KayZer | Hasat (enemies to....? ) 5. Bölüm
Bölüm 5: Pusula..
[Geçmişten Gelen Misafir]
[ Özet ]
Aşkın ve intikamın en karanlık gecesi başlıyor...
Ölümün kıyısında çarpan bir kalp, sırlar içinde kıvranan bir konak ve köprü üzerinde donup kalan bir kader...
Zerrin, içindeki o amansız şüphenin peşinden giderken kendini kan gölünün ortasında bulur. Gurur yerle bir olmuş, kibir küle dönmüştür. Peki o kanlı eller, yolları tamamen ayırmaya yetecek midir?Hastanenin soğuk koridorlarında fısıldanan evlilik yalanları, gözü kara bir kadının yüreğinde son kırılmaya yol açar. Zerrin için artık tek bağ, kızları Şimal’dir. Ama sırlar dipsiz bir kuyu gibidir; Ali’nin mezarlıkta açtığı o eski defter, tüm dengeleri altüst edecek gizli bir ittifakın perdesini aralar.Baybars Aşireti’nin büyük meclisinde ise kartlar yeniden dağıtılıyor! Zerrin’in tek bir hamlesiyle tahtlar sallanırken, Yaşar’ın elindeki son koz alevler içinde küle dönüyor. Özgürlüğün tadı hiç bu kadar sert olmamıştı!Ve o meşum düğün gecesi... Mardin’in en lüks salonunda, beyazlar içindeki bir papatyanın yaprakları tek tek intikamla koparılıyor.
Maskeler düşüyor, en yakınların ihaneti kulakları sağır eden ses kayıtlarıyla tüm aşiretin önüne seriliyor.
Kaya’nın kurduğu o muazzam tuzak, büyük bir hesaplaşmayı tetiklerken; namlunun ucundaki delilik, hiç beklenmedik bir göğüste patlıyor!Kan kırmızısına boyanan beyaz gelinlik, çaresiz çığlıklar ve son bir nefesle fısıldanan o sonsuz itiraf:
"Seni her zaman çok sevdim..."
Bu bir son mu, yoksa intikam küllerinden doğacak daha büyük bir yangının başlangıcı mı?
Bölüm 5: Pusula.. Geçmişten Gelen Misafir
1. Sahne: Sen Bir Korkaksın!
[Seni hissetmiştim...]
Kaya köprüde ölümle pençeleşirken, Zerrin o ihtişamlı konağında öfkeden, çaresizlikten ve düşüncelerden kendini yiyip bitiriyordu. Hem Yaşar’ın şantajı hem de Kaya’nın sanki onlara yaptığı haksızlığı tamamen göz ardı ediyormuş gibi görünen o umursamaz soğukluğu yüzünden deliye dönmüştü. Öfkesini ve hayal kırıklığını ona yeterince haykıramamıştı bile! Kaya aniden gelip aniden gittiği için onunla adamakıllı yüzleşme fırsatı bulamamıştı.
Tüm bu karmaşık duyguların arasında, Zerrin'in kalbine tuhaf bir huzursuzluk çöktü... İçinde acil bir dışarı çıkma, temiz bir nefes alma arzusu uyandı. Tesadüf bu ya, Zerrin'in arabasıyla köprü yolundan geçişi, köprü yolunun üzerinde ön tarafı tamamen ezilmiş olan o kaza yapmış arabanın etrafındaki küçük kalabalığa denk geldi.
Zerrin, hislerinin gözlerinin gördüğünden çok daha önce oraya ulaştığını hissederek arabasından indi.
Sanki o beton sütuna saplanmış olan arabadan bir ses ona sesleniyormuş gibi titrek adımlarla yürüdü. Adım adım, her biri öncekinden daha ağır basan adımlarla yaklaştı o arabaya... Yaklaştıkça, bu arabayı çok iyi tanıdığından artık tamamen emin olmuştu.
Arabadan sarkan ve üzerinden kan damlayan o çok iyi bildiği eli gördü.
Tam o anda, Zerrin’in o mağrur kibri yerle bir oldu. İçindeki o soğuk duvarlar küle döndü ve rüzgar o külleri dilediği gibi savurmaya başladı. Arabaya iyice sokulduğunda, Kaya’yı ön koltukta tamamen kanlar içinde buldu. Zerrin hıçkıra hıçkıra feryat etmeye başladı. Etraftaki o küçük kalabalık, ambulans gelene kadar onu Kaya’nın elinden uzak tutmaya çalışıyordu.
