bu ülkeden tiksinerek büyüdüm. her şeyinden tiksindim ve her şeyi midemi bulandırdı. ailemden kimse bunlardan tiksinmemi söylemedi. onlar zaten tiksinmiyordu, aksine benim kültürümüzü özümsemem için iyi niyetli gayretlerde bulundular. ama halk oyunları kıyafetlerimiz, mimarimiz, yemeğimiz, sanatımız, müziğimiz, televizyonumuz sinemamız ve edebiyatımız hepsi basit sığ ve düpedüz çirkindi.
uzak ülkelerin melankolik hayallerini kurdum. elimde sıcak şarap, penceresine dayanıp yağan yağmuru dinlediğim bir breton tavernası. gavurların blues dediği hislerle değil, bir şey diyecek olsalar çok koyu kırmızı diyebilirlerdi.
yer altı şehirleri, puslu yeşil ışıldayan göller. gölün ortasında minik bir ada. kumlar. tek katlı evler.
aslında şimdi düşünüyorum da maruz kaldığım çoğu şey amerikanın çok çok ucuz bir kopyasıydı sanırım. marşal yardımını kabul eden yöneticilerimiz yüzünden. mezarlarında ters dönsünler.
üç buçuk sene yurt dışında kaldığımda, tiksindiğim her şeyi özledim. tiksindiğim şeyleri sevmeyi öğrendim. sike sike sevmeyi ve onlara kavuşmak için ağlamayı.
neyse, üçüncü tambılırım “el fin de la tierra - iki” nin açılışını yaparken bu tambılırın tüm insanlığa mikrop ve virüslere karşı olan karanlık savaşlarında yardımcı olmasını diliyorum.
A. H. M. G. S. P.
1 nisan 2017, bir cuma gecesi. İzmir.