Küçükken görünmez olmak için Harry Potter'ın pelerinine sahip olmamız gerektiğini düşünürdüm, oysa büyüdükçe bir şeye ihtiyacım olmadığını gödüm .
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from Russia
seen from United States
seen from Ecuador
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from Iraq

seen from United States
Küçükken görünmez olmak için Harry Potter'ın pelerinine sahip olmamız gerektiğini düşünürdüm, oysa büyüdükçe bir şeye ihtiyacım olmadığını gödüm .
Bir Anda Görünmez Olan Ahtapotlar Kadar Başarılı Kamuflaj Teknolojisi Üretildi!
Bir Anda Görünmez Olan Ahtapotlar Kadar Başarılı Kamuflaj Teknolojisi Üretildi!
Bilim, doğal olanı insan üretimiyle taklit edilebilecek şekilde basitleştirmek adına durmadan çalışıyor. Bu konuda yapılan en büyük girişimler ise kamuflaj teknolojileri. Bulundukları ortama saniyeler içinde uyum sağlayıp kaybolan ahtapotlar ise bu yeni teknolojiye ilham oldular. Ahtapotlar çoğu kişinin sevdiği bir görünüme sahip olamayabilirler, ancak her geçen gün bilim insanlarını şaşırtmayı…
View On WordPress
Kent Artığı #4 Samsun
“Kent Artığı” atölyelerinin dördüncüsünü 1-8 Ağustos 2017 tarihlerinde Umöb17 etkinliği kapsamında Samsun'da gerçekleşti. Türkiye'nin farklı üniversitelerinden 9 öğrenciyle 4 atölye gününde tartışma, tespit ve belgeleme çalışmaları yapıldı.
Önceki atölyelerde olduğu gibi “kent nedir?” sorusunu katılımcılara yönelterek atölyeye başladık. Kırsal ve kentin üretim ilişkileri, kentin farklı tanımları, kentin kentli ilişkisi, kentin tanımındaki farklılıkların sebepleri, kentlerin benzeşmesi, yapay ve doğal kavramları gibi bir çok konu hakkındaki tartışmalarda öne çıkan noktaları büyük bir kağıt üzerine not ettik. Sonrasında önceki ayaklardan farklılaşarak bu çalışmada tespit için bir araç tasarlanması üzerine konuştuk. Geçmiş atölyelerin aksine grupta kenti tanıyan kimsenin olmayışı, bu araçların yeni bir kenti algılamamızda nasıl algısal çeşitlilikler yaratabileceği üzerine eğilmemize olanak sağladı. Konuşmaların ardından ilk gözlemleri yapmak ve araç tasarımına dair düşünmek için katılımcılara kente çıktılar.
Deneyimlenen Samsun kentinden akılda kalanları konuşarak başlayan ikinci gün çalışmalarına, tespit araçlarının tasarlanmasıyla devam edildi. Tasarlanan tespit araçlarıyla yapılabilecek kayıt yöntemlerinin belirlenmesinin ardından katılımcılar deneme çekimleri için tekrar sokaklara çıktılar. Üç gruba ayrılan katılımcılar geri döndüklerinde deneme çekimlerini izleyerek, araçların potansiyelleri ve farklı kayıt olasılıkları üzerine birlikte değerlendirmelerde bulunduk.
Atölyede üçüncü güne ilk gün tartışmalarında fazla değinemediğimiz “artık nedir?” sorusu ile başladık. Aidiyet, mülkiyet, atık-üretim ilişkisi, mahremiyet (özel-genel), göçün kenti ile ilişkisi, mekanın değişkenliği, kullanım ilişkileri ile atık arasındaki bağ gibi bir çok mesele üzerinden gelişen konuşmaları ilk günkü gibi büyük bir kağıt üzerinde kaydettik. Günün devamında eksik kalan kayıtları tamamlama, digital ortamda nasıl işlenebileceği üzerine fikir alışverişleri ve denemeler gerçekleştirildi.
Samsundaki çalışmalarımızın son günü geceye de sarkacak biçimde grup çalışmalarının düzenlenmesiyle geçti. Her grup videoların yanısıra çizim, kolaj ve metinler de üreterek işlerini bir digital fanzinde bir araya getirdi. Umöb17'nin kapanış gününde yapılan tartışmaları ve ortaya çıkan işleri anlattığımız sunumla birlikte atölyeyi tamamladık.
Bir tespiti tasarlama örneği olarak ''To-Rit'': (Fatih Gündüz, Gizem Yüksek)
Topoğrafya tartışmaları üzerinden tasarlanan araç kentte topoğrafyanın yarattığı olumlu ve olumsuz etkilerle kenti farklı bir şekilde deneyimlemeyi hedef almaktadır. Oluklu mukavva kullanılarak üretilen ve iki ayağa giyilenerek kullanılan To-Rit, mukavvanın yapısı gereği bir ayağın yukarı kaldırılmasını engellerken, ileri atılan adımı da sınırlamaktadır. Araç ile kenti deneyimleyen grup, Samsun Kent Meydanı'na odaklanmıştır. Meydanının kotlu yapısı, katılımcılarda bu kotlu yapının kentte bir ritim oluşturduğu tespitini çıkarmıştır. Topoğrafyayla ritim arasındaki ilişkiliyi inceleyen grup araçlarına yine bu ilişlkiye gönderme yapan bir isim takmışlardır (Topoğafya-Ritim : To-Rit).
