Hâriciler yüzünden, mü'minler sıkıntı, müşriklerse huzur içindedir.
Şeyhu'l İslam İbn Teymiyye - El-İstikâme 346

#dc#dc comics#batman#dick grayson#bruce wayne#tim drake#batfam#dc fanart#batfamily




seen from Australia
seen from Puerto Rico

seen from Brazil

seen from United States
seen from Venezuela
seen from China
seen from Brazil

seen from United States

seen from Puerto Rico

seen from United States
seen from United States
seen from Canada
seen from China

seen from Switzerland
seen from China

seen from United States

seen from United States
seen from China

seen from Malaysia
seen from Germany
Hâriciler yüzünden, mü'minler sıkıntı, müşriklerse huzur içindedir.
Şeyhu'l İslam İbn Teymiyye - El-İstikâme 346
Gözü Dönmüş Haricilerin Tövbe Etmesi
Gözü Dönmüş Haricilerin Tövbe Etmesi
İmam-ı Azam Ebu Hanife (r.ah) hiçbir müslümanı günahından dolayı tekfir etmez, kafir olduğuna hüküm vermezdi. Onun yaşadığı dönemde etkili bir topluluk olan Hariciler ise büyük günah işleyen herkese kafir damgasını basıyorlardı.
Ebu Hanife (r.ah)’ın durumunu bilen ve onun sesini kesmek isteyen yetmiş kadar gözü dönmüş Harici, bir gün kılıçlarını kınlarından…
View On WordPress
New Post has been published on Dini Hikaye
New Post has been published on http://www.dinihikaye.com/haricilerin-tevbesi/
Haricilerin Tevbesi
İmam-ı Azam Ebu Hanife rh.a., hiçbir müslümanı günahından dolayı tekfir etmez, kâfir olduğuna hüküm vermezdi. Onun yaşadığı dönemde etkili bir topluluk olan Haricîler ise büyük günah işleyen herkese ‘kâfir’ damgasını basıyorlardı.Ebu Hanife’nin durumunu bilen ve onun sesini kesmek isteyen yetmiş kadar gözü dönmüş Haricî, bir gün kılıçlarını kınlarından sıyırmış vaziyette onun huzuruna çıktılar ve dediler ki: -Ey Ebu Hanife, ey bu ümmetin düşmanı ve şeytanı! Seni öldürmek bizler için yetmiş yıl cihad etmekten daha önemlidir. İmam-ı Azam Hazretleri onlara şöyle dedi: -Kılıçlarınızı kınına koyun, parıltıları beni korkutuyor. -Biz kılıçlarımızı senin kanınla kınalamak istiyoruz, dediler. Bu tehdid karşısında İmam-ı Azam:
-Sorun da konuşalım, deyip sorunu konuşarak çözmeyi önerdi. Haricîler teklifi kabul edip: -Mescidin kapısında iki cenaze. Biri şarap içmiş, şarapta boğularak ölmüş bir adam. Diğeri de zina etmiş, gebe kalınca kendini öldürmüş bir kadın. Bunlar hakkında ne dersin? diye sordular. -Bunlar hangi dinden? Yahudi, hıristiyan yahut mecusi mi? diye sordu İmam-ı Azam. -Hiçbiri değil. Bunlar Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed s.a.v.’in O’nun kulu ve Rasulü olduğuna inanan dindendir, dedi Haricîler. İmam-ı Azam sordu: -Kelime-i Şehadet imanın kaçta kaçıdır? -İman bir bütündür, parça parça olmaz, diye cevapladı Haricîler. İmam-ı Azam: -İşte bunların mü’min olduğunu kendiniz de kabul ediyorsunuz, diyerek ihtilaflı konuda haklı taraf olduğunu gösterdi. Hatta Haricîlerin sorduğu: -Senden öğrenmek istiyoruz, bunlar cennetlik mi cehennemlik mi? sorusuna verdiği: -Onlar hakkında, Allah’ın peygamberi İsa a.s.’