Zerrin: Kaya! Bu... Bu Kaya mı?!
Zerrin: Kaya yalvarırım yapma! Lütfen Kaya! Şimal’e ne diyeceğim ben Kaya?!
Zerrin: Kaya yapma ne olur... Gözlerine kurban olayım uyan!
Zerrin: Kaya hayır, yapamazsın bunu!
Ambulans geldi ve Kaya’yı aldılar. Zerrin ise oracıkta bilincini kaybetti.
İlk yardım yapıldıktan hemen sonra kendine geldi ve onunla birlikte hastaneye gitti.
Neyse ki Kaya emniyet kemerini takmıştı ve çarpışma göründüğü kadar dehşet verici bir şiddette olmamıştı. Yine de bu çarpışma onda hafif bir beyin sarsıntısına, vücudunun her yerinde morluklara ve boyun zedelenmesine yol açmıştı.
Doktorlar onu yoğun bakıma almak zorunda kaldı.
Zerrin, İpek'in tüm o hadsiz tacizlerine ve Baybars aşiretindeki o boş boğazların dedikodularına rağmen hastaneye gidip gelmekten vazgeçmedi. Özellikle de düğün işlemlerine sadece birkaç gün kalan Yaşar’ın baskılarına rağmen... Neredeyse yemeden içmeden kesilen Zerrin, yine de onun ziyaretine gitmeye devam etti!
Bazen Şimal ile birlikte, bazen de tek başına Kaya’nın uyanmasını bekliyordu.
• 3 Gün Sonra -
Kaya yoğun bakımda yarı baygın halde sayıklıyordu:
Kaya: Zer... Zer... Zerrin...
Zerrin büyük bir sevinçle onun elini tuttu:
Zerrin: Buradayım... Yanındayım.
Kaya güçlükle ve kısık bir sesle konuştu:
Kaya: Beni bırakma... Böyle... Biraz böyle kalalım.
Zerrin sorumlu doktoru çağırmak için dışarı çıktı.
Doktor, Kaya’nın yoğun bakımdan çıkarılıp tek refakatçili normal bir odaya alınmasına karar verdi.
[Zerrin içeri girmeye çalışır ama İpek onu durdurur ve buranın tek kişilik refakatçi yeri olduğunu söyler.]
• Birkaç Dakika Sonra -
[İpek koridorda Zerrin’i yakalar...]
İpek: Ya! İnsanda birazcık gurur olur be!
Zerrin: Allah aşkına! Gururu senden mi öğreneceğim ben?!
İpek [kibirli bir gülümsemeyle]: Çabaların nafile.
Zerrin: Ne demek istiyorsun?
İpek: Uyandıktan bir iki gün sonra evleniyoruz. Sana söyledi mi?.. Tabii ki söylemedi.
Zerrin [büyük bir şok ve kırgınlıkla]: Öyle olsun...
Zerrin: Ben sadece kızımın babasını görmeye geldim, o kadar. Bizi birbirimize bağlayan başka hiçbir şey yok.
İpek: Eğer bunu ona yakınlaşmak için bir bahane olarak kullanacaksan, bundan sonra bu bağı koparmak için elimden geleni yapacağım...
Zerrin onun sözünü keser:
Zerrin: Bana bak Onursuz ! Ne sırası ne de zamanı senin o mide bulandırıcı, pembe hayallerini dinlemenin! Anladın mı beni?!
[Zerrin onu kenara iter ve kapının kolunu tutar]
Zerrin: Eğer bir itirazın yoksa, şimdi onunla vedalaşmaya giriyorum "İpek Albora".
Zerrin alaycı bir gülümsemeyle kapıyı açtı.
Hâlâ uyumakta olan Kaya’nın yatağına doğru ağır adımlarla yürüdü.
Kaya gözlerini açtığında Zerrin’in ağladığını gördü. Özlemle onun elini tuttu ama Zerrin elini sertçe geri çekti.
Kaya: Dayanamadım...
[Kaya ona aslında koridordaki o konuşmayı duyduğunu söylemek istedi ama konuyu kendi yöntemleriyle çözene kadar şimdilik susmayı tercih etti]
Zerrin: Zaten her zaman korkaktın...
Kaya: Zerrin! Ben...
