İnsan bazen tüm hayatın yorgunluğunu, telaşını bir kenara bırakıp doğanın güzelliğine, ağaçların endamına, her bahar verdiği hayat mücadelesine, gökyüzünün insana huzur veren sonsuzluğuna, kuşların tatlı tatlı cıvıldayışına, rüzgarın yüzümüze çarpan soğuk nefesine, ağaçların rüzgara ayak uydurup nazlı nazlı salınışına, varsa denizin dalgalarına, insanı rahatlatan huzur veren sesine ve sonsuz maviliğindeki sınırsız yaşama duygusuna kısacası tüm doğaya kaptırası geliyor kendini. Kışın ağaçların adeta bir gelin gibi beyazlarla süslenmesi mesela ya da kavurucu yaz sıcağında gölgesine sığınmak.
Yaşama duygusu… Ağaçlarda, gökyüzünde, yeryüzünde saklı. Güneş her sabah umutsuzluğa düşmeden yeniden beliriyorsa, ağaçlar her yıl sararıp solduğunu, kuruyup kaldığını unutup yeniden yeşeriyorsa, çiçekler o güzel yüzünü her bahar yeniden gösteriyorsa, yıldızlar gecenin karanlığında tüm parıltısıyla yeniden gün yüzüne çıkıyorsa, her ne olursa olsun hayat devam ediyorsa ve sen ne yaşarsan yaşa ne acı çekersen çek ne kadar üzülürsen üzül sabah yeniden kalkıp güne devam ediyorsan işte budur yaşama duygusu. Hayatın devam ettiğini tüm uzuvlarında hissetmektir.
Ölüm… Sonbaharda yaprakların sararışı ve ağacın dalındaki yerinden veda edişi, baharı süsleyen çiçeklerin soluşu, yağmurdan sonra çıkan gökkuşağının kayboluşu, göğün sonsuz maviliğinin yerini karanlığın alması ve en sevdiklerimizin bile yok oluşu. Ölüm uzakta değil. Ne yaşarsak yaşayalım, ne kadar sevilirsek sevilelim yazın güzel olan yemyeşil yapraklar, rengarenk çiçekler gibi yok olmaya mahkumuz. Tüm canlılığıyla baharı süsleyen doğa gibi unutulacağız ve unutuluyoruz. Her şey ve herkes gibi…
Ölüm ve yaşama duygusu iç içedir aslında. Ölümü düşünmektense hayatın devam ettiğini düşünmek daha iyi hissettiriyorsa tüm bedenimizi yaşama duygusuyla doldurup ölümü bir kenara atıyoruz ya da artık yaşamamız gereken bir şey kalmadığını düşünüyorsak git gide bir boşluğa düşüyormuş gibi hissediyorsak sonunda yaşama duygusunun yerini ölüm alıyor. Ne var ki ikisinden de kaçış yok. Biz sadece kendi elimizle yaptıklarımızdan sonrasında yine kendimiz huzursuz oluyor ve kurtuluşu kaçışta buluyoruz. Ama bizi bekleyen dünya bu…
-Edinin Güncesi













