Acizlik
İnsan cinsinin bireyleri olarak, bir kafalı, iki kollu, iki bacaklı, beyin ve kalbe sahip organizmalar olarak hepimiz o kadar aciziz ki. Belki de acizliğimiz fazlalığımızdan kaynaklanıyor. Sayımız arttıkça toplam bilgimiz çoğaldı, ama herhangi bir kişinin herhangi bir potansiyel etkisi azaldı.
Yalnızca ülkemizde her gün hayvan cinayetleri, kadın cinayetleri, çocuk cinayetleri, istismarlar, tecavüzler, haksız hapsedilmeler, önlenilebilir ölümler yaşanıyor. Ve bunları yaşamayan birey televizyonunun karşısına geçip başından geçmeyen olayları izlediğinde ve bunlara üzüldüğünde - ki bu üzüntüyü gerçek veya sahte olarak nitelendirmiyorum, tabi ki gerçekten üzülüyor olabilir - olan şeyleri oturup öğrenmeye harcadığı çabadan tatmin oluyor. Toplumdaki ve devletteki ve bu ikisi arasındaki ilişkilerdeki adaletsizlik ve yanlışları düzeltme çabasının yarısının bunları bilmek olduğunu farkında, fakat günümüzün güruh-içi-etkisizliğine hapsolmuş bir zihniyetle, işi yalnızca yarısında bırakıyor.
Her yerde duyurulan suçlar ve yanlışlar var, peki bunları duyuranlar veya duyanlar gerçekten “bilme” lakaplı yarım işin ötesine geçebiliyorlar mı gerçekten? Ben geçemiyorum. Veya geçmiyorum. Belki de “yapamamak” acizliğiyle aslında hiç yapmayacak olmamı maskeliyorum.
Bugün sosyal medyada üç aylık bir yavru köpeğin, yetişkin, “bilinçli” bir “birey” tarafından yere çarpılarak öldürüldüğünü gördüm. Yavru yerde yığılıp kalıyor, biraz ses çıkarıyor, ağlıyor, ve sonra ölüyor. İstanbul Maslak’da yaşanmış bu. Adamın adı da duyurulmuş. Peki ben bunu duydum, ve ne yapabilirim? İstanbul’da bile yaşamıyorum. Hadi yaşıyorum diyelim. Ben olmayayım bu, İstanbullu biri olsun. Adamın isminden onu bulup, yakalayıp, polise mi teslim edecek? Adamı öldürecek mi? (Ki hak ettiği de bu aslında) Öldürürse adam öldürmekten hapse girebilir; adamı polise teslim etse polis yasalara dayanarak bu adama ne tür bir yaptırım uygulayacak? Ya bu adamın davasıyla ilgilenecek polis de adam gibi bir zihniyetteyse? Hayvanların öldürülmesine karşı bir üzüntü duymuyorsa? Adam belki de elini kolunu sallayarak çıkacak, ve belki de ileride başka köpekleri kedileri de yere çarpacak, öldürecek. İnsan katillerinin hapse atılmasının sebebi de bu, bir kere yaptıysa daha fazla yapmasın, cezasını çeksin.
Ya peki 14 yaşındayken 45 yaşında biriyle evlendirilmiş bir çocuk. Aradan dört yıl geçmiş, kendisi 18, kocası 49 yaşında. Çocuğun birkaç çocuğu var. Adam zaten o.evladı, bir çocukla evlenip ondan çocuk da yapabiliyorsa gayet tabi her gün içip içip eve gelip, çocuğun ona hazırladığı yemeğin tuzunu fazla bulup, alkol kokan terli elleriyle belindeki kemeri çocuktan gözünü ayırmazken çıkarıp, ikiye, üçe katladıktan sonra var sarhoş gücüyle o kemeri çocuğun sırtına, karnına, başına ensesine indirmeyi de bilir her gün. Bu çocuk, 18 yaşında, daha çocuk, uykusunda bıçaklasa adamı, öldürse, daha sırtındaki kırmızı yaralar, morarmamış, sararmamışken, kan derisinde dururken, saplasa adamın karnına bıçağı, boylu boyunca ciğerinden bağırsaklarına kadar uzatsa deliği, ve adam orada, 4 yıldır beraber uyudukları ve 4 yıldır kendisinden 31 yaş küçük bir çocuğu ellediği yatağın üzerinde karnında hak edilmiş bir delikle kan kaybından ölse. Burada kim suçlu? Kim mahkeme önünde yargılanacak? Çocuğun çocukları çocuklarını 14 yaşında evlendirmiş birer anne babaya mı gidecek eğer çocuk hapsedilirse? Çocuk adamı bıçaklayınca polisi mi arayacak, yoksa çocuklarını alıp komşuya veya ailesine mi kaçacak? O çocuk, istismar edildiğinden beri, hayatında, evden kaçmaktan tut kocasını öldürmeye kadar, ne yaparsa yapsın hiçbir zaman düzelmeyecek. Çocuklarıyla “normal” bir hayat yaşayamayacak. Belki de onlara her baktığında yüzü kötülükle kırışmış o karnı deşik adamın yüzünü görecek. Çalışması gerekecek, çocuklarını okula göndermesi gerekecek, ve bunu binlerce kişi televizyonlarında 3 dakikalık bir haber olarak izleyecek. Bu çocuğa yardımda bulunulacak mı? Devlet maaş bağlayacak mı? Özür dileyecek mi “Böyle bir ülkede, böyle insanların arasında, böyle bir aileye düştüğün için senden özür dileriz, sen bunu hak etmedin” diyecekler mi? Belki de çocuk adamı öldürdükten sonra kendi karnına da saplayacak bıçağı, o da yere yığılıp ölecek. Sabah çocukları bulacak, en büyüğü 3 yaşındaysa, veya kız evlenmeden önce hamile kalmış da çocuğu belki de 4 yaşındaysa (en fazla), komşuya gidebilecek de söyleyebilecek mi annesiyle babasının yattıklarını ama uyanmadıklarını? Acıkınca yemeğini yapabilecek mi? Belki de birkaç hafta sonra kokacaklar hepsi, komşular polise haber verecek. Ne olursa olsun, yaşadıkları şey hayat olmayacak. Yanlış basılmış bir hayat müsveddesi, bir korku romanı, veya öyle bir şey. Ama eğer hayat “yaşanan şey” ise, o kesinlikle yaşanan bir şey olmayacak.
Bu haberi duyanlar peki, gerçekten bir şey yapmaya soyundular diyelim, kakacaklar, bulacaklar o kızı, kurtaracaklar adamın elinden, veya kız kendini bıçaklamadan habere çıkacak, kız için bağış yapılacak, iş bulunacak, bütün bunlar organize edilecek de, gerçekten edilecek mi? Gerçekten bir bireyin bütün acizliğinden kurtulup başka biri için bir şey yapabileceğine dair umudumuz olmalı mı? Ben sanmıyorum, ama aynı zamanda bilemiyorum da. Bilmekten de aciz olduğumuz bu senaryoda belki de herhangi bir şeyin düzeleceğine dair umudu da başkalarına bırakmamız gerekiyordur.