Zerrin: Sen sadece aptal bir pisliksin! Kendine bunu nasıl yaparsın?! Kendinden nasıl böyle vazgeçersin! Kim verdi sana bu hakkı? Beni aptal mı sanıyorsun? Ben de anladım, herkes de anladı...
Zerrin: Bu senin için kaçıp gitmenin en kolay yoluydu, değil mi?!
[Eşyalarını toplamaya başlar]
Zerrin: Ama sen yine de o kolay yolu seçtin...
[Zerrin burada intihar kazasını değil, İpek ile olan evlilik hazırlıklarına devam etmesini kastediyordu]
Tam o esnada İpek odaya girdi. Zerrin ona öyle keskin bir bakış fırlattı ki, sanki onu oracıkta diri diri yutmak istiyordu!
İpek önce bir adım geri çekildi, sonra arsızca öne atıldı. Zerrin ise Kaya'ya sitem dolu bir bakış attı:
Zerrin: İkinize de ömür boyu mutlu evlilikler dilerim...
[Ve odayı terk etti...]
Zerrin koridorda hıçkırıklara boğularak uzaklaştı.
[İpek içeri girer]
İpek: Zerrin'e söyledim.
Kaya: Neyi?
İpek: Düğünümüzün birkaç gün sonra olacağını söyledim. Yani, babasının düğününe katılması için Şimal’e küçük bir elbise hazırlasın diye.
[Kaya gözlerini devirir ve içindeki o büyük öfkeyi bastırmaya çalışır]
İpek: Bu arada, Zerrin'in burada kalmasına izin verdim çünkü Şimal’in varlığı sana iyi gelecektir...
Kaya: Zerrin ziyaretlere Şimal'i de getirdi mi?
İpek: Evet, neredeyse her gün getirdi.
Kaya: Bu arada İpek, kazadan önce bana telefonunu kaybettiğini söylemiştik. Bulabildin mi onu?
İpek [hafifçe gerilir ama hemen toparlar]: Önemli değil Kaya Bey. Onu yenisiyle değiştirdim. Hatta o yeni telefon bana çok güzel haberler getirdi. Sana yeni numaramla mesaj attığım günü hatırlamıyor musun? Beni ilk arayan sendin ve düğün hazırlıklarına başlamamızı istemiştin. Ama bunu neden soruyorsun ki şimdi?
Kaya: Sadece kendi telefonumu soracaktım, kırıldı mı acaba diye düşünürken aklıma geldi.
İpek: Hayır, eşyalarının arasındaydı. Seni buraya getirdiklerinde hemen yanındaki masaya koymuştum.
[Kaya onun bu yüzsüzlüğüne ve iğrenç oyunculuğuna içten içe hayret etti ama bu sefer Zerrin defterini tamamen kapatmış gibi davranmaya devam etti...]
Sonra İpek, düğün hazırlıklarını tamamlamak üzere odadan çıktı.
Kaya onun gidişinin ardından fısıldadı:
Kaya: Ah Zerrin... Ah sevgilim...
Kaya: Keşke kalbim ölmeden, sana bu kötülükleri yapmadan önce ben ölseydim... Seni kırmaya, seni kaybetmeye cüret etmeden önce... Ama sana söz veriyorum, çok az kaldı sevgilim, çok az!
Kaya telefonuna uzanmaya çalıştı. Tam o sırada telefona bilinmeyen bir numaradan kısa mesaj geldi.
Ekranda onlarca cevapsız arama ve mesaj bildirimi vardı.
Kaya mesajı açtı. Her mesajda aynı kelimeler tekrarlanıyordu:
"Eski dostum... Video meselesinin bittiğini farz et. O pisliğin elinde artık Zerrin’e karşı kullanabileceği hiçbir şey kalmadı... Gerçekten tek kopya olduğundan bizzat emin oldum. Selamlar, (Ali)."
Kaya’nın gözlerinde intikam ateşleriyle dolu karanlık bir parıltı belirdi. Telefonu kenara bıraktı; o karanlık bakışlarında sadece nefret ve yeminler vardı.
2. Sahne: Tekrar Karşılaştık
[Çünkü sen onu hak etmiyorsun!]