İlgili çalışmanın videosuna buradan ulaşabilirsiniz.
Belgeleme aracı tasarlamak: ''Sıkışık'' (Beril Özelçi, Elif Akbaş, Simden Günaçtı)
Kentin sokaklarında yer alan dar geçitleri birer kent artığı olarak ele alan grup, çalışmasında bu tespitin belgelenmesi üzerine odaklanmıştır. Belirlenen yerler, bir çok farklı açıdan fotoğraflanmış, ardından bu fotoğraflardaki geçitler kolaj çalışmalarıyla ifade edilmiştir. Bu noktada grup, çalışmasını belgelemek adına 'simit' adını verdikleri araçlarıyla birlikte de geçitleri deneyimlemiştir. Simit, boş pet şişelerin denizde yüzmeye yarayan bir simit gibi kişinin etrafına sarılmasıyla oluşmaktadır. İnsanın yatay doğrultuda hacmini genişleten simit, böylelikle dar alanlarda sıkışmaya sebep olmaktadır. Simidin üzerine sürülen boyaların dar alanlarda duvarda bıraktığı izler ve çıkardığı ses bizlere tespitin belgelenmesini sağlamıştır.
İlgili çalışmanın videosuna buradan ulaşabilirsiniz.
Yüzeylerin arkasına bakmak : ''This is not a pipe'' (Bora Can Aksoy, Gökçe Er, Yağmur Arslan)
John Berger’in “Görme Biçimleri” kitabından yola çıkarak gördüğümüz nesnelerin, yüzeylerin arkasında neler olduğunu sorgulayan grup, kent merkezinde yer alan depoların içerisinde kentsel hafızaya, ekonomik ve sosyal ilişkilere dair neler sakladığını sorgulayarak kent ve artık kavramlarını araştırmıştır. Depoların haricinde bina araları, dükkanlar, atıl kalmış bir otel yapısı gibi yerlerin hikayelerinin de gözlemler yoluyla kurgulandığı çalışma, bu hikayeleri bize yüzeyleri soyan ya da eklemeler yapan hareketli imajlar yoluyla aktarmaktadır.
İlgili çalışmanın videoları: Video I Video II Video III Video IV
Kent Artığı Samsun fanzinine buradan ulaşabilirsiniz.
Kent Artığı atölyeleri fotoğraf albümü
Kent Artığı haritası
Kent Artığı atölye serisinin dördüncü etabı için bizi davet eden ve keyifli bir çalışma ortamı sağlayan Umöb17 Samsun ekibine ve katılımcı tüm öğrencilere teşekkür ederiz.
Atölye yürütücüleri:
Emre Gündoğdu, Emrah Mehmet Güllüoğlu, Merve Gül Özokcu
Atölye katılımcıları:
Beril Özelçi, Bora Can Aksoy, Elif Akbaş, Fatih Gündüz, Fırat Altundağ, Gizem Yüksek, Gökçe Er, Simden Günaçtı, Yağmur Arslan
Kent Artığı #3 Mardin
“Kent Artığı” atölyelerinin üçüncüsü 8-9 Nisan 2017 tarihlerinde Mardin Artuklu Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nin ev sahipliğinde Mardin’de gerçekleşti. Farklı sınıf ve okullardan mimarlık bölümü öğrencileri ile çalıştığımız atölyede, doktorasını aynı okulda yapan Şerif Toka, Mimar Bahar ve İpek Avanoğlu da bizimle birlikteydi.
İlk iki etaptaki gibi kent kavramı tartışarak başladığımız ilk günde, kentin organizasyonel ölçeği, iletişim imkanları, özgürleştiriciliği, programlama yoluyla kısıtlayıcılığı, uyutma hali, arka planındaki ekosistem sömürüsü, çeşitliliği, gürültüsü, zamansal farklılığı konuları gündeme geldi. Bu konular genel olarak kır-kent karşılaştırması üzerinden ele alınırken her ikisine dair idealleştirilmiş bakışların yanıltıcı olduğu, bakan kişinin durduğu yer ve zamana göre yorumların değişebileceği belirtildi. Artık olarak görülenin, taleplerdeki değişimlere bağlı olarak değişebileceğine değinilen konuşma, Mardin’deki bakkallar, Kasaplar Çarşısı benzeri ticari mekanlar, eşekle yük taşımacılığı, konut üretimi gibi örneklerle devam etti.
