Bir gün çıka geldi, sessizliğinden.
Üstü başı gözyaşı içinde, geçti karşıma.
Kalbinin üstüne koyduğu, vicdanın çıkardı, ve usulca masaya bıraktı.
Canım yanıyor dedi. Sessizce dinledim, ne sözünü kestim, ne yüzüne bakabildim. Keşke o an fark edebilseydim, sadece vicdanını birazcık rahatlatmak için geldiğini. Ama fark etsem de kıyamazdım sanırım ben ona. Ben alışkınım kıyılmaya, parça parça olmaya.
Dayanamıyor insan, bir zamanlar çığlık çığlığa sevdiği birini oracıkta öylece görünce.
Ben gocunmam, sarılmak için de çekinmem. Ustaca sarıldım yine, büyüklük bende kalır diye.
Hıçkıra hıçkıra sarıldı o an bana, yüreğim parça parça olsa da, ısındım, varlığıyla.
Senin de ısınmanı o kadar çok isterdim ki?
Sevginin sihrine inandığım zamanlar bana göre geçmedi hala, en fazla hayırlısı değil diyorum, onca kırıklıklarımızın ardında.
Gidişine kızsam da, öfkemden delirecek gibi de olsam, bu acı geçiyor biliyorum. Sadece insanın içine sinmeyen ve sonradan kaçırdığı anları hatırladığında ki o ince kağıt kesiği hissine değmeyecekti.
Hayatta ne çok şeye değmiyor aslında, konu hep, 'ölüm var hayatta' sıkı tutun kendine geliyor.
Kalıp fikirlerle yaşayan insanları sevmiyorum sanırım. Korkan; denize açılmaktansa limanı yakan, ilk fırsatta gemiyi terk edecekmiş gibi kaptanlık yapan.
En çok gökyüzümüz mavisini yitirdi aslında,
...