Ali, vefat eden dostu Şahin’in mezarını ziyarete gitmişti. Orada, mezarın başında derin bir keder ve kırgınlıkla duran Zerrin ile karşılaştı. Gözleri buluştuğunda, Ali’nin göğsünde eski duygular yeniden canlandı. Zerrin onun çocukluk aşkıydı; her zaman tek taraflı kalan ve Zerrin'in asla karşılık vermediği o ilk ve tek aşkı...
Ali sıcak ve hüzünlü bir ses tonuyla ona başsağlığı diledi, ardından teselli etmek amacıyla ona hafifçe sarıldı.
Şahin'in mezarı başında, Zerrin içindeki tüm zehri Ali'ye döktü. Kaya ile birbirlerine yaşattıkları her şeyi bir bir anlattı. Kendisini nasıl yüzüstü bıraktığını, kızı Şimal’i elinden nasıl aldığını ve şimdi her şeyi bilmesine rağmen nasıl gidip İpek ile evlenmeye hazırlandığını anlattı. Ali büyük bir şok içindeydi ama o duygu dolu anda ona gerçeği anlatacak zamanı bulamadı;
[Aslında Kaya ile gizli bir ittifak kurduklarını ve Yaşar’ın elindeki tüm şantaj videolarını sildiklerini söyleyemedi.]
Sadece sönük bir bakışla ondan özür diledi ve öfkeyle mezarlıktan ayrılıp Kaya’nın yanına doğru yola çıktı.
Hastaneden kendi rızasıyla imza atıp çıkan, yüzü hâlâ morluklar ve sargılar içinde olan Kaya ise arabasının başında, mezarlık kapısının uzağından onları izliyordu.
Zerrin ve Ali’nin o sarılmasını ve uzun konuşmasını kendi gözleriyle görmüş, göğsünde uzun süredir bastırmaya çalıştığı kıskançlık ateşi yeniden alevlenmişti. Ama bunu dışarıya asla yansıtmadı; o soğuk ve sert maskesini korudu.
Ali kapıdan çıkıp Zerrin uzaklaşır uzaklaşmaz Kaya ona doğru yaklaştı. Ama Ali ona konuşma fırsatı bile vermeden öfkeyle ileri atıldı ve Kaya’nın yakasına yapıştı.
Ali öfkeyle bağırdı:
Ali: Sen gerçekten aşağılık bir adamsın! Zerrin bana senin evlenmeye hazırlandığını söylüyor ha! Kim ulan bu İpek?! Sana yaptıklarını öğrendikten sonra nasıl her şeye arkasını dönersin?! Şükret ki o şerefsiz Yaşar’ın telefonundaki o kaza videosunu silmek için benden yardım istedin! Şükret ki ben onun yanındaydım, onu korumak için vardım! Ama sen... Sen ölümden başka hiçbir şeyi hak etmiyorsun! Bir de intihara kalkışmışsın, kaçıp kurtulmak için ölmek istedin değil mi seni korkak!
Kaya onun elini sertçe iterek soğuk bir sesle cevap verdi:
Kaya: Oğlum, bak ! Dokunma bana! On beş dakikalık konuşmada sana her şeyi anlattı mı yani?!
Kaya: Evet! Ya İpek ile evleneceğim ya da aşiretler arasında kan akacak! Başka çare yok... Tabii ki İpek bunun böyle olacağını bilmiyordu. Hem sen hangi hakla benden hesap soruyorsun?! Kimsin lan sen?!
[Ali öfkeyle bağırıyordu çünkü Kaya’nın aslında İpek ile evlenerek ona büyük bir tuzak kurduğunu ve hesaplaşacağını henüz bilmiyordu.]
Ne yazık ki Zerrin henüz yeterince uzaklaşmamıştı ve Kaya’nın bu son zehirli sözlerini duydu. Aldığı şokla tüm dengesini kaybetti.
Kaya arkasını döndüğünde Zerrin'i ve onun o yıkılmış halini gördü. Kaya da kendi zehirli sözlerinin yarattığı utançla donakaldı.
Ali hemen Zerrin’in yanına koştu, onu tuttu ve birlikte oradan uzaklaştılar.
Ali arabanın kapısını açtığında Kaya onlara doğru hamle yaptı ama Zerrin kestirip attı:
Zerrin: Seninle asla konuşmak istemiyorum. Bizim aramızdaki tek şey Şimal!
Onlar gittikten sonra Kaya arabasının önüne yığıldı ve ağlayarak fısıldadı:
Kaya: Allah’ım yardım et bana... Ben ne yapıyorum böyle?!
