canım çok sıkıldığı için bilgisayarımdaki eski fotoğraflara bakıyordum. ve aynı zamanda eski videolara da. sevdiklerimle birlikte olduğumda amaçsızca videolar çekerim, çünkü saklanan kesit anları fazlalaştırır. benim gibi geçmişine bağımlı biri için çok önemli oluyor haliyle. ( fakat geçmişine bağımlı demişken geçmişi unutamayıp, etkisiyle sürekli acı çeken biri değil. yaşadığı her şeyin, şimdiki benliğini oluşturduğunu bilerek hepsini değeriyle muhafaza eden biri, diye parantez açmakta fayda var) iki yıl önce bugün çekilmiş bir videoya denk geldim. sevdiği insanları tanıştırarak örgü ilmekleri gibi, balıkçı düğümleri gibi birbirine bağlarım ben, birini kaybetmeye başladığımda da hepsini domino taşları gibi kaybedeceğimi bilemeden üstelik. o videoda birlikte güldüğüm insanlara, dondurduğum o birkaç dakikaya; şimdi, tam iki yıl sonra, bir ekranın arkasından bakıyorum. domino taşları gibi sıra sıra yitirdiğim o insanlara. ve dostları olan, sakınmadan seven, sevildiğini hisseden, gülmeyi henüz unutmamış kendime bakıyorum, derin bir hüzünle. o gün çok değer verdiğim, çok sevdiğim, canımdan can dediğim bir dostumun doğum günüydü. yani bugün. çok sular aktı “o gün”ün ardından. geçen senenin bugününde, kuru bir kutlamanın ardından “benim için kutlaman çok önemliydi” cümlesiyle burkulan yüreğimi, üstünden geçen koca bir sene, ve akan o sular, toparlayamadı. öyle ya da böyle, herkes kendince haklı, herkes bir şekilde suçlu. o, uzaklarda bir yerlerde yine böyle neşeyle gülüyor, başka dostlarla doğum gününü kutluyor, sevinçle hediyelerini kucaklıyor. ben kutlamasam da, doğum günü kutlu oluyor. hayatından insan eksiltemeyen benim ise, artık doğum günlerine inancım hiç kalmamış olarak dinlediğim bir şarkı* kalıyor. çünkü o sever böyle şarkıları. iyi ki doğmuş, uzaklarda da olsa mutlu olsunmuş.