Bahar geliyor mu diye kontrol ederken!
seen from Estonia

seen from United Kingdom
seen from United Kingdom

seen from France
seen from Canada
seen from China
seen from United States

seen from China
seen from Macao SAR China

seen from China
seen from South Korea

seen from Canada
seen from South Korea

seen from Australia
seen from Poland
seen from Singapore
seen from Australia
seen from United States
seen from China

seen from Malaysia
Bahar geliyor mu diye kontrol ederken!
“Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya"
Ah, kimselerin vakti yok
Durup ince şeyleri anlamaya
İlkyaz / Gülten Akın
Durup ince şeyleri anlamaya
Kimselerin vakti olmasa da
Okulların kadın öğretmencikleri
Tatil günlerini çoğaltsalar da
Kutsal nemiz varsa onun adına
Gözlerimiz için bağlar dokusalar da
Birikimler ve çizgiler gitgide gitgide
Açmaya ilkyaz çiçekleri
*Deli Kızın Türküsü
Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya.
Gülten Akın, Kırmızı Karanfil s. 116 “İlkyaz” Görüntüler: Yavuz Turgul’un 1987 yapımı, “Muhsin Bey” filminden.
İlkyaz Şikayetçileri - IV, Çarliston Günleriydi
Çarliston günleriydi -yıllardan neydi- Üst üste duran masalar Üst üste duran iskemleler Üst üste duran mevsimler ve her şey İndirilip serpiştirilirdi. Çarliston günleriydi Camlar iki yanlı devinirdi gene Bir tramvay aynalardan geçer Bir ayna karşılarda bir eve girerdi Ahtapotlar, denizanaları En yakın iki ada arasında gidip gelirdi Geceler smokinliydi biraz Gündüzler rugan iskarpinli Mendiller sallanırdı sessiz filmlere Biéres de la meuse Porselen bardaklarda devinir devinirdi
Bana kalırsa asıl Bir kertenkele umutsuz aşkına sevinirdi Bir yapış yapışlık inerdi büyük semt ağaçlarından Kır gazinoları Kır sarhoşları Kır arabaları Ve kır mutluluklarıyla kır bıkkınlıkları Gelir gelir kıyılara değerdi Öyle bir değişikti ki her şey -değişik ne demekse- Örneğin parmak uçlarıyla satın alınan bir pul Yol aldıkça büyürdü geçtiği ülkelerde Nasıl mı İki göz ne kadarcık büyürse Denizleri andıran Uçurumları andıran Gökyüzünü andıran her parlak şeyde Çarliston günleriydi, özlemler için Bulunmuş bir bahaneydi -Özlemek ne demekse- Yaz gelsin hele Kış gelsin de bir Çocuktan daha çocuk İlkyazlardan söz etme.
Onlar mı Onlar hep giderlerdi -söz gelimi bir eğlenceye- Kalınırdı kararsız Adsız, yönsüz, umarsız - Ki sanki niye böyle- Direkte bir bayrak sallanırken usul usul Kaybolan bir yüzük taşı parlarken sinsi Bir kuş öttüğü yeri Hiç mi hiç belli etmeden Ve öttükçe öterken Bir kuytu lokantada, camlarda Masa örtülerinde, yaldızlı tabaklarda Ah, dünya görünmez olurken kirden Hüzün mü? hayır Dalgınlık? hayır Burukluk? belki Sanki bir şiirin bitimine Yorgun ve isteksiz gidilirken.
Çarliston günleriydi -ama işte bir ölüye Hazırlanmış bir örtüydü de Sonsuzdu, buruşuktu- Örtmüştü kıyılarda ayak izlerini kumlar Panjurlar kapalı Yelkenler inik Yollar tenhadan biraz daha tenha Çakıp durur mendirekte deniz feneri Yani benim anladığım -anlamak ne demekse- Bir dümdüzlüktü artık söz konusu olan Doklarda tekdüze çekiç sesleri Eritilmiş bir anlamsızlık gözlerde Damlardan sokaklara kıpkırmızı bir eğim Ve Kim bilir nerde Diyordu sanki biri Ah duracak gibiydi kalbim.
Şu gördüğünüz adam -evet, o- Yapayalnız, mutsuz bir yolcu Sorarım, sizce nerde yiyebilir yemeğini Lokantalarda tedirgin Büfelerde sinirli Üstelik mutlu olsa ne çıkar Onca en önemlisi Mutluluk gerekli mi değil mi Bunu herkes kendine sorabilir Bir başkasına da Ama kıyıda, günbatımının altında Bir kamarot bir çımacıya söyledi Kardeşim, mutluluk gerekli mi değil mi Ve Ekledi hemen Ben kendimle konuşuyorum, hepsi bu Bir ilkyaz bıkıntısı gibi.
Öyleydi, çarliston günleriydi Bizler mi? bizler hiç ilgilenmedik Ama O günlerden bugüne Bilmem ki ne değişti İşte Binlerce yalnızlık gene Bir arada şimdi Kalabalıklar dondu Masalar iskemleler Oraya buraya Serpiştirilmiş ne varsa Eski yerlerine kondu Değişmek -değişmek ne demekse- Yalnızca ad değiştirdi.
Çarliston günleriydi, benim aklımda Rüzgarda sürüklenen İpi kopmuş Külrengi bir uçurtma. __ E. Cansever, Sonrası Kalır
İlkyaz Şikayetçileri - Kaçışına Uğrayan Çiçek
Şurayı götürün dedim onlara Burayı da, burayı da Alın götürün dedim Çimenlerin tişse buğusunun üstünden Tirşe buğunun düşlere değen üstünden Düşlerin ayçiçeği giysilerinin üstünden O zaman anlatırım dedim onlara Pencere önümün niye uçtuğunu. Evet Dönüp geliyor az sonra Kolumun altına yerleşiyor Kendisiyle yer değiştirir gibi İtiyorum onu, itiyorum, itiyorum Bütün zamanlar bitti diyorum -anlasa ya- İki tek kiraz ağacı kaldı yalnız İki tek kiraz ağacı İlkyazlar ve bütün başlangıçlar bitti Kiraz ağaçları? onlar da Gözlerimin deli kırmızısını yıkamak için Ağladıkları zaman Ne vardı sundurmanın üstünde -ne vardı- Anımsayamıyorum şimdi -Pek şimdi değil, çoktandır- Yağmurlar yağdığı zaman büyüyen Geçmişi olmayan bir saksı mı Yoksa Bir sap çiçek mi -saksısız- Kaçışına uğrayan bir çiçek Neden olmasın Yağmurlar Yağmurlar yağdığı zaman. Sular insanlar gibi geçiyor aklımdan Mavi aklımdan Sordular -anımsıyorum- Bir gün Neyle örtülürmüş ki su Suyla demiştim -elbette suyla- Ya yaşam Bir başka yaşamla, bir başka, bir başka, bir başka Oysa bütün yaşamlar bitti İlkyazlar ve bütün başlangıçlar Sular İnsanlar gibi duruyor aklımda. Dişlerimin arasından gösteriyorum ellerimi Korkuyla kaçışıyor güvercinle karanfil Dönüp arkama bakmıyorum Odalar bitti çünkü, merdivenler de Dışarsı var:şurası, burası, orası Ve yağmur -yağmurlar- Ah şu yağmurlar durmasa ya Ne güzel ıslanıyor ilkyaz Ne güzel ne güzel ne güzel Denize zorla sokulmuş Ağlamaklı bir çocuk gibi.
__ E. Cansever, Sonrası Kalır