Başlangıç tartışmasının ardından Şerif Toka, kendi tez çalışmasına da değinerek “kalan” olarak nitelendirdiği kent atık/artıklarıyla ilgili bir konuşma yaptı. Lisans felsefe, yüksek lisans siyaset bilimi olmak üzere mimarlığa farklı disiplinlerden bir geçmişle gelmiş olan Toka, Deleuze’in kıvrım ve akışkanlık, Lefebvre’nin sahiplenme ve iç içe geçme kavramları üstünden Diyarbakır ve Mardin’de aralıklar, boşluklar, geçitler vb. yerleri fotoğraflayıp, buraların farklı zamanlardaki imgelerini okuduğu bir çalışma yürütmekte. Fotoğrafın, olabilecek binlerce anlamdan birini ürettiğini belirten Toka, kentte gidilmemesi tavsiye edilen yerlere gidince farklı yaşamlar, alışkanlıklar keşfedildiğini, Mardin özelinde 1. Cadde ve çevresinin ötesine geçildiğinde bambaşka durumların deneyimlenebileceğini belirtti. Sulukule gibi yerinden edilen mahallelerdeki uzağa gönderilme, içeri alınmama, gözden uzakta tutmaya çalışma örneklerinden de bahsettiğimiz konuşma, belgeleme yöntem ve tekniklerine değinerek sona erdi.
İlk günün son bölümünde Bahar ve İpek Avanoğlu, “Kent artığı bir anlatı olabilir mi?” başlıklı bir sunum gerçekleştirdiler. Sunumda, görsel aktarıma ek ya da kendi başlarına bir anlatı olarak hikaye, şiir, metin ve sesin imkanlarına değinildi. Plan ve metin örtüştürme, 16. yy. hafıza sanatı, bal mumu tabletleri, nadire kabineleri, Kurt Schwitters’ın Merzbau’su, Roma kent planının parçalı hali, Rönesans’ta hareket eden çeşme ve Hejduk’ın çizimlerinden örnekler veren Avanoğlu kardeşlerin sunumu, belgelemelerden geliştirilecek anlatı üretimleri için zihin açıcı oldu.
14 kişinin katıldığı ikinci gün çalışmaları, öğrenciler getirdiği fotoğraf ve videolar üzerine değerlendirmelerle başladı. Öğrencilerin geçmiş dönem projelerinde kent ve üretim ilişkileri üzerine çalışmış olması, güncel kayıtların yanı sıra geçmiş kayıtları ve süreçleri de görmemizi sağladı. Beton santrallerin yarattığı üretim ve tüketim ilişkileri, terk edilmiş mekanların yeniden kurgulanabilirliği, şehir çöpünü taşıyan eşeklerin ve çöpten beslenen kedilerin sirkülasyonu, harabelerin kullanım potansiyeli, atıl taş ocaklarının yeni kullanımları, kent içi mezarlarla ilişki, eğimin arazi kullanımdaki etkisi ile yollardaki araç ve yaya ilişkisi hakkındaki üretimlerini yine birlikte değerlendikten sonra harita üzerine işleyerek atölyeyi tamamladık. Ertesi gün okul geneline dernek üzerine yaptığımız sunumun sonunda, katılımcılar işlerini diğer öğrencilere de anlatma fırsatı buldular.
Kent Artığı atölyelerinin fotoğraflarına buradan, haritasına ise buradan ulaşabilirsiniz.
Kent Artığı atölye serisinin üçüncü etabı için bizi davet eden Pelin Tan ve Zeynep Ataş başta olmak üzere tüm Mardin Artuklu Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’ne, katkılarından dolayı Şerif Toka, Bahar Avanoğlu ve İpek Avanoğlu’na ve tüm öğrencilere teşekkür ederiz.
Atölye yürütücüleri:
Emre Gündoğdu, Merve Gül Özokcu, Mihriban Duman
Atölye katılımcıları:
Ahin Erkek, Bawer Ulaş, Dilan Yalçın, Gökçe Almacı, Merve Koç, Metin Kaplan, Niran Arslanoğlu, Nurşen Solmaz, Osman Yıldız, Ömer Vehbi Hakseven, Pınar Can, Sidar Alışık, Şeval Suçin, Yusuf Baran Değer
Kent Artığı #2 İstanbul
Adana’daki ilk atölyenin ardından, “Kent Artığı”nın ikinci çalışması 18-19 Mart 2017 tarihlerinde İstanbul’daydı. Studio-X Istanbul’da yapılan atölyenin ilk gününde konuşmalar ve tartışmalar, ikinci gününde ise üretimler gerçekleşti.
Yaklaşık 50 kişinin katıldığı ilk gün konuşmalarına kent kavramını tartışarak başladık. İstanbul’da öne çıkan konular; artık kavramının negatif olup olmayışı, zaman ve üretim, artık değer, canlılık, paylaşım, delilik, mülkiyet ve işgal hakkı, kullanım dışı kalma oldu. Bu konuları AVM, park, mahalle, kentsel dönüşüm, yarım kalan inşaatlar, kağıt vb. toplayıcılar, çöp, Airbnb ve oteller gibi örneklerle irdeledikten sonra, tartışmayı derinleştirebilmek üzere davet ettiğimiz sosyolog Elif Demirkaya’nın “Güvencesizlik Bağlamında Kent ve Emek” başlıklı sunumu dinledik.
