Nereden Geldik, Nereye Gidiyoruz?
Bir önceki yazımda, size bir kitaptan bahsedeceğim demiştim.
Öncelikle, tekrarlamak istiyorum, kitap sizin için mucizeler yaratmayacak, kitap size inanılmaz bilgiler vermeyecek, kitap bir aydınlanmaya sebep olmayacak, yani özetle kitap metalaştırılmamalı.
Kitap yalnızca deniz fenerimiz.
Benim yolculuğumda kitap, kendimle ilgili cevabını bulamadığım soruların bazılarına cevap verdi, kendimle ve hayatımla ilgili anlamlandıramadığım bazı durumlara ışık tuttu. Özetle, yolumu daha net görebilmem için bir fener görevi gördü. Bu sebeple, yukarıda kitaptan deniz feneri diye bahsettim.
Bana kısaca Deniz diyebilirsiniz yani.
Kitaptan bahsetmeden önce son olarak şunları söylemek istiyorum, siz değişmeye, büyümeye, güzelleşmeye, bütünleşmeye, tamamlanmaya açık ve hazır değilseniz, bunu bu kitap da dahil olmak üzere, hiçbir şey sizin adınıza başaramaz. Başarsa bile, kalıcı olmaz. O yüzden kitaba da, yolculuğunuza da hazır hissettiğinizde, akış sizi oraya doğru karşı konulamaz şekilde sürüklediğinde başlayın. Doğru zamanı beklemeyin, o sizi bulur.
Kitabın adı “Ruhsal Astroloji”. Yazarı, Jan Spiller, oldukça tanınmış bir astrolog fakat bizim bildiğimiz gibi bir astrolojiden söz etmiyoruz. Sözüm benim gibi, astroloji hakkında çok da derin olmamak kaydıyla, bir miktar bilgi edinmiş olanlara elbette. Belki de sizin bildiğiniz bir astrolojiden söz ediyoruzdur, kim bilir.
Hepimiz güneş burcu, yükselen burç, ay burcu gibi kavramlara kısmen ve ismen hakimiz. Oldukça basit bir şekilde özetlemeye çalışacağım. Freud bir insanı üç katmanda inceliyor; İd, Ego ve Süper-ego. İd bizim en hayvansal iç güdülerimizi, ihtiyaçlarımız, korkularımızı, kontrol dışı kalan, anlayamadığımız, yorumlayamadığımız tarafımızı temsil eder. Bir nevi bilinçaltımızın dışa vurumudur. Ego, latince “ben” demek zaten. Sizin özünüzde, kimse bakmıyorken olduğunuz insandır Ego. Süper-ego ise, sizin sosyal maskenizdir. Diğer insanlara gösterdiğiniz yüzünüz, toplumsal kimliğinizdir.
Burçlara dönecek olursak, Ay burcunu İd ile, Güneş burcunu Ego ile, Yükselen burcunu ise süper-ego ile bağdaştırabiliriz. Ay burcunuz sizin bilinçaltınızı, Güneş Burcunuz kimliğinizi, yükselen burcunuz ise sosyal kimliğinizi belirler.
Bunların hepsinin dışında, Jan Spiller’ın bizi “Ruhsal Astroloji” kitabı ile tanıştırdığı kavram ise, Kuzey ve Güney Ay düğümleri. Kuzey Ay düğümü, daha önce duymayanlar için, sizin doğduğunuz anda Ay’ın Dünya çevresindeki yörüngesi ile, Dünya’nın Güneş çevresindeki yörüngesinin kesiştiği nokta. Güney Ay düğümü ise bunun tam olarak 180 derece karşısında bulunan nokta.
Peki astrolojik olarak ne anlama geliyor bu Kuzey ve Güney Ay düğümleri diyorsanız şöyle özetleyeyim, Güney Ay düğümü sizin önceki enkarnasyonlarınızdan, şu anki enkarnasyonunuza taşımış olduğunuz özelliklerinizi, Kuzey Ay düğümü ise sizin bu enkarnasyonda edinmeniz gereken özelliklerinizi temsil ediyor. Bu düğümler sizin doğum haritanızda bir eve ve bir Zodyak burcuna denk düşüyor. Zodyak burcu yukarıda bahsettiğim özellikleri, ev ise bu özellikleri edinmek için kullanmanız gereken yöntemleri, bunları hayata nasıl geçireceğinizi belirliyor. Bu kitap, Kuzey ve Güney Ay düğümlerinizin hangi burçta olduğu bilgisini en başta sağlıyor size.
Hangi eve düştüğü mevzusuna gelince, ideal durum hangi burçta ise o evde olması. Yani diyelim ki, Kuzey Ay düğümünüz kova burcunda, bu durumda en ideal senaryo Kuzey Ay düğümünüzün kova burcunun evinde yani, 11. evde olması. Zodyak çemberini açıp bakarsanız, kova burcunun bu çemberdeki 12 dilimden, 11. dilimde olduğunu görebilirsiniz. İdeal durum, her zaman sağlanamıyor elbette. Benim üzerimden inceleyecek olursak, benim Kuzey Ay düğümüm kova burcunda; fakat 9. evde yani yay burcunun evinde. Bunun ne anlama geldiğinin detaylarını kitapta bulabilirsiniz, bu sebeple daha fazla detaya girmiyorum. Bu bilgiyi edinmek de çok kolay, doğum haritanızı detaylı olarak bu (https://astro.cafeastrology.com/natal.php) linkten inceleyebilir, Kuzey Ay düğümünüz haritanızın hangi evinde öğrenebilirsiniz.
