İnsan.. yani biz insanlar.. çok garibiz. Bu arada “insan”la başlayan paragraflarda insanlık olmaz çoğunlukta. Neyse.
Biz insanlar çocukluktan beri gelecek hayalleri kurarız. Sekiz yaşlarındayken onbir, oniki yaşına gelmeyi iple çekeriz. O zaman büyümüş olacağız. Geliriz, değişen birşey yok. Sonra sadece devlet tarafından özgür kılındığımız ama ailemiz tarafından birşeylerin değişmediği vurgusu yapılan onsekizli yaşlarımız var. Onsekiz yaşıma geldiğinde özgür sanarsın kendini. Ondokuz yaşına geldiğinde aslında o kadar da özgür olmadığını görürsün. Çünkü senden dört-beş yaş büyük abilerini görürsün. İstedikleri gezer, tozar eğlenir. Sende imrenirsin. Yirmili yaşlara gelmek için can atarsın. Artık “tamam” diyeceğim yaşlarını buldun işte! Evet, evet! Eğer yirmibir-yirmibeşli yaşlarına geldiğin zaman hayat senin oğlum. Az daha sabret dersin.
Küçükken “şu yaşlara gelmek istiyorum” dediğinde, büyüklerin verdiği iki kesin cevap vardır. Birincisi “o yaşlara geldiğinde bu zamanları özlersin” olur. Diğeri “merak etme, göz açıp kapamak kadar hızlı geçecek yıllar. Ve sen ne ara bu yaşıma geldim diyeceksin” olur.
Ve çocuklar ben şimdi yirmiiki yaşındayım! Bende diyorum şimdi “daha dün çocukken, şimdi o iple çektiğim yaşlarıma geldim!” diye. Ve diğerini de söylüyorum tabii ki. O yaşlarımı şimdi çok büyümemiş olsamda özlüyorum.
Sonra küçükken dertlerinle başa çıkamadığını anladığın vakit, büyüdüğün zaman hepsiyle başa çıkacak gücünün olacağına inanırsın. Ben geldim çocuk! Ama benim hala başa çıkamadığım şeyler var.
Mesela bundan seneler önce bir kız arkadaşım olmuştu. Ben o yaşıma göre olgun sevdiğimi düşünürken okuldaki öğretmenlerimi bile şaşkın bırakacak şeyler yazıyordum. Ondan sonra anladım aslında olgun olmadığını. Sonra gece gündüz onun hayaliyle zaman geçirdim. O zamanlar akıllı telefon yok, bilgisayar ve internet yaygın olarak kullanılmıyor. Resmini açıpta bakamıyorsun. Sonra ben herşey mükemmel olacak diye beklerken, bitirmek istediğini söyledi. Bitmemesi için hiç ısrar etmedim. “Hayır, olamaz, ne demek biter lan!” demedim. Aklının bir köşesinde “gitmek” fiilini yerleştirenleri bağlasalar bile elinizde tutamazsınız çünkü. Kalsalar bile siz arkanızı döndüğünüzde başkalarının pisliğine bulaşmış olurlar. Israr etmedim... sonra haftalarca.. belki aylarca dünyadan soyutlaştım. Ve o zamanlar hep şunu söylüyordum “bundan sonra hayatın hiçbir heyecanı kalmadı, bitik bir durumdayım ve ben böyle nasıl yaşayacağım?”.
Zaman geçti.. bazı şeyler geçmedi. Sonra yavaş yavaş kurtuldum gidenin illetinden. Temizlendim sandım sonra yıllar sonra birisi daha çıktı karşıma. Onu da sevmeye başladığımda çocuktum. Yaşım onsekizi yeni geçiyordu. Önceki lakırdının üzerinden yıllar geçmişti. Aralarda sadece ödünç olarak girip çıkanlar oluyordu. Yıllar sonra bulduğuma sıkıca sarılmam lazımdı. “Öncekiler hiçmiş” dedim.. o zaman uzun bir süre sonra onunda “hiç” olduğunu gördüm. Bana hayatımın en büyük kazığını atmıştı. Hemde evlilik planları yaparken. Sonra ben yine yıllar öne yaşadığım psikolojiye geri döndüm. “Önceki hiçbir şeydi ama bu gerçekten çok büyük bir acı ve ben buna ne dayanabilirim ne de kaldırabilirim” dedim defalarca.
