Hepimiz ilgi çekmeye çalışıyoruz. Ben de buraya aslında içten içe yazdığım şeyler okunsun diye umarak giriyorum her seferinde. Belki de bu yüzden okunmaması daha iyi. İçgüdüme karşı çıkmama yarıyor olabilir.
Eğer okuyorsa da biri, bir haber edin, anonymous soruyla falan nokta bırakın mutlu olayım.
Ama niye o nokta beni mutlu edecek ki?
Hayatımızdaki sevgi ve ilgisizliği internetten sağlamaya çalışıyoruz. Ama yüz yüze insan ilgisi ve sevgisi bunun yerini tutmaz. Belki de çok azımız bunu gerçekten deneyimlediği için sosyal medyadaki beğeniler, takipler ve yorumlar insanları bu denli mutlu ediyor.
Ben mesela. Ben de mutlu oluyorum çizdiğim, söylediğim bir şey beğenildiğinde.
Asında her ne kadar elektronik, sanal bir mutluluk olsa da, bu mutluluk gerçekten icabında kafi.
Ben korkuyorum mesela, sosyal medya dışında, ordaki kadar zeki, yetenekli, hatta güzel bile olmayabileceğim, olmadığım için. Gerçek insanlarla tanışmak bunun için korkutuyor herhalde. Birkaç sıfır ve birden oluşan o “like” yerine gerçek bir tepki alacağım için.
Birinin fotoğrafına bakmakla gözlerinin içine bakmak çok farklı deneyimler. Fotoğrafta, fotoğrafı çekilen insan fotoğrafta olacağının bilincinde. Kameraya bakar. Gözünü kırpmaz. İstediği açıdan görünür, istediği yüzüyle bakar. Ama gerçekte onun çabasız, veya çabalı ama her boyutta üç boyutlu halini görürüz. Hem düşünce hem fizikselde iki boyuta alışmışken üç boyuta geçmek kadar insan doğası için korkulacak bir şey olmasa gerek diğer insanlar hakkında.
Düşün düşün boktur işin demiş atalarımız.













