seen from Malaysia

seen from Malaysia
seen from France

seen from Malaysia
seen from Malaysia
seen from United States

seen from Malaysia

seen from Malaysia
seen from Russia
seen from Belgium
seen from Russia

seen from T1
seen from Malaysia

seen from United States

seen from Sweden

seen from Brazil
seen from Türkiye
seen from Sweden
seen from Kyrgyzstan
seen from China
HOWWW is this not bl?????
Çok güzel dizi buldum 1 günde bitirdim😔
Karadutun lekesini sadece kendi yaprağı çıkarırmış. Eskiler; "insan da aynı bu ağaç gibidir." derler. Yarasına ilacı başka yerde arayan yanılırmış. Her yaranın merhemi; kendi dalındaymış.
"Karadutun lekesini, sadece kendi yaprağı çıkarırmış. Eskiler, insan da aynı bu ağaç gibidir derler. Yarasına ilacını başka yerde arayan yanılırmış. Her yaranın merhemi; kendi dalındaymış."
Adana'nın Ceyhan topraklarında...
Adana'nın Ceyhan topraklarında, bir zamanlar Thisbe diye bir genç kız, Pyramus diye de genç bir erkek yaşarmış. Bu iki genç, birbirlerine aşıkmış ama aileleri birlikte olmalarına izin vermezmiş.
Thisbe ve Pyramus, birbirine komşu olan evlerinin duvarındaki çatlaktan konuşurlarmış gizlice...
Günlerden bir gün, buluşmak için sözleşmişler. Şehrin dışındaki dut ağacı olmuş adresleri. Bunun son buluşmaları olduğunu bilmeden...
Önce Thisbe gelmiş dut ağacının altına.
Ama ondan önce gelen davetsiz bir misafir varmış: Ağzında kanlı bir et parçası ile bir aslan! Thisbe aslandan korkmuş ve kaçmaya başlamış. Koşarken eşarbını boynundan düşürmüş.Boynundan düşen eşarbı, rüzgarla birlikte aslanın önüne kadar gelmiş.
Karnı doyan aslan, eşarpla oynamaya başlamış. O sırada Pyramus gelmiş sevgilisini görmeye. Ama gördüğü şey; Ağzı kanlar içinde, Thisbe'nin eşarbını parçalayan bir aslan olmuş.
Sevgilisinin öldüğünü düşünen Pyramus dayanamamış bu acıya ve çekmiş belindeki hançeri, saplamış kalbine!
Aslanın önüne düşüp, son nefesini vermiş. Mağarada saklanan Thisbe, cesaretini toplayıp sevgilisini görmek için koşmuş tekrar dut ağacına doğru... Geldiğinde aslanın önünde kalbine hançer saplanmış yatan Pyramus'u görmüş!
Gözyaşları içinde almış hançeri eline, saplamış kalbine ve düşmüş sevgilisinin yanına. O anda buluştukları dut ağacının meyvelerine Pyramus'un kanı, yapraklarına da Thisbe'nin gözyaşları akmış.
Böylece ölümsüz bir aşkın meyvesi olan karadut doğmuş.
Karadut meyvesinin lekesi bu yüzden çıkmazmış. O lekeyi temizleyecek tek şey de, kendi ağacının yapraklarıymış. Pyramus'un kanı, Thisbe'nin gözyaşları...
KARADUTUM ŞİİRİNİN HÜZÜNLÜ HİKAYESİ .....
1949’da bir gün İstanbul Büyük Kulüp’teki bir toplantıda, davetliler Bedri Rahmi Eyüboğlu’ndan bir şiir okumasını istediler. Eyüboğlu ayağa kalktı ve Karadut’u okumaya başladı:
“Karadutum, çatal karam, çingenem
Daha nem olacaktın bir tanem
Gülen ayvam, ağlayan narımsın
Kadınım, kısrağım, karımsın”…
Bedri Rahmi, şiiri okurken aniden gözlerinden yaşlar süzüldü.
Salondaki herkes niye ağladığını anlamıştı; tabii herkesten çok, hemen yanı başındaki karısı Eren Eyüboğlu… Çünkü şiirde “kadınım, kısrağım, karımsın” dediği kadın, karısı değildi.
Bu şiiri 3 yıl önce, bir başka kadın için yazmıştı: Mari Gerekmezyan…
“Kara saplı bıçak gibi”
Mari, Bedri Rahmi’nin asistanlık yaptığı Güzel Sanatlar Akademisi’nin heykel bölümüne misafir öğrenci olarak gelmişti. O dönem askerliğini yapmakta olan şair – ressamın sinesine, “kara saplı bir bıçak gibi” saplanmıştı. Mari, Bedri Rahmi’nin bir büstünü yapmıştı. Bedri Rahmi bu büstü, Mari’nin çeşit çeşit portresiyle ve ona yazılmış şiirlerle yanıtlamıştı. Artık aşklarından bütün İstanbul haberdardı. Bedri Rahmi, sanatında tam bir patlama yaşıyor, Eren Eyüboğlu ise sabırla eşinin kendisine dönmesini bekliyordu.