ın onlardan çok daha günahkâr kimseler için söylediği şeyi söylerim: ‘(Rabbim) eğer onlara azab edersen, şüphesiz ki onlar senin kullarındır. Kendilerini bağışlarsan, elbette mutlak izzet ve hikmet sahibi olan da sensin.’ (Mâide,118), cevabı da Haricîlerin silahlarını atıp tevbe etmelerine yol açtı. Yanlış inançlarından vazgeçerek, gönül huzuruyla dönüp gittiler. Yusuf Yavuz Semerkand dergisinden alınmıştır.
Hariciler ve IŞİD
İslam tarihinde bağnazlığı ve bir o kadar da dar kafalılığı ile nam salmış bir topluluk zuhur etti:'' Hariciler... ''Adamların zühdünden, takvasından kuşku duyulmuyor; fakat öylesine dar kafalılar ki, salt takvalarından dolayı baş koparmaktan, Hz. Ali gibi İslam tarihinin en önde gelen şahsiyetini küfürle itham etme sapıklığında bulunmaktan bile geri durmuyorlar.
Muhammed Ebu Zehra, onları şöyle anlatıyor:
Haricilerin çoğunda güya İslam'a hulûsla hizmet etme düşüncesi hâkimdi. Fakat bunda yanlış, ters bir istikamet tuttular. Rivayet olunduğuna göre, Hz. Ali onlarla münakaşa yapmak üzere İbn-i Abbas'ı gönderdi. İbn-i Abbas yanlarına gelince izaz ve ikramla karşıladılar. İbn-i Abbas, karşısında öyle adamlar gördü ki, uzun müddet secde ede ede alınları dağlanmış gibi yara olmuş, elleri, yerlere çöken deve dizleri gibi kalınlaşmış. Sırtlarında yıkana yıkana eskimiş gömlekler var.
Bunların akidelerinde ihlâs üzere olduklarında kuşku yok. Fakat dinî anlayışları yanlış. Dalalete sapmışlar, dinin özünü anlamıyorlar. Kendilerine muhalif olan her Müslümanın kanını helal sayıyorlar. Şu olay ilginçtir: Hariciler bir defasında bir Müslüman ile bir Hıristiyan'a tesadüf etmişler, Müslüman'ı öldürmüşler, Hıristiyan'a peygamberine olan ahdini muhafaza etmesini tavsiyede bulunmuşlar. Abdullah b. Habbab'a rastladılar, boynunda Mushaf-ı şerif asılı, yanında da gebe olan karısı var. Bu insafsızlar Abdullah'ı yakalayıp:
– Şu boynunda asılı olan kitap bize seni öldürmemizi emrediyor, dediler ve ona:
– Ebu Bekir ve Ömer hakkında ne dersin? Diye sordular. O da onları hayırla yâd etti.
– Hakem tayin etme hadisesinden önce Hz. Ali hakkında ve keza Hz. Osman'ın altı senesi hakkında ne dersin? Dediler.
O da yine hayırla yâd ederek cevap verdi.
– Hakem meselesi hakkında ne dersin? Diye sordular. O da şu cevabı verdi:
– Benim diyeceğim şudur: Hz. Ali Allah'ın kitabını sizden çok daha iyi bilir. Dinini sizden daha iyi korur, sizden çok daha basiret sahibidir.
– Sen hidayete tabi olmuyorsun, adamlara isimlerine bakarak tabi oluyorsun, dediler ve onu dere kenarına çekip hayvan boğazlar gibi kestiler. Orada bulunan bir Hıristiyan'dan hurma satın almak istediler, o da:
– Hurma parasız sizin olsun, dedi.
– Parasız asla kabul etmeyiz, dediler.
Hıristiyan bu adamların yaptıklarına şaşarak:
– Ne acayip kimseler, dedi, Abdullah bin Habbab gibi bir zatı öldürdüler, bizden parasız hurma kabul etmezler... (Muhammed Ebu Zehra, Ebu Hanife, çev: Osman Keskioğlu, Üçdal Neşriyat, s.205 vd. tarihsiz, İstanbul).
IŞİD'in ika ettiği hunharca cinayetleri gördükçe modern zamanların bu yobazları bana geçmiş zamanın Haricilerini çağrıştırıyor. Dahası eski Hariciler bunların yanında sanki zemzemle yıkanmış gibi duruyor. Rasim Özdenören / 19.10.14 / YeniŞafak
İbn-i Abbas’ın (ra) Haricilerle Münakaşası
İbn-i Abbas (r.a.) dan, dedi ki: Haruriyye (Hariciler-Çev.) düşmanlık üzere bir yerde toplandılar ve Ali b. Ebi Talib (r.a.) ve onunla beraber olan peygamberin (s.a.v) ashabına karşı çıkmaya karar verdiler. Dedi ki: Bir adam gelip ey emirül mü'minin bu topluluk sana karşı gelecek demeye başladı. Hz. Ali, bana karşı çıkana kadar bırak onları. Bana karşı savaşa girişene kadar onlarla savaşmayacağım. Gerçi öyle de yapacaklardır dedi. Bir gün Ali'ye dedim ki: Ey emirül mü'minin biraz namazı geciktir ki kaçırmayayım ve bu arada o topluluğa gidip konuşayım. Sana bir şey yaparlar diye korkuyorum dedi. Dedim ki: Hayır inşaallah bir şey yapmazlar. Ben güzel davranıp kimseye eziyet vermeyen biriyim. İbn-i Abbas dedi ki: Bu yemaniyyeden (bir tür kumaş-Çev.) en güzelini giydim. (Ebu Zemil dedi ki: İbn-i Abbas güzel, yakışıklı biri idi) İbn-i Abbas dedi ki: Yanlarına geldim. Öğle istirahatında idiler. İbadette onlardan daha şiddetli gayret gösterenini görmedim. Elleri deve dizi gibi idi. (Çok ibadetten iz yapmıştı-Çev.) Yüzlerinde secde eseri görülüyordu. Üzerlerinde yıkanmış gömlekler vardı. Yüzleri uykusuzluktan zayıflamıştı. Yanlarına gelince dediler ki:
- Bu üzerindeki elbise de ne?
- Beni bununla mi ayıplıyorsunuz? Ben Rasulullah’ın (s.a.v) üzerinde bundan daha güzelini görmüştüm ve su ayet inmişti: "de ki: Allah’ın kulları için yarattığı ziynet ve temiz rızıkları haram kılan kimdir?"[2]
- Niye buraya geldin?
- Size Rasulullah’ın ashabından, onun yanında olup da vahyin üzerlerine indiği insanlardan bahsetmeye geldim ki aranızda onlardan hiç biri yok!
Bazıları dedi ki:
- Kureyşle münakasa etmeyin. Allah teala buyuruyor ki: "Onlar şüphesiz kavgacı bir millettir."[3]
İki üç kişi keşke onlarla konuşsan dediler. İbn-i Abbas dedi ki:
- Söyleyin bana Rasulullah’ ın amca oğlu ve damadı olup, ona ilk iman eden, ashabının birlikte olduğu kişiden alıp veremediğiniz nedir?
Dediler ki:
- Biz ona üç konuda muhalefet ediyoruz.
- Nedir onlar?
- Birincisi, o Allah’ın dininde insanları hakem kildi. Halbuki Allah buyurdu ki: "Hüküm ancak Allah’ındır"[4] Allah’ın bu sözünden sonra insanların hükümde ne isi olabilir?
- Başka?
- Ali insanlarla savaştı ama ne köle aldı ne ganimet. Eğer savaştıkları kafir idiyseler mallarının Ali'ye helal olması gerekirdi. Eğer mümin idiyseler müminlerin kanını dökmek haramdır.
- Başka?
- Kendisi için emirül mü'minin sıfatından vazgeçti. Eğer emirül mü'minin değilse emirül kafirin demektir.