Demirkaya sunumuna, “Kent nasıl bir yaşam alanı sunuyor?” sorusu ardından, Simmel’in kasaba-kent kıyasını açıklayarak başladı. Kasabanın daha yavaş, kişisel, kısıtlı, özgür olmayan ve “görünür” haline karşılık; kentin hızlı, anonim, uyaran bombardımanlı, tehdit içeren, özgür ve “görünmez” durumundan bahseden Demirkaya, kentin herkesin farklı derecelerde yaşadığı güvencesizliklere sahip olduğunu ifade etti. Mekânsal, ekonomik ve sosyal güvencesizliklerin bireyselleşmeyi teşvik eden neoliberalizmden kaynaklandığını belirttiği konuşmada, Arendt’in birliktelik, farklılıklarla beraber yaşama, eylemsellik ve mekânsallık üzerinden tanımladığı “insanlık durumu”’na değindi, polis ve metropolis arasındaki farkları açıklayarak devam etti. Bu açıklamaya göre, poliste erkeklerden oluşan “özgür yurttaşlar”; emek, iş ve eylemleriyle faaliyete dayanan bir varoluş içinde ve kadın ile köle emeği görünmez iken; metropoliste ekonominin hane dışına çıktığı, kamusal ve özel alan ayrımlarının ortadan kalktığı, türdeşsiz mekanlara sahip, nüfusun idaresi, ıslahı ve yönetimi için biyopolitikanın olduğu bir düzene geçiliyor. Fabrika ve denetim toplumu imgeleriyle özdeşleşen Fordizmin herkese iş bulma vaadinin 1970’lerde tıkanmasıyla ve fabrikanın her yere dağılmasıyla, kafa emeğine dayanan esnek üretim, post-Fordizmin yeni aracı oluyor. İş zamanının ve boş zamanın birbirine geçmesi anlamına gelen bu yeni maddi olmayan üretim dönemi, özerk gibi görünmekle beraber güvencesizlik de yaratıyor.
Demirkaya sunumunun sonunda bu yeni dönemde karşılaşma imkanı örnekleri olarak Artık İşler Kolektifi’nin Ümraniye’de toplayıcılar ile gerçekleştirdiği işlere, Özgür Kazova Tekstil Kolektifi ve Gezi eylemleri örneklerine değindi. Kendi kendine yeterli olmanın mümkün olmadığını, karşılıklı bağların ve deneyimlerin güçlendirilmesi gerektiğini belirten konuşma, soru ve cevaplarla sona erdi. Elif Demirkaya’nın sunumunun ardından, katılımcılarla ertesi güne getirilecek belgelemeler için yöntemler ve teknikler üzerine konuşarak ilk günü sonlandırdık. Elif Demirkaya’nın sunumunun ses kaydını buradan dinleyebilirsiniz.
14 kişiyle gerçekleştirdiğimiz ikinci gün üretimlerine grup ve bireysel olarak kaydedilen fotoğraf ve videolarda öne çıkan konuları konuşarak başladık. Konuşmanın ardından, Kadıköy Meydanı düzenlemesi için katılımcı bir kentsel masa oyunu, insan yapımı küçük ve büyük atıkların ve inşaatların görünen ve görünmeyen yüzlerini öne çıkaran çizim çalışmaları, kentsel bir boşluk olarak gökyüzü kolajları, bir görelilik olarak farklı gölgeleri birbirine ekleyen panoramalar, hareketli ve hareketsiz mekânsal ve tarihsel çağrışım görselleri şeklinde gelişen üretimleri yorumlayarak tüm bunları, harita üzerine açıklayıcı metinler ile birlikte işleyip çalışmayı sonlandırdık.
Kent Artığı atölyelerinin fotoğraflarına buradan, haritasına ise buradan ulaşabilirsiniz.
Kent Artığı #2 İstanbul atölyesine verdiği değerli katkıdan dolayı Elif Demirkaya’ya ve ev sahibi Studio-X Istanbul’a teşekkür ederiz.
Atölye yürütücüleri:
Didem Sağlam, Emre Gündoğdu, Merve Gül Özokcu, Mihriban Duman, Yuvacan Atmaca
Atölye katılımcıları:
Aygül Çınar, Berra (4 yaşında), Bora Can Aksoy, Didem Nur Kurt, Emine Atalay, Emre Seymenoğlu, Eren Can Altay, Furkan Avcı, İlayda Keskinaslan, Kadriye Yardımcı, Muhammet Yılmaz, Özgür Çimen, Özüm Ezgi Satılmış, Seçkin Çiriş, Sıla Yılmaz
Kent Artığı #1 Adana
Herkes İçin Mimarlık’ın “Görünmez” temalı 5. yıl etkinlikleri kapsamında buluşmaların ardından, “Kent Artığı” isimli bir atölye serisine başladık. Çeşitli planlama ve tasarım kararları, geçici ya da kalıcı müdahaleler, terk edilme ve benzeri nedenler dolayısıyla kullanılmayan, artan, geriye kalan, ulaşılamayan kentsel parçalarını, boşlukları belgelemeye ve onlar üzerine fikir üretmeye çağıran atölyelerin ilki için 10-11 Mart 2017 tarihlerinde Adana’daydık. Mimarlık öğrencileri ve mezunların katıldığı atölye, Çukurova Üniversitesi Yapı ve Tasarım Kulübü’nün ev sahipliğinde, Okan Üniversitesi Brokoli Toplululuğu’nun katılımı ile gerçekleşti.