Yorgun yürek
“Karadut”, 1946’da menenjit tüberküloz kaptı. İyileşebilmesi için antibiyotik lazımdı. Savaş yeni bitmişti ve ilaç ateş pahasıydı. Bedri Rahmi, genç sevgilisine ilaç alabilmek için tablolarını elden çıkarmaya başladı. Ancak bu çabalar da sonuç vermedi ve o yıl İstanbul Alman Hastanesi’nden Mari Gerekmezyan’ın ölüm haberi geldi.
Bedri Rahmi yıkılmıştı. Sevgilisini sonsuzluğa uğurladıktan sonra keder içinde eve döndüğünde kendisini teselli eden, yine eşi Eren olacaktı. O dönem içkiye başladı ünlü şair…
Aşağıdaki şiir, o dönemin ürünüdür:
“Türküler bitti
Halaylar durdu
Horonlar durdu
Hüzün geldi baş köşeye kuruldu
Yoruldu yüreğim, yoruldu.....”
Eren Eyüboğlu, eşinin bu zor dönemi atlatmasına yardımcı oldu.
Onu yeniden sanatıyla buluşturmak için çabaladı.
Başardığını sanıyordu.
Ta ki Büyük Kulüp’teki o geceye kadar…
“Karadut”u okurken, Bedri Rahmi’nin yanaklarından süzülen gözyaşları, sevda yarasının hâlâ kapanmadığının kanıtıydı. Bunun üzerine Eren, bir süre Paris’te yaşamaya karar verdi. Oradan eşine yazdığı bir mektupta “o gece”yi hatırlattı:
4 Ocak 1950 – PARiS
“Canuşkam,
Kulüpte bir gece, şiir okumuştun, hani! Hatırladın mı? Gözlerinden, birden yaşlar döküldüğünü görünce içimin karardığını hissetmiştim. Sesin, nasıl titremişti.
Hey! Bütün bunları hatırlıyor musun? Sanki böğrüme, kızgın bir ütü yapmışmış gibi olmuştum. O gece… Senin seneler sonra bile olsa yanıp tutuştuğunu anlamıştım! Bedri’nin ruhuna, insan üstü bir gücün acıyıp, ona güç vermesi için dua etmiştim. Ruhunun çektiği acıları Allah dindirsin. Allah sana resim yapma sevinci versin ve bizim yanımızda yaşamaktan, mutluluk duyabilmeni sağlasın.
Eren.”
Buna katlandımsa, bu dualar işe yaradı.
Bedri Rahmi, 11 yaşındaki oğluyla eşine döndü.
1974’teki ölümüne kadar geçen çeyrek asrı, aynı evde çalışıp üreterek, diz dize birlikte tükettiler. Öldüğü gün, eşi Eren cenazeden dönüşte, 35 yaşına gelmiş oğlunu karşısına oturttu.
“Babanı uğurladık” dedi, “Ama şunu bilmeni istiyorum ki, ona çok kırıldım. Yaşadığı ilişkiyi unutmadım. Hiçbir kadın aşağılanmayı kabul etmez. Buna katlandımsa, bil ki, sadece senin hayatın kararmasın diyedir.”
KARADUTUM…
Karadutum, çatal karam, çingenem
Nar tanem, nur tanem, bir tanem
Ağaç isem dalımsın salkım saçak
Petek isem balımsın ağulum
Günahımsın, vebalimsin.
Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan
Yoluna bir can koyduğum
Gökte ararken yerde bulduğum
Karadutum, çatal karam, çingenem
Daha nem olacaktın bir tanem
Gülen ayvam, ağlayan narımsın
Kadınım, kısrağım, karımsın.
Sigara paketlerine resmini çizdiğim
Körpe fidanlara adını yazdığım
Karam, karam
Kaşı karam, gözü karam, bahtı karam
Sıla kokar, arzu tüter
Ilgıt ılgıt buram buram.
Ben beyzade, kişizade,
Her türlü dertten topyekün azade
Hani şu ekmeği elden suyu gölden.
Durup dururken yorulan
Kibrit çöpü gibi kırılan
Yalnız sanat çıkmazlarında başını kaşıyan
Artık otlar göstermelik atlar gibi bedava yaşayan
Sen benim mihnet içinde yanmış kavrulmuşum
Netmiş, neylemiş, nolmuşum
Cömert ırmaklar gibi gürül gürül
Bahtın karışmış bahtıma çok şükür.
Yunmuş, yıkanmış adam olmuşum
Karam, karam
Kaşı karam, gözü karam, bahtı karam
Sensiz bana canım dünya haram olsun.
BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU — Turkan Hatipoglu ile birlikte.