Aslında biz bu yaşamın güzel olduğunu düşünmüyorduk bile artık; o kadar alışmıştık ki, yaşayıp gidiyorduk işte.
Zülfü Livaneli / Son Ada
seen from Norway

seen from United States
seen from Estonia
seen from Sweden

seen from France

seen from United States

seen from Sweden
seen from China

seen from United States
seen from Canada
seen from South Korea
seen from United States

seen from France

seen from United Kingdom

seen from France
seen from South Korea

seen from Malaysia
seen from Russia
seen from Malaysia

seen from United Kingdom
Aslında biz bu yaşamın güzel olduğunu düşünmüyorduk bile artık; o kadar alışmıştık ki, yaşayıp gidiyorduk işte.
Zülfü Livaneli / Son Ada
İnsan bazen tüm hayatın yorgunluğunu, telaşını bir kenara bırakıp doğanın güzelliğine, ağaçların endamına, her bahar verdiği hayat mücadelesine, gökyüzünün insana huzur veren sonsuzluğuna, kuşların tatlı tatlı cıvıldayışına, rüzgarın yüzümüze çarpan soğuk nefesine, ağaçların rüzgara ayak uydurup nazlı nazlı salınışına, varsa denizin dalgalarına, insanı rahatlatan huzur veren sesine ve sonsuz maviliğindeki sınırsız yaşama duygusuna kısacası tüm doğaya kaptırası geliyor kendini. Kışın ağaçların adeta bir gelin gibi beyazlarla süslenmesi mesela ya da kavurucu yaz sıcağında gölgesine sığınmak.
Yaşama duygusu… Ağaçlarda, gökyüzünde, yeryüzünde saklı. Güneş her sabah umutsuzluğa düşmeden yeniden beliriyorsa, ağaçlar her yıl sararıp solduğunu, kuruyup kaldığını unutup yeniden yeşeriyorsa, çiçekler o güzel yüzünü her bahar yeniden gösteriyorsa, yıldızlar gecenin karanlığında tüm parıltısıyla yeniden gün yüzüne çıkıyorsa, her ne olursa olsun hayat devam ediyorsa ve sen ne yaşarsan yaşa ne acı çekersen çek ne kadar üzülürsen üzül sabah yeniden kalkıp güne devam ediyorsan işte budur yaşama duygusu. Hayatın devam ettiğini tüm uzuvlarında hissetmektir.
Ölüm… Sonbaharda yaprakların sararışı ve ağacın dalındaki yerinden veda edişi, baharı süsleyen çiçeklerin soluşu, yağmurdan sonra çıkan gökkuşağının kayboluşu, göğün sonsuz maviliğinin yerini karanlığın alması ve en sevdiklerimizin bile yok oluşu. Ölüm uzakta değil. Ne yaşarsak yaşayalım, ne kadar sevilirsek sevilelim yazın güzel olan yemyeşil yapraklar, rengarenk çiçekler gibi yok olmaya mahkumuz. Tüm canlılığıyla baharı süsleyen doğa gibi unutulacağız ve unutuluyoruz. Her şey ve herkes gibi…
Ölüm ve yaşama duygusu iç içedir aslında. Ölümü düşünmektense hayatın devam ettiğini düşünmek daha iyi hissettiriyorsa tüm bedenimizi yaşama duygusuyla doldurup ölümü bir kenara atıyoruz ya da artık yaşamamız gereken bir şey kalmadığını düşünüyorsak git gide bir boşluğa düşüyormuş gibi hissediyorsak sonunda yaşama duygusunun yerini ölüm alıyor. Ne var ki ikisinden de kaçış yok. Biz sadece kendi elimizle yaptıklarımızdan sonrasında yine kendimiz huzursuz oluyor ve kurtuluşu kaçışta buluyoruz. Ama bizi bekleyen dünya bu…
-Edinin Güncesi
Ben sana mecburum bilemezsin Adını mıh gibi aklımda tutuyorum Büyüdükçe büyüyor gözlerin Ben sana mecburum bilemezsin İçimi seninle ısıtıyorum.
Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor Bu şehir o eski İstanbul mudur Karanlıkta bulutlar parçalanıyor Sokak lambaları birden yanıyor Kaldırımlarda yağmur kokusu Ben sana mecburum sen yoksun.
Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur Tutsak ustura ağzında yaşamaktan Kimi zaman ellerini kırar tutkusu Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından Hangi kapıyı çalsa kimi zaman Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu
Fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor Eski zamanlardan bir cuma çalıyor Durup köşe başında deliksiz dinlesem Sana kullanılmamış bir gök getirsem Haftalar ellerimde ufalanıyor Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem Ben sana mecburum sen yoksun.
Belki haziran da mavi benekli çocuksun Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin Kötü rüzgar saçlarını götürüyor Ne vakit bir yaşamak düşünsem Bu kurtlar sofrasında belki zor Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem Sus deyip adınla başlıyorum İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin Hayır başka türlü olmayacak Ben sana mecburum bilemezsin.
Günaydın demeli sabaha Günaydın demeli şiirce Gün gibi ortada olmalı Hasret gibi duygulu Yer elması çiçeğince aydınlık Papatya gibi apaçık… Renk gelmeli yüzüne siyah beyaz resimlerin Yüreğine su yürümeli Kelebek konmalı yanağına yarin Öpücük gibi dokunmalı yüzüne Sürgüne durmuş söğüt olmalı sevgili Söyleyin belediyeye günaydın serptim sokağa Yüzlerden..gülümsemeleri süpürmesin Günaydın sevgili günaydın Bu sabah sen çok güzelsin. Ne de yakışmışsın sabaha. (Yeni güne, yeni umutlara, yeni başlangıçlara… Herkese günaydın.)
* Güneş harika bir şekilde battığında, öteki güzellikler yükselir. Doğa bir tiyatrodur; büyük bir oyuncu sahneden ayrıldığında, başka bir büyük oyuncu hemen sahneye girer. Oyun her zaman mükemmel bir şekilde devam eder. -Mehmet Murat İldan
Mutluluk insanın dışında değil içindedir. Mutluluk elimizdekilere bakış açımızda zihniyetimizdedir.