20 kişinin katıldığı atölyeye, Yapı ve Tasarım Kulübü’nün Mimarlık Fakültesi içindeki mekanında, kent kavramını anlamak için, “Kenti kent yapan nelerdir?” başlıklı bir tartışmayla başladık. Kent ve kır ayrımını sorgulayarak başlayan konuşma; üretim, iletişim, demografik yapı, ekonomik ilişkiler, mülkiyet, yönetim, ulaşım, eğitim ve sosyal hayat konuları hakkında; fabrika, gecekondu, çarşı, alışveriş merkezleri, belediye, kentsel dönüşüm, çöp, toplu taşıma aksı, göçmenlik, cinsiyet, üniversite ve öğrenci üzerinden örneklerle devam etti. Şehir merkezindeki fabrikaların kapanıp yerlerine alışveriş merkezlerinin açılması, dezavantajlı mahalleler ile bitişik yapılan yeni lüks inşaat projeleri, Suriyeli mültecilerin kent merkezine yerleşmesiyle mahallelerde yaşanan değişimler, kent merkezindeki arkeolojik kazı alanları çevreleyen yerleşimlerin yerinden edilme problemleri, metro ağının kentin önemli noktalarından geçmemesi, Adana özelinde öne çıkan maddeler oldu. Tartışmaların akabinde, kent içinde çalışılabilecek noktalar; Küçük Saat Meydanı, Tepebağ, Optimum & Yüreğir, Setüstü, Seyhan Nehri/Dilberler Sekisi, Galeria, Koca Vezir İşhanı/Mahallesi, Bit Pazarı, metro aksı, yaşanılan sokak, olay yeri vb. olarak belirlendi. Bu ve benzer başka yerlerdeki artık durumların belgelenmesi üzerine Benjamin’in flâneur kavramı, fotoğrafın ilk dönemlerinde Nadar’ın portre çekimin dışına çıkıp kanalizasyonları fotoğraflaması, Walkman’in keşfinin şehir sesinden koparak gezme imkanı vermesi gibi yöntemleri ve sabit video çekimi, sıralı ya da panoramik fotoğraf çekimi, eskiz çizimi, ses kaydı gibi teknikleri konuşarak ilk günkü atölye çalışmamızı sonlandırdık. Atölyenin ardından, üniversitede Herkes İçin Mimarlık Derneği’ni anlatan bir sunum da gerçekleştirdik.
İkinci güne aynı yerde buluşup katılımcıların kent içinde kaydettikleri fotoğraf, video ve sesleri konuşarak başladık. Grup ve bireysel olarak alınan kayıtlarda öne çıkan konuların belgeleme ve üzerine fikir geliştirme açısından nasıl işlenebileceğini birlikte değerlendirdik. Metro aksının yeniden belirlenmesi için katılımcı bir oyun, artık kentsel mobilya olarak telefon kulübeleri, araba yoluna dönüşen bisiklet yolları, sulama kanallarını kullanıma açacak düzenlemeler, kullanışsız metro durakları, parklar, arkeolojik kazı alanı, uyumsuz bina cepheleri, kullanılmayan daireler ve bozuk kentsel altyapı üzerine yapılan üretimleri fiziksel bir fanzinde bir araya getirme kararı aldık. Devam edilen çalışmaları gün sonunda bir arada tekrar değerlendirdikten sonra, sayfaları birbirlerine ekleyerek fanzini oluşturduk. Bu üretimlerin verilerini, diğer kentlerde yapılacak çalışmaların da ekleneceği bir harita üzerine kaydederek atölyeyi tamamladık.
Adana ve diğer Kent Artığı atölyelerinin fotoğraflarına buradan, oluşturduğumuz fanzine buradan ulaşabilirsiniz.
Kent Artığı haritasını da buradan inceleyebilirsiniz.
Serinin ilk etabına verimli bir başlangıç yapmamızı sağlayan Çukurova Üniversitesi Yapı ve Tasarım Kulübü ile Okan Üniversitesi Brokoli Topluluğu’na ve Adana’da bizi sıcak bir şekilde ağırlayan Sabri Tunç ve Emrah Güllüoğlu’na çok teşekkür ederiz.
