “Bu geceki tarzım bu, ceketimi çıkartmıyorum” diyerek adamı pas geçtim. Rehab boydan uzun, dikdörtgen şeklinde, yüksek tavanlı, bistrolarla donatılmış bir mekan. DJ kabini mekana hakim gömme balkonda. Dikdörtgenin uzun kenarı boyunca giden şık bir barı var. Barın arkasında illüstrasyonlara eşlik eden neonlar ve yetkin bir ışıklandırma sistemi var. Belirli bir dans pisti yok. İnsanlar bistroların etrafında kümelenmiş durumdalar. Mekan sigara friendly, Bomonti 15 TL.
Burda kişisel bir parantez açmak istiyorum; Genel olarak bistro temelli mekanlara sempatim yok, insanları bölüyor, küçük cumhuriyetler kuruyor, hele de buz kovası içinde 70’lik Absolute yatırılmış, “rezerve” yazan bistrolu mekanlara kafadan kılım. Orda dikilirsem o şişeyi bana kitlerler mi? , garson gelip “fakirler siz gidin, gerçek müşterim geldi” diye triplenir mi diye şüphe ediyorum. Nişantaşı, Levent, Etiler, Çeşme, Bodrum... topuklu ayakkabılı kadın sayısının düz ayakkabılıyı geçtiği her yerde durum bu. Şişeyi açınca ucuza mı geliyor? Mekanların prensibi mi bu? yoksa Beyaz Türk mü seviyor bunu? Ben mi çok naifim, fakirim, racon bilmiyorum...neyse…
Rehab’e geri dönersek. Dans var, bistroların etrafındaki kümeler hırsla zıplıyor. Hatta bir bistrodan tavana uzanan direkte erkekler pole dance yapıyor, yanılmayın özel danscılar değil, müşteriler bunlar. Gece için kasılmış belli, hatunlarda tek parça elbiseler, parıltılı kolyeler, küpeler, topuklu ayakkabılar. Erkekler tshirt üzeri yelekli, hawai gömlekli, saçlar jöleli. Kapıdaki muameleye rağmen içerde demografi biraz dengesiz, erkek kütle gözle görülür biçimde fazla, demek ki kapı listesinde dönen başka dümenler var diyoruz içimizden. Müzik ise bir acaip. Şarkıların sadece nakaratları çalınıyor, üzerlerine “Gümbet Ritmi” diyebileceğim cuuuvva cup cup cuuuuvva cup cup ekleniyor. Hande Yener; aynı evi tutarak hatayı en başında yapmışken birden Daft Punk şansımızı zorlayalım bu gece diyor, Duman geri kalmıyor içerim bu akşam diye nağra atıyor, hoop eller havaya… Başta enteresan geldi, sonradan çekilmez oldu. Biz yaşlandık galiba dedik. Çünkü bana sorarsanız; Rehab aslında içinden langırtın-playstation’ın kaldırılıp yerine alkolün konduğu bir özel üniversite kantini gibi. Gidilmeli mi? kesinlikle, bu tecrübeyi yaşamalı, o dj i dinlenmeli
Ardından 2 gibi Gizli Bahçe’ye geçtik. Mekanda sanki gay parade vardı. Müzik güzeldi, dans edildi içki içildi. 4:30 gibi mekanı kapatıp Wake Up Call’ a doğru yolumuzu tuttuk.
Wake Up Call’un kapısı her zaman kalabalıktır. Girmeye niyetimiz yoksa da kapıya uğrar bir sigara içeriz, havayı koklarız. Geçen cumartesi ise enteresan bir durum vardı. Kapıdan İstiklal’e kadar insanlar kaldırıma oturmuş, içip sohbet ediyordu, sanki bir kaldırım festivali. Erasmus klanı kahkalar içinde bağdaş kurmuştu. Duvar dibine çökmüş depresif hatunlara “derdini paylaşayımcı adamlar” yazıştaydı. Bodyguard ise ben bu işin neresinden tutayım, napayım diye şaşkın bir halde kaldırımda volta atıyordu. Gitar çalıp şarkı söyleyen bir grup bile vardı yani öyle söyliyim. Güneş doğmaya başlarken geceyi noktaladık.
Cuma gecesini 12 gibi Gizli Bahçe’de açtık, biraz içtik, burası henüz kıvamına gelmedi diyerek Coop’ a geçtik. Dostlarla bir iki bira yuvarladık, Rapora dair verdikleri eleştrileri ve yorumları dinledik. Ordan NarPera - Propaganda - Flavio eksenini bir kokladık. NarPera ve Propaganda düşüşteydi. Flavio ve Rasputin! yükselişteydi.
Kiki’ye devam ettik. Ben fiziksel olarak bitiktim, bahçede biramla oturdum kaldım. İçeriye akan Erkan; İçeride, dans pistinde memesini açan kız arkadaşına ''yapma bebeğim ayıp oluyor!'' diyen muhteşem lezbiyen, karşılarında o gece tavladığı manitadan ellerini alamayan bir marjinal kro, kendini tuvalete kitleyen çiftler gibi sayılabilir ama saydıkça sayıklatacak sahneler vardı...diyerek geri geldi. Bendeki de şans yani...
Aslında Soma acısının yaşandığı hafta sonu da çıktık dışarıya. Kişisel olarak merak ettim. Şu anda ne oluyor İstanbul’da, kimler dışarda, böyle bir günde alkolizme ne oluyor, Rapor bunu kaleme alabilir mi? diye… Asmalı, Nevizade ve İstiklal ıssızdı, mekanlar boştu, sokaklarda Türklerden çok yabancılar vardı. Gece hayatı, konuyu dikkate almış dedim içimden, Bu hafta da benzer bir hava hakimdi aslında. Beyoğlu, Soma’dan bu yana dark bir atmosferde. Tabiki dünya yıkılsa içeçek insanlar vardı. Bizde onları bulduk ………. mekanında. Çoğu mekanın tadı olmadığı için alkolizm peşinde olan kim varsa ordaydı. Eğlencenin dozu alıştığımızın üstündeydi. Herkes çılgınca dans ediyordu, karşımdaki hatunlar birbirlerinin dudaklarını yerken bana bakıp göz kırpıyordu. Meşhur müzisyenlerimizden biri hangi çiçekten bal alacağını şaşırmış, “gelene gelme, gidene gitme“ demiyordu. Hatunlar da kendi aralarında onu paylaşamadılar. Olan bizimkine oldu, yalnız çıktı mekandan... tabi devamını bilemeyiz :)
// Gecelerin yıldızı Rehab’in kapısında “Siz girin, ben bişekil gelirim” diyen kardeşimizdir. Sonradan da girdi içeri harbiden :) Helal !
gizli bahçem.. güzel bi pazar olsun..