Kaya: Sana bunları nasıl yaşatıyorum?! Senin hakkını geri alana kadar buna nasıl dayanacağım... Çok zor, çok zor!
Zerrin, Ali’nin yanındayken güçlü görünmeye çalışsa da sonunda tamamen yıkıldı.
Ali: Geçecek... Geç de olsa anlayacak, pişman olacak ve geri dönecek.
Zerrin: Sorun değil... Ben bundan çok daha büyük hayal kırıklıkları gördüm. Aklının ucundan bile geçmeyecek şeyler yaşadım.
Ali: Artık özgürsün.
Zerrin: Ne?
Ali: Kaya bana o videodan bahsetti. Köprüdeki kaza videosundan.
Zerrin: Anlamıyorum... O videoyu nereden biliyor? Benim yaptığımı mı öğrendi yoksa...
Ali: Beni o çağırdı. Yaşar’dan ve o tehdit videosundan bahseden oydu...
[Ona şefkatle bakar]
Ali: İyi ki de yapmış. Neyse, şimdi seni Baybars aşireti meclisine götürüyorum. O diğer pislikten de tamamen kurtulacaksın. Artık o kirli kuyruğunu sağa sola sallayamayacak, onu köşeye sıkıştırdım. Elinde kanıt olsun ya da olmasın, artık seni tehdit edemez.
Zerrin: Ali...
Ali: Efendim?
Zerrin: Teşekkür ederim... İyi ki varsın.
Ali: O nasıl söz, estağfurullah! Ben her zaman burada olacağım.
[Zerrin gözyaşları içinde camdan dışarıyı izler]
3. Sahne: "Düğünün Bir Ömür Boyu Sürsün Kaya!"
(Özgürlüğün Tadı)
Baybars aşiretinin önde gelenleri ve ağaları, Zerrin’in liderliğinden bu yana sık sık toplanan o büyük meclis odasında bir araya gelmişti.
Yaşar, elindeki tek büyük kozun yandığından habersiz, şaşkın adımlarla meclise girdi. Zerrin'in ona ne hazırladığını bilmiyordu.
Zerrin meclisin tam ortasında, tüm ihtişamı ve otoritesiyle duruyordu. Nikah tarihini açıklamak yerine, sesini tüm ağaların duyacağı şekilde yükseltti:
Zerrin: Herkese merhaba. Bugün burada iki sebep için toplandık. Birincisi, her ağanın aşiret gelirlerindeki payını %13’e çıkarma kararı aldım. Bildiğiniz gibi piyasadaki işlerimiz eskisinden katbekat daha iyi gidiyor. Bu boş bir vaat değil, işte belgeler hepinizin önünde.
Ağalardan biri: Harika! Peki ya ikinci mesele nedir Hanım Ağa?
Yaşar araya girdi:
Yaşar: Misafirlerden özür dileriz. Hanım Ağa ile biraz baş başa konuşup hemen döneceğiz.
Zerrin: Ağalar, önünüzdeki dosyaları okumanız için size iki dakikalık bir ara.
[Yaşar ve Zerrin baş başa kalır]
Yaşar öfkeden kudurmuş halde:
Yaşar: Demek böyle ha!
Zerrin: Seni köşeye sıkıştıracağımı söylemiştim.
Yaşar: Yaptın da... Ama benim ellerimin nerelere kadar uzandığını henüz anlamamışsın, keskin gözlü güzelim.
Zerrin: O ellerini cehenneme sok ve bir daha karşıma çıkma! Birkaç gün içinde valizlerini topla ve geldiğin yere defol git. Şimdilik ağalara sadece evlilik ittifakını bitirdiğimizi söyleyeceğim.
Zerrin: Biliyorsun, rahmetli kocamın anısına hâlâ sadığım "sweetheart" (tatlım)... Dışarıda görüşürüz, senin süren bitti.
Yaşar: Kendi fermanını kendin imzaladın, keskin gözlü.
[Yeniden meclise dönerler]
Zerrin: Yeni töre kurallarımızın ilk maddesi uyarınca; topraklarımızda her türlü kaçakçılık ve yasadışı ticaret tamamen yasaklanmıştır. Baybars aşiretine ait tırlar, bu şüpheli faaliyetleri engellemek için yola çıkmıştır.
