Ansızın gelen hayırlısı böyleymiş farkındalığı.
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from Türkiye
seen from Zimbabwe
seen from United States
seen from Canada
seen from Brazil

seen from Malaysia
seen from Canada

seen from Türkiye

seen from United States

seen from Türkiye
seen from United States

seen from United States
seen from Ireland
seen from Japan
seen from Malaysia

seen from China

seen from Malaysia
Ansızın gelen hayırlısı böyleymiş farkındalığı.
Bugün aniden aklımı kurcalayan o soruyla sizlerleyim.
Telefonu nasıl açıyorsunuz?
Efendim
Alo
Farklı bir şey
Ben sevdiğim biriyse ve keyfim yerindeyse efendim diyorum. Ama kayıtlı bir numara değilse ya da pek hoşlanmadığım biriyse genelde açmam djdjsjshhd nadiren açtığımda da alo derim.
Aklımı meşgul etmem gerekiyor yoksa pek iyi şeyler olmuyor.
Bir şeyleri açıklamaya çalışırken ağlamak, ağladığın için kendine sinirlenmek, sinirlendiğin için ağlamak, ağladığın için istediğin şekilde açıklayamamak ve kapanış.
yarın uzun bir zamandan sonra mülakata gireceğim. Mülakat olumlu geçerse belki de hayatımdaki birçok şey hatta şu an baktığımda birçok ve birçoktan biraz daha fazla şey düzene girmiş olacak. Artık devlet memuru olabilmek için bu adımı geçtiğimde son bir mülakatım kalmış olacak. Hep hayırlısını istemek gerekiyor, bunu bilerek de hareket etmeye çalışıyorum. Benim için bu iş eğer hayırlı olacak ise olsun. Değilse de en kısa zamanda hayırlı bir işe başlayayım inşallah. Bunu tüm kalbimle istiyorum. Umudumu öyle çok tükettim ki olumlu tarafımı harekete geçiremediğim bir yerdeyim. Allah büyük, bu da geçer. Dualarınızı bekler iyi geceler dilerim sevgili Tumblr ahalisi.
Bundan beş yıl önceki halinizle oturup bir limonata içme şansınız olsaydı ona ne söylemek isterdiniz? Ben ilk olarak yanına kurabiye de ister misin diye sorardım kdjsadjksjdkj şaka şaka o zaten olurdu diye düşünüyorum...
Dün akşam kalabalık bir aile konseyi vardı. Aslında artık böyle çok kalabalık aile ortamlarına girmekten kaçınıyorum ama yine de bizimkileri kırmamak adına katıldım. Söz yine dönüp dolaşıp bana gelecekti çünkü. Neden işsizdim? Neden çalışmıyordum? Ne iş yapacaktım? Şimdi ne olmuştum? Cidden bunlara verilebilcek pek çok cevabım olmasına rağmen uzun zamandır birkaç kelimeyle geçiriyorum. Kardeşim bir sağlık personeli ve ataması da inşallah yakın zamanda yapılacak. Ama atama takvimi henüz belli olmadığından ve o esnada boş kalmak istemediğinden çalışmak istedi. Netice itibariyle de farklı bir sektörde geçici olarak yapabileceği bir iş buldu. Yarın ilk iş günü olacak hatta. Bunu öğrendikten sonra her birinin yüzü bana döndü. Benden kardeşimle ilgili nasıl bir tepki beklediklerini az çok tahmin ediyordum ama konduramamıştım. Onun başarısıyla gurur duyarım ben. Sonuna kadar da desteklerim. Bu hayatta dimdik kalabilmesi, kendi maddi özgürlüğüne kavuşabilmesi beni tabii ki çok mutlu eder. Fısır fısır konuşmaların arasında bana olan bakışları yakalıyordum. Cidden artık paranoyak gibi her hareketlerinden bir anlam mı çıkarıyorum ben diyerek kendimi eleştirdim ve sessizliğimi korudum. Gerçi sessizliğimin de onlar için bir anlamı olduğunu sonradan fark ettim. İçten içe kardeşini kıskanan, hatta bu yüzden hiç bu konuyu konuşmayan bir abla ilan edilmişim. Bu cümleler nasıl böyle oldu gerçekten aklım almıyor benim artık. İçlerinden biri konuyu benim de konuşmamı sağlamak adına "Sen çalışmıyor musun aynı yerde?" diye sordu. (Hiçbir anlam ifade etmemesine rağmen cevapladım.) Hayır, kardeşim tek çalışacak dedim. Sonrasında çalışmayı düşünüp düşünmediğim soruldu. "DÜŞÜNÜYORUM" demek isterdim ama "düşünüyorum" dedim sadece. İnsanların hayatlarına bu şekilde sadece dışarıdan bakarak nasıl ahkam kesebiliyorsunuz gerçekten anlayamıyorum bunu. Umursamayacağım, sadece önüme bakacağım diye büyük büyük kararlar aldığım her günün sonunda yeniden aynı yerden dağılıyorum. Kendimi tamir edebildiğimi sanıyordum, güçlüyüm diyordum ama başaramıyorum sanırım. Her gece yoklayan yetersizlik ve başarısızlık hissi peşimi bırakmıyor. Çok duygusal da bakıyor olabilirim. Şu sıralar kendimi dizginlemeyi de bıraktım. Çekirdek ailem ve yakınlarım dışında sarf edilen sözlerin benim için hiçbir anlamı olmamalı aslında. Ama annemi köşeye çekerek kısık sesle konuşma yapmaları çok kırıcıydı. Onlara göre yıllardır ailesinin emeği ve parasıyla okumuş, şimdi de çalışmak istemeyen/iş beğenmeyen, kardeşi çalışacak diye kıskanan bir bencilim. Bu cümlelerin ağırlığını uzun süre kaldıramadım. Dünden beri de aklımda sadece bu mesele var. Umursamamam gerektiğini biliyorum, herkesin hayatının rotasını bambaşka olduğunu biliyorum, yalnızca önüme bakmam gerektiğini biliyorum, insanların ben ne yaparsam yapayım yine konuşacaklarını da biliyorum. Ama bunları bilmek maalesef ki bu yaşadığım duyguları çekip almaya yetmiyor. Allah büyük. İnşallah bu günlerin de bir aydınlığı olacak.
Dün beklediğim bir başvuru sonucu vardı. Aslında umudum yoktu diyordum ama yine de içimde bir yerlerde heveslenmişim sanırım. Yine yedeklerdeyim. Üzüldüm. Ama geçer biliyorum, daha önce de olmuştu.
Adımın kaybolan olduğunu biliyorsunuz, ösym tarafından yapılan tüm sınavlara girdiğimi, kurabiye çay ikilisine bayıldığımı, yazın buzlu limonata içtiğimi, okumayı ve yazmayı sevdiğimi de biliyorsunuz ama kalbim kırılınca ben konuşmadan anlasınlar diye düşünce gücüyle enerji göndermeye çalıştığımı bilmeseniz de olabilir...
Bu yaşa gelmişsin hala konuşmadan insanların nasıl seni anlamasını bekliyorsun diyecek olanlar için önceden not: Bunu biliyorum fakat uygulamakta hala zorlanıyorum, tşklr.