Başımı kaldırsam bir, şu gavur dünyadan
Şu çok yapışkan , çok sırnaşık ve sürtük
...
seen from Australia

seen from United States

seen from T1

seen from Australia
seen from China

seen from United States
seen from United States
seen from Germany

seen from Japan

seen from Singapore
seen from United States

seen from Japan

seen from Kazakhstan
seen from United Kingdom
seen from Malaysia

seen from Vietnam

seen from United States

seen from Yemen

seen from Singapore
seen from United Kingdom
Başımı kaldırsam bir, şu gavur dünyadan
Şu çok yapışkan , çok sırnaşık ve sürtük
...
Olağanüstü.
hazret-i ömer olsa ağzımı yüzümü dağıtırdı
iftar sonrası çay ve sigaralardan
hazret-i ali kale bile almazdı şu bitirme tezini
bir evsizle çorba içecek kadar cesur olmadığım duyulsa
ensar kız vermezdi
medineli çocuklar
tebessümler fırlatırdı nefsim kanayana dek
tenimi ilk gazvede bırakıp kurtulmak belki
bakışlarıma mescidin kumları bile fazla
bir naat yazacak yaşa gelmedim henüz
ezberimde rimbaud ve masamda heidegger
bütün bildiklerim sol cebimde silahsız bir şarjör olarak
beni şimdi en fazla casus yapar, kılığım da müsait
sakallarımdan ahirete iman ettiğim anlaşılmıyor
namaz kılarak bir dünyayı gözden çıkardığım söylenemez
kot pantolon, tişört, beyoğlu ve iyi günler
kılığım da müsait, özel bir görev için hep burada
orta sınıf kureyşliler arasında yaşamaya
bir naat yazacak kadar yaklaşamadım henüz
bankaya dilekçe yazıyorum, boğaziçine proposal
geceleri namık kemal’le gazeteler çıkarıyoruz
-ona artık göğsümün daraldığını sormak istiyorum
göğsümü yani bir tövbe gerekli yani toprağa sokulmak
yani mesela yani demek bile nasıl bir şiirsizlik
çünkü mustafa reşid paşa ingilizlerle baltalimanında
sonra birkaç savaş, sonra kemalizm, sonra reklamlar
mescidi yıldızların altında
ve mescidinde yıldızlar
başımı kaldırsam bir, şu gavur dünyadan
şu çok yapışkan, çok sırnaşık ve sürtük
ey bin kocadan arta kalan ekonomik kalkınma
ey sehersiz, kuşluksuz, şafaksız uyanmalarım
ruhü’l-kudüs dudaklarımızı okuyor uzaktan
ne gelir elimizden türk şiirinden başka
Elyesa KOYTAK
"bir sıkıntyı parçalıyorum çayı bitirip hesabı ödüyorum şimdi kalkıp bir tövbeye binmeli burağa biner gibi bizim kalbimiz hüznün değil cesaretin başladığı" #hicretsizlik #elyesakoytak #avangard #okumalar #books #booklover #summerday #reading
hazret-i ömer olsa ağzımı yüzümü dağıtırdı
iftar sonrası çay ve sigaralardan
hazret-i ali kale bile almazdı şu bitirme tezini
bir evsizle çorba içecek kadar cesur olmadığım duyulsa
ensar kız vermezdi
medineli çocuklar
tebessümler fırlatırdı kalbim kanayana dek
tenimi ilk gazvede bırakıp kurtulmak belki
bakışlarıma mescidin kumları bile fazla
bir naat yazacak yaşa gelmedim henüz
ezberimde rimbaud ve masamda heidegger
bütün bildiklerim sol cebimde silahsız bir şarjör olarak
beni şimdi en fazla casus yapar, kılığım da müsait
sakallarımdan ahirete iman ettiğim anlaşılmıyor
namaz kılarak bir dünyayı gözden çıkardığım söylenemez
kot pantolon, tişört, beyoğlu ve iyi günler