Nereye baksam o, nereye gitsem o, hangi çekmeceyi açsam yine onun bir hatırası. “Hayatımdan çıkarıp atmam imkansız” demeye başladım sonrada.
Bununda üzerinden çok geçmeden kendime gelmeye başladım. Sonra bazı şeylerin farkına varmaya başladım. Çocukken, büyüyünce geçecek dediğim ne varsa geçmedi. Yani geldiler geçtiler ama hep bir iz bıraktılar. Şimdilerde ben olduğu kadar fazla sayfa değiştirmeye çalışıyorum. Ne kadar çok sayfa geçerse önceki sayfanın izin o kadar kaybolacak.
Üzerinden gelemem dediğim ne kadar acı varsa geçti. Ya gerçekten geçtiler ya da gerçekten alıştım, acıtmıyor artık. En son olaydan sonra yine “başka insanları sokmayacağım hayatıma. Nereye kadar giderse, oraya kadar” dedim.
Bir kaç kadın daha girdi hayatıma. Ama hayat düzeni bozuk olan insanlar bazen kopamıyor bazı şeylerden. Ve onların acısını başkasında söndürüyormuş gibi hissedince her zerresine negatiflik çöküyor. Hep üzülen taraf olduğum için başka insanları zerre üzmek istemediğimden devam edemiyorum. Olmuyor çünkü!
Çok büyük konuşmuş olacağım ki hayatıma bir kadın daha girdi. Aslında tam olarak girmedi. Kenarında bir yerinde vardı ama hiç hayatıma girmedi. Ve tüm geçmişin pisliklerini silebilecek bir kadındı. Öyle olduğu içinde hayatıma alamadım onu. Çünkü giremedi hayatıma. Tüm herşeyi unutturacak ve silecekti. O yüzden giremedi! Eğer girseydi ben çocukluğuma dönecektim. Belki de beni çocuk olarak görmemek için girmedi. [devamı gelecek]
Çocukken büyüyünce geçecek dediğim ne varsa geçmedi. Üstüne üstlük acıları da fazla oldu, yükleri de. O yüzden hep çocuk olarak kalabilseydim orada kalırdım. Ve aşk denen illete bulaşmazdım. Çocukluğumdan beri çektiğim acılara bakıyorum, utanıyorum!
Utanıyorum çünkü biz başka kadının yokluğu ile harap olurken ailesini kaybeden çocukları gördüm. Hala da görüyorum. Tek dertleri belki dört duvar arasında sessizce bir kaç saat geçirmek olan çocuklar varken dünyada, ben bu bolluk ve rahatlığın içinde yandığım dertler için utanıyorum. Sevda dertlerinin içindeyken, önüme gelen yemekleri sırf iştahım yok diye yüzüne bakmadığım yemeklere hasret kalan, belki de hayatında hiç yiyememiş çocukları görünce utanıyorum.
Onlarda bizim halimizi görse “tek derdiniz o olsa keşke” derlerdi. Eminim.
E madem ki gitmeli demiş hikayeden adam , gitmelidir Can o zaman. Dibe çökmüşken bütün hikayeler tamda o vakit bayatlamışken çaylar ve son yudumları alınmışken kahvelerin. Öyle bir vakit de gitmeli ki Can, canını acıtmadan. Elimde pekte bişey kalmadı, olanları da kendim ittim, belki bi ittim ona göre belkide yüce bir insan. Bana göre hiçbişey.