Zerrin: Bu arada, önünüzdeki tüm bu artışlar sadece ihracat gelirlerimizden sağlanmıştır. Son iki ayda bunu çok iyi değerlendirdik.
Başka bir ağa:
Ağa: Bak kızım! Bize sus payı olarak verdiğin o %13 mü senin büyüklüğün?! Biz diğerleriyle eşit değiliz. Sizin o ekonomide "fonksiyonel piramit" dediğiniz bir şey var.
Zerrin: Sultan Ağa, değil mi? Bak Sultan Ağa, bu mecliste herkes beni Hanım Ağa olarak bilir. Senin şu an burada oturuyor olman bile benim bu hakkımı tanımana bağlı!
Sultan Ağa: Yaşar Ağa, biz böyle anlaşmamıştık! Sana o paraları eski gelirlerimin sadece %13’ünü almak için göndermedim!
Zerrin: Demek öyle! Ağalar, bugünden itibaren Sultan Ağa’yı meclisimizde göremeyeceğiz. Sadece saygısızlığı ve açgözlülüğü yüzünden değil, anlaşmamızı açıkça ihlal ettiği için!
Zerrin: Sultan Ağa, senin hakkın Yaşar Ağa’da saklıdır. Sana kuruşu kuruşuna geri ödeyecek, yoksa o da bu meclisten ihraç edilir. Ve bu vesileyle üzücü bir haberi de paylaşmak isterim...
Zerrin: Yaşar Ağa ile karşılıklı anlaşarak yollarımızı ayırdık. Anlaşamadık diyelim... Dolayısıyla bu evlilik ittifakı üzerinden dönen ve benim haberim olmayan tüm gizli kapaklı anlaşmalar tamamen iptal edilmiştir!
Yaşar, meclis üyelerinin fısıldaşmaları arasında donakaldı. Nişan tamamen iptal edilmiş, Zerrin ise Yaşar’ı aşiretlerin önünde tüm saygınlığını ve gücünü kaybetmiş bir halde çaresizce bırakıp gitmişti.
Meclis toplantısının ardından Zerrin dışarı çıktı ve Ali ile birlikte konağına doğru yola koyuldu.
Konağa vardıklarında Zerrin, Ali'yi bir çay içmeye davet etti. Ama Ali, önce Kaya'nın yanına uğraması gerektiğini, dönüşte mutlaka çay içip Şimal'i göreceğini söyledi.
Ali, Kaya ile görüştükten sonra Zerrin'i aradı ve ergenlik yıllarında üçünün (Kaya, Zerrin ve Ali) sık sık gittiği o meşhur restorana gitmek için ısrar etti.
Tesadüf bu ya, orada İpek ve arkadaşları vardı. İpek, Kaya'nın koluna girmiş, tanıdığı tanımadığı herkesi o büyük düğüne davet ediyordu.
Ali: Yemin ederim böyle olacağını bilmiyordum...
İpek kibirle Zerrin'in önünden geçti:
İpek: Seni onu davet etmen için baş başa bırakıyorum hayatım.
Ali: Ben sizi yalnız bırakayım...
Kaya utanç içinde başını öne eğdi.
Zerrin'in gözleri Kaya’nın gözlerine kilitlendi. Ağzından dökülen kelimeler adeta zehir ve acı damlatıyordu. Keskin bir ses tonuyla konuştu:
Zerrin: Düğünün bir ömür boyu sürsün Kaya... Kızımın babası...
Zerrin: Sonunda tam da hak ettiğin şeyi buldun. Aslında bunu söylemekte tereddüt ettim ama yine de teşekkür ederim. Bana sensiz de hayata devam edebileceğimi öğrettiğin için, hem de bunu en zor yoldan öğrettiğin için teşekkür ederim.
Kaya’nın gözleri yaşlarla doldu, her bir kelime kalbine saplanan birer hançer gibiydi.
Zerrin sustu, ardından acı dolu alaycı bir gülümsemeyle devam etti:
Zerrin: Gözlerimin içine bak... İpek’e gelince, ona olan hakkımı da kızımızın hakkını da helal ettim. Çünkü bize asıl ihanet eden, bizi yüzüstü bırakan o değil, sendin. Siz ikiniz birbirinize çok yakışıyorsunuz. Git ve onunla güzelce yaşa...
Zerrin: Ben sözümün arkasındayım. Düğününde şahit olamam belki ama davetlilerin arasında beni göreceksin. Gördüğün gibi, zaten çoktan davet edilmişim...