kılığım da müsait, özel bir görev için, hep burada
orta sınıf kureyşliler arasında yaşamaya
bir naat yazacak kadar yaklaşamadım henüz
bankaya dilekçe yazıyorum, boğaziçine proposal
geceleri namık kemal’le gazeteler çıkarıyoruz
- ona artık göğsümün daraldığını sormak istiyorum
göğsümü yani bir tövbe gerekli yani toprağa sokulmak
yani mesela yani demek bile nasıl bir şiirsizlik
çünkü mustafa reşid paşa ingilizlerle baltalimanında
sonra birkaç savaş sonra kemalizm sonra reklamlar
mescidi yıldızların altında
ve mescidinde yıldızlar
başımı kaldırsam bir, şu gavur dünyadan
şu çok yapışkan, çok sırnaşık ve sürtük
ey bin kocadan arta kalan ekonomik kalkınma
ey sehersiz, kuşluksuz, şafaksız uyanmalarım
ruhü’l-kudüs dudaklarımızı okuyor uzaktan
ne gelir elimizden türk şiirinden başka
Elyesa abinin Çare Drogba şiiriyle ve “çok sıkıldığım şeyler, son dönem türk şiiri, okula gitmeler çok sıkıldığım eski yüzler kitapların üst üste gömülü duruşu” mısralarıyla başlayan ilk şiir kitabını okuyun. gözünüz açık gitmesin.
*
“ hazret-i ömer olsa ağzımı yüzümü dağıtırdı iftar sonrası çay ve sigaralardan hazret-i ali kale bile almazdı şu bitirme tezini bir evsizle çorba içecek kadar cesur olmadığım duyulsa ensar kız vermezdi medineli çocuklar tebessümler fırlatırdı kalbim kanayana dek tenimi ilk gazvede bırakıp kurtulmak belki bakışlarıma mescidin kumları bile fazla.. ”
bir naat yazacak kadar yaklaşamadım henüz.
bugün günlerden elyesa koytak,
“hazret-i ömer olsa ağzımı yüzümü dağıtırdı iftar sonrası çay ve sigaralardan hazret-i ali kale bile almazdı şu bitirme tezini bir evsizle çorba içecek kadar cesur olmadığım duyulsa ensar kız vermezdi medineli çocuklar tebessümler fırlatırdı kalbim kanayana dek tenimi ilk gazvede bırakıp kurtulmak belki bakışlarıma mescidin kumları bile fazla bir naat yazacak yaşa gelmedim henüz ezberimde rimbaud ve masamda heidegger bütün bildiklerim sol cebimde silahsız bir şarjör olarak beni şimdi en fazla casus yapar, kılığım da müsait sakallarımdan ahirete iman ettiğim anlaşılmıyor namaz kılarak bir dünyayı gözden çıkardığım söylenemez kot pantolon, tişört, beyoğlu ve iyi günler kılığım da müsait, özel bir görev için, hep burada orta sınıf kureyşliler arasında yaşamaya bir naat yazacak kadar yaklaşamadım henüz bankaya dilekçe yazıyorum, boğaziçine proposal geceleri namık kemal’le gazeteler çıkarıyoruz - ona artık göğsümün daraldığını sormak istiyorum göğsümü yani bir tövbe gerekli yani toprağa sokulmak yani mesela yani demek bile nasıl bir şiirsizlik çünkü mustafa reşid paşa ingilizlerle baltalimanında sonra birkaç savaş sonra kemalizm sonra reklamlar mescidi yıldızların altında ve mescidinde yıldızlar başımı kaldırsam bir, şu gavur dünyadan şu çok yapışkan, çok sırnaşık ve sürtük ey bin kocadan arta kalan ekonomik kalkınma ey sehersiz, kuşluksuz, şafaksız uyanmalarım ruhü’l-kudüs dudaklarımızı okuyor uzaktan ne gelir elimizden türk şiirinden başka”
burada şiirler sek içilir. geceleri sek sütünüzü içmeyi unutmayın efendim,
sana da iyi geceler babanne.