Ne yaparsan yap dönüp dolaşacağın yer yalnızlık oluyordu.bazen kaçtığın yer…Bazen korktuğun yerdi orası.En gerçek halini bir tek o biliyordu,en yalın,en korumasız…Dipsiz bir kuyu gibiydi yalnızlık çoğu zaman, çoğu zaman bu en yüksek kimsesizlikti diyorsun ama onun hep bir “en”i daha oluyordu.Şimdi çoçukluğumu çıkarıp içimden,dizime yatırıp okşayamıyorum bile.Olur da çocuktan alırım haberi diye korkuyorum…yüzleşmek istemediğim bir acı var bu saklambaç oyunumda.Oysa çocukken en sevdiğim oyundu önce kaybedip,sonra “sobeee” diye bağırmak.Kendi ararken,kendini bulmaktan korkuyormuş insan.Şimdi yaşadığım acıyı anlamlandırmaya çalışıyorsunuz belkide.Belkide aşktır diyorsunuz,belki ihanet,belki yalnızlık.Hiçbiri değil işte, hiçbiri tanımlamıyor bu yalnızlık hissini.Oysa ki hissislik bile değil bu.duyarsızlaşma da değil.değili anlatamamanın acısı bu.Eğer tanımlarsam gerçek olacak ve içimdeki bu çocuğun hıçkırıkları hiç dinmeyecek sanıyorum.O yüzden aldığınız kadar bir yalnız olsun bu ve anladığınız kadar acı..
Papatya…