bir mektup yazmam gerektiğini biliyordum ama bir türlü kelimeler gelmiyordu ağzıma, belki de beynim düşünmek istemiyordu. Böyle ‘güzel’ geçiyordu günler ama artık pek de farkı yok, güzel falan olduğu da yok ama iklim değişiyor yine de. Bir umut doğuyor ve yeşeriyor içimde..
Bir haber ile uyanıyorum gerçeklerin dünyasına sonra içimde yeşeren kuruyup gidiyor. İnsanlık elden gidiyor diyor birisi, yüzyıldır söyleniyor bu ama yine de usanmadan söyleyip duruyoruz, hep aynı şeyleri yaşayıp, hep aynı şeyleri söylüyoruz.
Ayaklarım evden çıkmıyor, dışarı çıktıkça korkuyorum, ev koruyor beni ama bir yandan da unutturuyor dünyadaki gerçekleri, sonra ben, ben oluyorum, biz olmam gerekiyorken. ben, ben olarak gidecek bir yol bulamadığım için tekrar başa dönüyorum, düşünceler, düşünceler alıp götüyor beni. şimdilerde buralardayım, dünyanın dibinde önüme ne gelirse onu yapıyorum.
böyle bir girizgahtan sonra iyiyim, sadece millet bazında düşünüyorum daha uluslararasına geçemedim. mektubun bir cuma günü elime geldi, postacı sevinmiş olmalı, fatura veya kart dokümanların dışında gerçek bir mektup bırakıyor olması sevindirici, tabi ben de sevindim. neyse asıl mesele, iyiyim ama yoruldum ben de batıyı tanımaktan, beynim, vucüdum, her şeyimle, artık gücüm yok bir şey demeye, savunmaya.. heyecanım yok oluyor, yok ediyorlar ve sonunda içine ediyorlar. gördükçe umut denilen kelimeden uzak yaşıyorum. insanların riyakarlıkları, çöken yollar, ölen insanlar, vurulan kuşlar, nerede o cahitler diyorum, diyorum ama sonra geçiyor, devam ediyorum kaldığım yerden, işte hayat böyle bir yer.
evet işte benim savaşmaya gücüm yok, ne gücüm var bilmiyorum ama insan olmak ağır geliyor, eşrefi mahlukat olmak, bu sözün anlamlarını birçok insanda gördüm ve evlerinde oturuyorlardı, ben de evde oturmak istiyorum ve bir eşrefi mahlukat olarak ölmek istiyorum.