Atölye yürütücüleri:
Elif Tan, Emre Gündoğdu, Merve Gül Özokcu
Atölye Katılımcıları:
Ali Kerem Karacan, Aleyna Turan, Beliz Büşra Şahin, Bengi Aksu, Busenur Deniz, Büke Özer, Cihan Gencal, Çağrı Sarıkoyuncu, Ece Sultan Karacık, Emrah Güllüoğlu, Emre Çınar,Fırat Altundağ, Hilal Sakarya, Mohamed Darwish, Muhammed Aladağ, Muhlise Sezgin,Nadide Hiçyakmazer, Uğur Ziyanak, Türkan Aylin Yeşilay, Yusuf Deniz
Görünmez |Buluşma #4
“Gözden Kaçmasın!” Konuşmacılar: Bahtiyar Mermertaş, Dijan Özkurt, Egemen Yılgür, Elif Demirkaya, Murat Arpacı, Serhat Arslan, Sibel Yardımcı
5. yıl etkinliklerimiz kapsamında gerçekleşen buluşma serisinin sonuncusu 11 Nisan 2017 Salı günü Studio X'te gerçekleşti. Sosyolog ve akademisyenleri içeren bir konuşmacı ekibi ile sürdürülen “Gözden Kaçmasın!” başlıklı buluşmada, Bahtiyar Mermertaş, Dijan Özkurt, Egemen Yılgür, Elif Demirkaya, Murat Arpacı, Serhat Arslan ve Sibel Yardımcı Türkiye’nin farklı yerlerinden ve sinemadan derledikleri örneklerle mekânın nasıl tekrar tekrar üretilip yeniden anlamlandırıldığını tartıştı.
Buluşmanın moderasyonunu üstlenen Sibel Yardımcı ilk sözü alarak, sosyolojide mekanın toplumsal olarak üretilen bir durum olarak ele alındığını, aynı zamanda toplumun mekan üzerinden üretilmesinin söz konusu olduğunu belirtti. Buluşmadaki örneklerin mekanın nasıl kurulduğunu, nasıl yeniden üretildiğini, belli süreler içerisinde gerçekleşen kurulum sürecinin izin verdiği ilişki biçimlerini aktaracağını belirten Yardımcı, ne tür bir özne kılındığımızın mekanlarla ilişkili olduğunu söyledi. Yardımcı’nın yaptığı girişten sonra ilk bölümde sırasıyla Egemen Yılgür, Murat Arpacı ve Serhat Arslan sunumlarını gerçekleştirdiler.
Egemen Yılgür 1877-88 Osmanlı-Rus Savaşı’ndan sonra Bulgaristan’ın kuzeyinden İstanbul’a göçen insanlar arasında yer alan ve çeşitli geçici barınmalardan sonra imkanları olmadığı için sokakta kalan hamal, küfeci, paçavrası gibi mesleklerden yaklaşık 5000 kent yoksulunun kurduğu teneke mahallelerinden bahsetti. Yılgür, gaz tenekeleri, çerçöp, eski tahta parçaları gibi malzemelerle kurulan barakalardan oluşan mahallelerin başka yoksul ve göçmen gruplara da örnek olarak 20. yüzyılın önemli bir bölümünde kentte görülebilen bir yerleşim birimi türü olduğunu söyledi. Yılgür’den sonra söz alan Murat Arpacı, Erzincan’a gelen 200 kadar Afgan mülteci için kent merkezindeki atıl bir okulun bahçesine kurulan mülteci kampının durumunu aktardı. Arpacı, mültecilerin gelecekleri hakkındaki belirsizliğin, onların yerleşimi için seçilen mekanın belirsizliğinde de okunan bir bir durum olduğunu ve okul duvarlarının kesin bir sınır algısı yaratarak mültecilerin marjinal konumunu yeniden ürettiğini belirtti. İlk bölümün son konuşmacısı Serhat Arslan ise Diyarbakır Sur’da 2008’den bugüne yaşanan dönüşüm süreci üzerine bir sunum gerçekleştirdi. İlk önce belediye ve Toki’nin planladığı dönüşümün karşı çıkılarak durdurulduğunu, ancak son dönemdeki abluka ve çatışmalarla bölgenin dümdüz olduğunu belirten Arslan, mahalle dokusunu ve planlanan dönüşümleri güvenlik, ekonomik ve kültürel açılardan yorumladı.
Verilen kısa aranın ardından buluşmanın ikinci bölümü Dijan Özkurt’un Eskişehir Ermeni Kilisesi’nin zaman içerisinde geçirdiği değişimleri anlattığı sunumuyla başladı. Özkurt 1860’larda inşa edildikten sonra kilise, sinema, erotik sinema ve en son kültür merkezi olarak kullanılan binanın tarihini kültürel soykırım olarak tanımladı. Özkurt’tan sonra söz alan Bahtiyar Mermertaş Yeşilçam Sineması’nda gecekondunun kurgusal dönüşümünü farklı dönemlerden filmlerden örneklerle anlattı. Gecekondunun ve göçmenlerin rahatsız edici, modernleştirilmesi, dönüştürülmesi gereken bir yer ve kitle olarak görüldüğünü söyleyen Demirtaş, bununla beraber sinemanın toplumsallaşmasının gecekondulaşmayla paralel geliştiğinden bahsetti. Son konuşmacı Elif Demirkaya ise emek ve üretim süreciyle ilişkili sinema yaklaşımları olduğunu söylediği Harun Farocki'nin ve diğer yönetmenlerin filmlerinden örnekler verdi. Demirkaya; fabrika, hapishane, işyerleri, alışveriş merkezleri, kamplar gibi mekân örnekleri içeren bu filmlerdeki gözetim, iktidar ve üretim ilişkilerinin aktarılma biçimlerine dikkat çekti.