Güney Ay düğümü ise Kuzey Ay düğümünüz hangi burçta ise, zodyak çemberinde o burcun tam karşısındaki burca denk geliyor. Yine benim durumuma bakacak olursak, benim Güney Ay düğümüm bu sebeple aslan burcunda.
Daha net bir şekilde şöyle özetleyeceğim, ben önceki enkarnasyonlarımı bir aslan burcu gibi yaşadım ve bu benim hayatta kalmamı sağladı, başka bir deyişle bana hizmet etti. İçgüdüsel olarak, ben bu özellikleri bu enkarnasyonuma gelirken yanımda taşıdım. Ancak bu enkarnasyonum, bana tam tersini, yani aslan burcu özelliklerimi geride bırakıp, onun tam zıttı olan kova burcu özelliklerini edinmem için var. Özetle benim kendi evrimimdeki misyonum, bu enkarnasyonumda bana hizmet etmeyen özellikleri geride bırakmak ve bana hizmet edecek olan başka özellikler kazanmak. Ben bu özellikleri kazanmamak ve diğer özelliklerim ışığında hareket etmekte direndikçe kendime hizmet etmeyi bırakıyor ve kendi yörüngemden çıkmış oluyorum.
Gelelim, bu bilgiler nasıl bir farkındalık, nasıl bir kabulleniş sebebi oluyor. Öncelikle, kader, tesadüf ve şanssızlık kavramlarını geride bırakmanızı sağlıyor. Başınıza gelen her şeyin, bir sebebi olduğunu, sizi evriminizde ileri taşımak için yaşandığını ve sonuçlarının da kader değil aslında sizin davranışlarınızın bir sonucu olduğunu anlatmaya çalışıyor size. Şunu söylüyor evren, “bak, yolculuğunda önüne, yeniden kendine hizmet etmeye başlamanı sağlayacak bir durum çıkartıyorum, haydi, bu kez başarabilirsin!”. Eğer siz, yine geçmiş enkarnasyonlarınızda olduğunuz kişi gibi karşılarsanız bu durumu, işler iyi gitmiyor. Eğer, siz bu enkarnasyonunuzda olması gerektiği gibi davranırsanız, o zaman görüyorsunuz ki her şey rayına oturuyor.
Nasıl bir his olduğunu şöyle anlatacağım, elinizde bir top ve pek çok kutu var. Kutulardan biri kare, biri üçgen, biri altıgen, biri yamuk ve biri daire şeklinde. O topu sanki hayatınız boyunca kare, üçgen, altıgen ve yamuk şeklinde olan kutulara koymaya çalışmışsınız da bir türlü olmamış. En sonunda, daire olan kutuyu deniyorsunuz, top mükemmel bir şekilde oturuyor kutusuna. O anın verdiği haz, huzur, sanki evrendeki ve eş zamanlı olarak içinizdeki her şey hizalanması ve sizi yörüngenize oturtması gibi.
Ne olması gerektiğini, bilincimizle hareket ederek bulabileceğimizi sanıyoruz. Karşımıza çıkan insan ve olayları iyi ve kötü diye kendi bilincimizle kategorize ediyoruz. Karar verdiğimiz, düşündüğümüz gibi olsun istiyoruz herkes ve her şey. İnanın, ne gerektiği diye bir kavram yok. Evren ve akış var. Onları izleyin, onları dinleyin, onlara güvenin, çok güçlü bir bağ var onlarla aranızda, onu kaybetmeyin. Size ne anlatmaya çalıştıklarını, isyan etmeden, lanet etmeden, kızmadan, kırılmadan, sessizce gözlemleyin. Yolunuzu bulacaksınız.
“Nova Etkisi”ni hiç duydunuz mu bilemiyorum. Duymadıysanız, bu link (https://laughingsquid.com/the-nova-effect/) size yardımcı olabilir. Olayı anlatıp, heyecanı kaçırmayacağım ama kıssadan hisse derler ya, başınıza gelen ve “kötü” ya da “yanlış” olarak kategorize ettiğiniz olayların aslında sizin bilincinizin tahmin ve öngörü sınırlarının çok ötesinde bir amaca hizmet etmek için olabileceğini ve buna güvenmeniz gerektiğini anlatıyor. Yaşanmış bir olaydan almıştır adını ve aslında diyebilirim ki kendi hayatımda da tecrübe ile sabittir.
Bunu nasıl uygulayacağız, nasıl bir yaşam şekli, bir prensip haline getireceğiz, inanın hep birlikte deneyimleyeceğiz bunu. Kolay değil ve bir anda olmayacak. Bu döngü, bu evrim sonsuz. Daha çok uzun süre konuşacağız bunların üzerine; fakat şimdilik bu kadar.
Size bir konuda yardımcı olabilirim o da nereden başlayacağınız. İnanın çok kolay. Kendi kendinize tekrarlayın, “evrene ve akışa güveniyorum, yolculuğumda önüme çıkan her engel gibi, o engeli aşmam için gereken adım da çıkartılıyor karşıma. Gözlemleyeceğim, takip edeceğim, kabul edeceğim ve direnmeyeceğim”.
Sonra arkanıza yaslanın ve izleyin. Büyülü şeyler olacak...