[Ali ile birlikte oradan ayrıldı]
İpek: Ne? Ne saçmalıyor bu kadın ya?! Ne hakkını helal etmesi?!
Kaya: Boş ver, aldırma... Velayet davasından önceki dönemden bahsediyor.
Zerrin gururlu bir kadın ve yaralı bir aşık olarak orayı terk etti, hikayeye noktayı koydu. Kaya’yı ise o düğün gecesinde patlatmayı planladığı intikam bombalarıyla baş başa, kendi sessizliğinde yanmaya bıraktı
4. Sahne: [Sırlar Açığa Çıktı, Hesap Kesildi]
[Düğün Masasındaki Tuzak | Kısasa Kısas]
Kaya, Midyat’ın en lüks salonunda görkemli bir düğün organize etti. Bölgenin tüm ağaları ve ileri gelenleri davetliydi. Davullar, zurnalar çalıyor, salon inliyordu.
Düğüne katılmaya söz veren Zerrin ise odasında makyajını yapıyor, dökülen gözyaşları yüzünden her defasında makyajını silip yeniden yapıyordu...
Mardin’in o parıltılı salonunda İpek, beyaz gelinliği ve kulağının arkasındaki beyaz papatya ile nikah masasında oturuyordu. Yüzündeki o muzaffer gülümseme hiç eksilmiyordu; sonunda o "ulaşılması imkansız" olan adamı elde ettiğini sanıyordu.
Nikah memuru Kaya’dan imza atmasını istediğinde, Kaya oturduğu yerde dikleşti. İpek’e buz gibi soğuk bir bakış fırlattı ve herkesin duyacağı gür bir sesle konuştu:
Kaya: Onunla evlenmeyi reddediyorum! Dünyadaki son kadın olsan bile seninle evlenmem İpek! Sen hastasın! Ben bu lanet masaya sadece mecbur bırakıldığım için oturdum. Bu yüzden imzalamıyorum memur bey.
Nikah Memuru: Evlilik kanunen iptal edilmiştir.
[Memur masadan ayrılır]
İpek: Sen ne yapmaya çalışıyorsun?!
Kaya: Hak ettiğin şeyi yapıyorum papatyam!
[Sesini yükseltir]
Kaya: Bakın ey Önderlioğlu aşiretinin büyükleri! Sizin o pek namuslu kızınızın ne haltlar yediğini kendi kulaklarınızla dinleyin! Sevgilimi ve kızımı ölüme nasıl terk ettiğini dinleyin! Kalbi başkasına ait olan bir adamla evlenebilmek için gururunu nasıl ayaklar altına aldığını duyun!
Kaya: Bu ses senin sesin değil mi İpek Hanım, yoksa sana iftira mı atıyorum?!
İpek: Kaya... İşlerin bu noktaya geleceğini bilmiyordum, yemin ederim!
Kaya: Sadece bu da değil! Ölen Demir ile arkamdan iş çevirip, Zerrin’in kızıyla tehdit edildiğini bildiğin halde benimle evlenmek için en aşağılık oyunları oynadın! İşte bu da onun ses kaydı!
İpek: Kaya yapma ne olur... Yalvarırım, çocuktan haberim yoktu!
Aşiret Reisi: Bu ne rezillik kızım! Bu nasıl bir sapkınlık, nasıl bir gurursuzluktur! Bizi tüm aşirete rezil ettin! Bu devirde ağa kızları böyle mi davranır?! Sırf bir adamı elde etmek için bu yollara mı başvurulur? Vallahi başımızı öne eğmedin, tamamen kırdın kızım! Yazıklar olsun sana!
Kaya, arkasında şok içindeki kalabalığı ve İpek’in rezilliğini bırakarak salondan çıktı. İpek ağlayarak koridorda onun peşinden koştu, Kaya'nın ayaklarına kapanıp merhamet diledi.
Kaya öfkeyle ona döndü:
Kaya: Her şeyi öğrendim İpek! Güvenimizi nasıl aşağılıkça kullandığını, bizi nasıl arkamızdan vurduğunu biliyorum. Az kalsın kızımı öldürüyordun lanet kadın! Bu rezillik senin cezan. Ömrünün sonuna kadar bu utançla yaşayacaksın!
Kaya: Eğer karar bana kalsaydı...