Sunumların ardından gerçekleşen soru cevap bölümünde, sosyoloji ve mimarlık alanlarının temsil ve aktarım biçimleri arasındaki özellikle görsel farklılar ve mekanın anlamında tercihlerin rolü tartışılarak buluşma sona erdi.
*Bahtiyar Mermertaş, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nden, “Biyo-Politika, Özneleş(tir)me ve Milliyetçilik: Kürt Toplumsal Hareketleri” isimli teziyle yüksek lisans derecesini aldı. Hâlen aynı üniversitede Sosyoloji Bölümünde doktora öğrencisidir.
*Dijan Özkurt, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde "Uzunyayla Çerkeslerinde Ritüel Oyun ve Karnaval" isimli yüksek lisans çalışmasını tamamladı. Halihazırda aynı üniversitede Sosyoloji Bölümünde doktora öğrencisidir. 2014 yılından beri Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde araştırma görevlisidir.
*Egemen Yılgür, 2005 yılında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümünü bitirdi. 2008 yılında yüksek lisans ve 2014 yılında doktora eğitimini Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde Genel Sosyoloji ve Metodoloji Programında tamamladı. Halen Nişantaşı Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Sosyal Hizmet Bölümünde öğretim üyesi olarak çalışan Yılgür, kent yoksulluğu alanında araştırmalarını sürdürmektedir. *Elif Demirkaya, Lisans derecesini İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyoloji Bölümünden aldı. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde "Çağdaş Paylaşım Kültürü ve Armağan" adlı yüksek lisans çalışmasını tamamladı. Halihazırda aynı üniversitede Sosyoloji Bölümünde doktora öğrencisidir ve İstanbul Arel Üniversitesi'nde araştırma görevlisidir. Biyopolitika, nekropolitika, insan-sonrası ve tekillik konularında araştırmalarını sürdürmektedir. *Murat Arpacı, Lisans derecesini Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümünden aldı. Yüksek lisans ve doktorasını Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde tamamladı. Beden politikaları, tıp tarihi, etnisite ve nüfus sosyolojisi alanlarında çalışmalarını sürdürmektedir. Halen Erzincan Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde öğretim üyesidir. *Serhat Arslan, Yüksek lisansını Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde yaptı. Aynı üniversite ve bölümde doktora yapmakta; sömürgecilik, iskan, asimilasyon ve özneleşme konularında çalışmalarını sürdürmektedir. *Sibel Yardımcı, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde öğretim üyesidir. Doktorasını Lancaster Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde tamamladı. Tezi Türkçe olarak Küreselleşen İstanbul’da Bienal (İletişim, 2005) adıyla basıldı. Sonraki çalışmaları, göç ve milliyetçilik, biyopolitika, queer kuramı ve sakatlığa odaklanmaktadır. Bu konulardaki makaleleri çeşitli dergilerde ve derleme kitaplarda yayımlandı. Hacıyatmazı Devirmek (Yordam, 2010), Sakatlık Çalışmaları (Koç Üniversitesi Yayınları, 2011) ve Queer Tahayyül (Sel, 2013) başlıklı kitapları farklı kişilerle birlikte derledi. Halen çeşitli dergilerin yayın kurullarında görev yapmaktadır.
Görünmez |Buluşma #3
“Ertesi Günün Emeği” Konuşmacılar: Pelin Tan, Hayriye Sözen
5. yıl etkinliklerinin buluşmalar serisi kapsamında gerçekleşen “Ertesi Günün Emeği” başlıklı Buluşma #3, 30 Mart 2017 Perşembe günü Pelin Tan ve Hayriye Sözen’in konuşmalarını ve ardından soru-cevap-tartışmaları içeren iki bölümden oluştu.
Akademisyen Pelin Tan mimarlıkta emek ve iş meselesini tartışmanın yolları üzerine bir konuşma yaparken, mimar Hayriye Sözen kendi iş deneyiminden örneklerle emek konusuna dair görüşlerini aktardı.
Pelin Tan, sanat alanında emek ve iş başlıklarını tartışmanın daha rahat olduğunu ancak mimarlık alanında bunu yaparken zorlandığını belirterek sözlerine başladı. Esnek emek etrafında prekaryalaşan mimarlara kaba bir kapitalist ilişki dışından bakılıp bakılamayacağını soran Tan, “inşaat yapmak zorunda olunan bir alan olmayan” mimarlıkta, özellikle 1990’larda yaşanan ekonomik kriz sonrası farklı işler deneyen Avrupalı gruplardan örnekler verdi. Tan ayrıca Avrupa’daki örneklerden çeşitli biçimlerde farklılaşan Japon ve Taylandlı grupların, “araştırma mimarlığın ana unsuru olabilir mi?” sorusu etrafında gerçekleştirdikleri üretimlere değindi. Konuşma Pelin Tan ile Bülent Tanju’nun Mardin Artuklu Üniversitesi Mimarlık Bölümü'nde birlikte yürüttükleri “Mimarlıkta Emek Koşulları” adlı yüksek lisans dersinin üretimlerinin aktarılmasıyla sona erdi.
