Yalnız bırakılmanın parmaklarıma tam oturan bir kalem olduğu günden, merhaba. Biliyor musun, ağlamanın hiçbir şeyi geri getirmeyeceğini ben de biliyorum. Ama sen ne zaman göğsümde bir zelzele meydana getirsen, Devrilen iki bardak oluyor gözlerim. Sonra yüzüm ıslak, boynum ıslak, saçlarım ıslak ve dudağımda pek tuzlu bir tat… Sırf başkalarını yazmayayım diye geri dönmen de çok adiceydi bu arada. Seni yazıyorum yine, bak gülümse, Kalemimin tek adresi sensin yine. Sen yokken dahi, hayatımın aslında en eğlenceli ve en çok gülümsemem gereken noktalarında yine beynimden vurdun beni. Bir eğlence mekanında herkes müziğe kaptırmışken kendini, herkes mutluyken çok, ya da öyleymiş gibi yapıyorken… Ben hiç yapamadım onu. "Öyleymişim gibi" olamadım. Gülemedim. Ağlayamadım da çünkü öyle mekanlar ağlamak için pek namüsait. Sonrasında bir düğün mesela… Boğazımda bir düğüm, asıl mesele. Bir damadın gelinin belini kavrayışı, Belimde vücudumun bir yaması gibi duran ama asla sırıtmayan bileklerini hatırlatmak zorunda mıydı? Ben pek küfreden bir kadın olmadım ama böyle günlerde çok sövüyorum ardından. Karşımdaki çifte bakıyorum, gelin gelenleri süzüyor dans ederken. "Yahu" diyorum “Ben olsam gözlerini gözlerime Kabe bilirdim. Başımı başka yöne çeviremezdim.” Herkesin sevdası yahut acısı kendine “en büyük” gelirmiş. Ama benimki sahiden göğsümdeki göğe sığamayan cinsten, Bunun ne demek olduğunu bilemezsin. Ve ne biliyor musun; Sen, yaşlandığında dahi saçlarındaki kırlara şiir dolusu koşacak bir kadını kaybettin. Sen sana şarap olabilecek, saçlarını boynuna dolayabilecek, önüne koyduğu yemek dilini yakmasın diye bir anne misali kaşıktaki lokmayı üfleyecek kadar masumane bir aşkı kaybettin. Kaybettin çünkü bu kez geldiğinde sorgusuz sualsiz boynuna atlayabilecek bir kadın yok burada. Saçlarına kadar ağrıyan, seni ağlayan, seni özleyen ama asla eskisi kadar sevemeyecek olan bir kadın var artık karşında. Senin tenimdeki kokunu bastırırsa başka bir koku, -Bak burayı yüksek sesle oku- "sakın gelme o saatten sonra." Çünkü affetmeyeceğim. Seni en çok, başkasının ellerini yuvam bilirsem affetmeyeceğim. Seni en çok, kabusların ardından gözlerimi sanki daha önce hiç açmamışım gibi sıkı yumarak kendimi uyumaya zorladığım geceler yüzünden affetmeyeceğim. Annem duymasın diye yorganı ısırarak ağladığım, içime hıçkırdığım geceler yüzünden, nevresimime bulaşan rimelleri hiç kimseye açıklayamadığım günler yüzünden, Hiç olmadık anlarda aklıma düşüp beni, dudaklarımı kanatana dek ısırmak zorunda bıraktığın günler yüzünden, Biri özlemekten ne zaman söz etse gırtlağıma takılan adın yüzünden, iç çekişlerim ama içimi hiç dökemeyişlerim yüzünden, Yemin ederim Ben seni hiç, Affetmeyeceğim. -Mavi Tuğba Karademir