- Başka bir itirazınız var mi?
- Bu kadarı bize yeter dediler.
İbn-i Abbas:
- Eğer size Allah’ın muhkem kitabından ve nebisinin sünnetinden fikirlerinize karşı delil getirirsem dönecek misiniz?
- Evet dediler.
- Allah’ın dininde insanların hüküm vermesi hakkındaki görüşünüze gelince, Allah teala buyuruyor ki: "Ey inananlar ihramlı iken av öldürmeyin.." den itibaren "içinizden adil birisi ona hükmetsin"[5] Kadın ve kocası hakkında ise söyle buyuruyor: "Eğer kari kocanın arasının açılmasından endişelenirseniz erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin. "[6] Simdi Allah'a yemin verdirerek soruyorum size: insanları birbirlerinin kanına girmekten alıkoymak için, aralarını bulmak için hüküm vermek mi daha evladır, yoksa değeri çeyrek dirhem olan tavsan ve bir kaç kadın hakkında hüküm vermek mi daha evladır? Üstelik biliyorsunuz ki Allah dileseydi hükmü verir, insanlara bırakmazdı.
- Vallahi birbirlerinin kanına girmekten alıkoymak ve aralarını düzeltmek daha evladır, dediler.
- Ali savaştı ama köle ve ganimet almadı sözünüze gelince, söyleyin anneniz Aise'ye sövüyor musunuz yoksa başka kadınlarda helal olanı onda da helal kılıyor musunuz? Eğer böyle diyorsanız küfre düştünüz demektir. Yok eğer onun müminlerin annesi olmadığını söylüyorsanız yine kafir oldunuz ve İslam’dan çıktınız demektir. Allah teala buyuruyor ki: "Nebi müminlere kendi canlarından daha evladır ve zevceleri de (müminlerin) anneleridir"[7] Görülüyor ki siz iki sapıklık arasında bocalıyorsunuz, hangisini seçerseniz seçin. Simdi bu görüşlerinizden vazgeçtiniz mi?
Birbirlerine baktılar ve dediler ki:
- Vallahi evet!
- Ali'nin kendisi için emirül mü'minin sıfatından vazgeçtiği görüşünüze gelince size bu konuda razı olacağınız sözü söyleyeceğim:
Hudeybiye günü Rasulullah (s.a.v) Kureys'i aralarında anlaşma yazmak için davet etti. Suheyl b. Amr ve Ebu Süfyan ile yazışacaklardı. Peygamber dedi ki: ya Ali yaz: Bu Allah’ın rasulü Muhammed'in hükmüdür. Dediler ki: Vallahi senin Allah’ın rasulü olduğunu bilseydik seni Ka'be'den alıkoymazdık, sana karşı savaşmazdık. Onun yerine Muhammed b. Abdullah yaz. Peygamber dedi ki: Vallahi beni yalanlasanız da ben gerçekten Allah’ın rasulüyüm. Yaz ya Ali: Muhammed b. Abdullah. Peygamber Ali'den üstünken kendisinin nebi olarak zikredilmemesine razı olduysa bu onu peygamberlikten çıkarmıyor. Simdi bu görüşünüzden de vazgeçtiniz mi?
Dediler ki:
- Vallahi evet.
Bunun üzerine iki bini geri döndü. Dört bin kisi ise sapık olarak öldürüldüler. (Sonraki savaşlarda. Çev.) Bu hadisi Abdurrazzak, Ebu Nuaym ve Beyhaki ve diğerleri tahric ettiler.[8]
---
[1] A'raf 32
[2] Zuhruf 58
[3] Yusuf 40
[4] Maide 95
[5] Nisa 35
[6] Ahzab 6
[7] Burada yazar hadisin çeşitli kaynakları ve sıhhati hakkındaki görüşleri sıralıyor. Yazıyı kısaltmak için bu kısım tercüme edilmedi. Genelde hadisin ricalinin sahih olduğu belirtilmiş.(Çev.)