[Kaya delilik anında silahını çekip onun ayaklarının altına fırlattı]
Kaya: Senin yerinde olsam kendimi tam şu an burada vururdum! Akrabalarımın, dostlarımın yüzüne bakmamak için kendimi yok ederdim! Bu benim, Zerrin'in ve Şimal'in intikamıdır. Seni aşiretinin önünde sonsuza kadar bitirmektir!
İpek’in gözleri karardı. Yerdeki silahı alarak hıçkırıklar içinde bağırdı:
İpek: O kadar kolay değil Kaya Bey! Ödenmemiş borçlar var!
Kaya: Senin o hastalıklı beynine ne borcum varmış benim?!
İpek: Bana o papatyaları verdiğin günden beri bana aşk borçlusun!
Kaya: Bak bana! Kalan sabrımı da taşırma! Ne papatyası be?! Sen kafayı yemişsin! Neredeyse kızımı öldürüyordun! Zerrin’i o kadar kıskandın ki bu kadar alçaldın!
Kaya: Şimdi bana o lanet papatyalarını anlattırma! Eğer yapacaksan şimdi yap! İkimizden biri bu gece burada bitecek!
İpek: Sana inanmıyorum! Babamın ölümüne sen sebep oldun! Sen ve o sevgilin benimle oynadınız!
Kaya: Kapa çeneni ve onun hakkında düzgün konuş! Baban eceliyle öldü, yaşasaydı zaten bu utançtan yine ölürdü!
İpek öfkeyle haykırdı:
İpek: Senden intikam alacağım! Eğer benim olmayacaksan, bu dünyada kimsenin olmayacaksın! Ne Zerrin’in, ne kızının, ne de bir başkasının! Seni sadece kara toprak alacak!
İpek silahı Kaya’nın göğsüne doğrulttu ve tetiği çekti.
Tam o esnada, düğünü uzaktan izleyen ve onları takip eden Zerrin öne atıldı. Kurşun Kaya yerine Zerrin'in kalbine yakın bir yere isabet etti. Zerrin, Kaya’nın kanlı kolları arasına yığıldı.
Kaya: Ne yaptın... Ne yaptın sen?!
İpek o şaşkınlıktan faydalanarak oradan kaçtı.
5. Sahne: Gitme!
[Sonunda özgürsün "Rüyam"]
Kaya’nın yüzündeki o soğuk maske tamamen yok oldu. Zerrin’i kolları arasında tutarak yere yığıldı. Gözyaşları sel gibi akarken deli gibi feryat ediyordu. Korkudan titreyen elleriyle onun yarasına bastırıyor, o narin bedenini sarsarak ağlıyordu:
Kaya: Zerrin! Yalvarırım dayan... Gitme! Kızımız Şimal için dayan, Şimal’in sana ihtiyacı var! Ben senin fedakarlıklarını hiç hak etmedim. Seni yüzüstü bırakan bendim... Benim aptallığımın bedelini neden sen ödüyorsun?!
Kaya: Yardım edin! Kimse yok mu?! Ambulans çağırın!
Zerrin hafifçe gülümsedi:
Zerrin: Aptal...
Kaya: Ne?
Zerrin: Seni her zaman çok sevdim... Yaşanan hiçbir şey bu sevgiyi azaltmadı.
Zerrin: Şimal sana emanet... Onu koru.
Kaya: Yapma ne olur!
Zerrin: Biraz yaklaş...
[Onun yüzünü tutmaya çalışır]
Zerrin: Gözlerime bak... O güzel gözlerin çok ağlamasın, olur mu?
Kaya: Yapma... Yalvarırım yapma!
[Zerrin’in tüm bedeni gevşedi, göz kapakları yavaşça kapandı...]
Aşiret erkekleri salonda büyük bir kaos içinde koşuştururken, Kaya’nın feryatları koridorlarda yankılanıyordu...
5. Bölümün Sonu!
Zerrin’in bu sözleri gerçekten son sözleri miydi?
Yoksa bu hikayenin devamı var mı?
Kaya ve Zerrin’in kaderi ne olacak?
Peki Ali, bu hikayenin derinliklerine nasıl sızacak, yoksa kendi hikayesini mi yazacak?
İnanın bana...
6. Bölümde sizi yakıp kavuracak olaylar bekliyor!
[Yakında... 🔥]