Hayriye Sözen, uzun süre mimari ofislerde ve şantiyelerde geçirdiği deneyimleri ile kendi işini yapmaya başladığı andan itibaren yaşadığı tecrübeleri karşılaştırarak konuşmasına başladı. Sözen, ofislerin küçük de olsa kendi içlerinde bir sömürü düzeni oluşturduğundan ancak bu düzende insanın mutlu da hissedebileceğinden ve düzgün bir hayat yaşamak adına ofisten ayrıldığı noktada zaman içerisinde önceden sıkıldığı şeylerden sıkılmayan, olanaklar ve zorunluluk etrafında iş yapar hale geldiğinden. Kazdağları, Selimiye ve Cunda’da yaptığı işlerde yerel ya da dışarıdan gelen ustaların bilgileri ile gelişen süreçlerden örnekler gösterdi.
Mimarlığın ölçek ve karar verme ilişkileri, kendi için ve başkası için yapılan emekteki farklılaşmalar, farklı grupların emek tanımları, Arendt’in ideal emek tanımı, marjinal hareketler içinde bile görülebilen erken kapitalizm yapıları üzerine tartışılan soru cevap bölümüyle buluşma sona erdi.
*Pelin Tan, Ankara Üniversitesi DTCF’si Sosyoloji bölümü 1996 mezunu. 1997 - 2000 arası Boğaziçi Üniversitesi Felsefe YL programında bulundu. Doktora tezini İTÜ Sanat Tarihi programında tamamladı (DAAD-Humboldt Üniv. Sanat Tarihi). Tan, Berlin Teknik Üniversitesi - Sanat Tarihi (2005-2006), Nürenberg, Mimarlık ve Kentsel çalışmalar master programında misafir öğretim üyesi olarak ders verdi (2008). Japon Vakfı araştırma bursu ile Osaka Üniversitesi, Kentsel Araştırma Merkezinde bulunarak sanatci ve mimarlik kolektifleri uzerine alan arastirmasi yapti. 2013'den bu yana Mardin Artuklu Universitesi Mimarlik Fakultesi ogretim uyesi Tan, Hong Kong Polyteknik Universitesi, Tasarim Okulunda arastirma profesoru olarak gorev yapti (2016) ve HK Tasarim Vakfi arastirma bursu ile Pearl River Delta bolgesinde altyapi ve emek kavramlari baglaminda alan arastirmasini surdurmekte. Tan, Sasskia Sassen ve Edgar Peterse tarafindan editorlugunu yaptigi kent raporunun yazarlarindandir (www.ipsp.org). Climates: Architecture and the Planetary Imaginary, Urgencies of Architectural Theory, Didier F.Faustino Vortex Populi, Promiscuous Encounters gibi kitaplarda guncel mimarlik kuramina dair yayinlari vardir. Tan, Adhoraksi Istanbul (1.Istanbul Tasarim Bienali, 2012), Adhocrasi Athens sergilerinin es-kuratoru ve 1.Wuzhen Mimarlik Bienali (2018, Cin) kuratoryel ekibindedir. *Hayriye Sözen, 1971 yılında Ankara’da doğdu. 1989-1993 yılları arasında İstanbul Teknik Üniversitesi’nde mimarlık eğitimi aldı. Yüksek lisans eğitimini “Mimarlıkta Zaman” başlıklı teziyle 1996 yılında yine İTÜ’de tamamladı. 1993-2002 yılları arasında Mimarlar ve Han Tümertekin Ltd’de çalıştı. 2002’den 2012’ye kadar farklı ekiplerle ve bağımsız olarak işler yaptı. Mimari üretimine 2012 yılından itibaren HS Mimarlık ofisinde devam ediyor, çeşitli üniversitelerin tasarım stüdyolarında jüri üyesi olarak yer alıyor ve atölye çalışmalarına katılıyor. Bu çerçevede, 2006 ve 2012 yılları arasında Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nde proje stüdyosu yürütücülüğü yaptı. Bozcaada Mimarlık Buluşması 2007 toplantısında ve Bir Yerleşme Müzakeresi: EV başlıklı sergide yer aldı. 2009 yılında Kent Düşleri projesi kapsamında Lusid atölyesi yurütücülerinden biri oldu. 2012 yılında yapılan Birinci İstanbul Tasarım Bienali “Adhokrasi” sergisinde İçkin Tanıklık başlıklı çalışmasıyla yer aldı. Protel Binası adlı projesi 2015 Arkitera İşveren Ödülü’nü aldı ve 2016 yılında EU Mies Awards’a aday gösterildi.
Ses kaydı