seni beklemek; özlemek, kavusmayi beklemek, ufacik ve gücsüz bir kusun bahari bekleyisi gibiydi. dilini bilmediklerimin ülkesinden esen zemheri soguguna karsi olan mecburi istikametlerimle, anlamsizca yürürken buldum kendimi.
...yalnizca yürüyor, kendimle dahi konusmuyordum. caddeler kivriliyor, solumdan gürültülü arabalar ve sagimdan fazlasiyla renkli magazalar geciyordu. bakmiyor ve görmüyordum hicbirini. karsi yönden gelen aceleci bir magandanin, sagdan mi soldan mi gecsem diye tereddüt yaptigi iki saniyelik gecikme bir omuz carpismasi olarak vuku bulmustu. kavga etmek icin hava cok soguktu ve özür dilemek icin yeterince umur sahibi olmadigimizi farkettik o an, her ikimiz de. bir karamboldü her yer. herkes birbirine carpmamak icin yürüyor gibiydi, bense kollarimi daha fazla acarak herkesi devirme niyetindeydim. deniz kiyisina uzunca cekilmis kaldirimlari eziyordum ayakkabilarimla. yasamak zorunda oldugumu hissettim. "sürekli istemedigim seyleri yapmak, düzenine uymak zorunda oldugum yeryüzüne yercekimi ile mahkum edilmis bir ruhum ben." ...mirildaniyordum.. dönüsüyle dahi midemi bulandiran bu dünyada, bir gün bedenimi ayakta tutan organlarimin iflas bayragini cekinceye kadar yürümeliydim orada burada.. mars cok uzakti. deniz tat vermemeye baslamisti iyice.. vapurda bir seyler eksikti, fakat hissetmiyordum. o halde eksik degillerdi. martilar, onlarin bana soguk bir eylül aksamini animsatmasiyla gözlerim cakili kalmisti yuvalarinda. martilara simit atan kimsecikler yoktu. gözlerimi yakan bir hüzme. araliyorum yavasca. dogruluyorum. puf.. sensiz uyandigim bir sabah daha..















