"Tevazuda zirve ol; amma benlikte bir zerre bile olma!.."
Şair'ül İslam Yunus Kokan
seen from China
seen from United States

seen from United States

seen from United Kingdom
seen from Netherlands

seen from United States
seen from China
seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from China
seen from South Africa
seen from China

seen from United States
seen from China

seen from United States
seen from United States

seen from Australia
seen from United States

seen from United States
"Tevazuda zirve ol; amma benlikte bir zerre bile olma!.."
Şair'ül İslam Yunus Kokan
“Kutsandığın toprak mı seni taş eder, yoksa inandığın değer mi seni toprak eder? İnsan, beceremediği sözler için toprağı taş duvarlar olarak karşısına koyar ve şöyle der: Kibir, insanın kalbinde biten filizdir; ilk önce suyunu sen verirsin.”
Kendini kusursuz bir heykel sanan ama aslnda sadece henüz kırılmamış ince bir camdan ibaret olan, O kibirli bakışlarla hiç kesişmesin yolunuz..
Gurur ve kibir olduğunda samimi arkadaşlık kurulmaz. İnsanların çoğu dengeli değildir; sabırlı olmak, ısrarla Allah sevgisini, Kuran ahlakını anlatmak gerekir. Ham taşı yontup ondan mikap taşı oluşturmak mühim olandır.
"Yaşarken kibrinden geçilmeyen insanoğlu, ölünce sinekleri toplamaktan başka bir işe yaramıyor…"
Jorge Luis Borges.
Trump Bediüzzaman'ı nasıl haklı çıkardı?
Trump'tan aldığım ders aslında Trump'tan aldığım bir ders değil. O dersin sahibi mürşidim. Evet. Bediüzzaman Hazretlerinin bir dersini anlamaya Trump'ı yol yapıyorum. Veyahut dersin dediğini zaten anladım da yakînimi ziyadeleştirmek için Trump'ı delil tutuyorum. Nedir? Ne değildir? Bütün soruların cevabı Trump'ın bize karakteriyle çizdiği karikatürde gizlidir. Trump bir yanıyla alabildiğine kibirlidir. Açıklamalarını beş-on dakika izlemiş herkes bunu kabul eder. Hem şahsına dair övgülere bayılır hem de bizzat kendisi şahsını över. Yanısıra ülkesi adına da övünmeye bayılır. Ve basın toplantılarında yabancı ülkeleri aşağılar, gazetecileri aşağılar, bazen muhalifi olan Amerikalıları da aşağılar. Fakat bunun yanısıra çok da dindar geçinir. Rahiplerden bir ordusu vardır. Ve bu ordu bazen toplaşıp Trump'a dua eder. Konuşmalarında İncil'e atıflar yapar. Hatta 'manevî ordusunun' beyanlarına bakılırsa Trump 'seçilmiş kişi'dir. Hristiyanlığın tekrar yükselişine vesile olacaktır.
Böyle bir karakter müslümanların dünyasında anlaşılmazdır. Çünkü müslümanlar mezkûr iki şeyin beraber bulunmasını yadırgarlar. 'İmkansızın bahsi' olarak görürler. Evet. Müslümanlar hem muazzez Kur'an'dan hem de mübarek Sünnet-i Resulullah'tan öğrenmişlerdir ki, kibir ile iman, beraber bulunamazlar. Kibir ziyadeleştikçe iman geriler. İman ziyadeleştikçe kibir geriler. Bu nedenle müslümanlar mütekebbiri gördükleri zaman Allah katında makbul olduğuna ihtimal vermezler. Kibrinin fazlalığı ölçüsünde onu zelil bulurlar. Hüda'nın dostluğunun tezahürü o kimsenin tevazua yönelmesidir. Yani müslümanın itikadında kibir ile iman arasında 'gerek' değil 'zıtlık' ilişkisi vardır. Fakat küfürde bu zıtlık ilişkisi yoktur. Kâfirler böyle düşünmezler.
Risale-i Nur'dan iktibas yapmanın zamanı geldi:
"İslâmiyetin, Hıristiyanlık ve sâir dinlere cihet-i farkının sırr-ı hikmeti şudur ki: İslâmiyetin esası, mahz-ı tevhiddir; vesâit ve esbaba tesir-i hakikî vermiyor, icad ve makam cihetiyle kıymet vermiyor. Hıristiyanlık ise, 'velediyet' fikrini kabul ettiği için, vesâit ve esbaba bir kıymet verir, enâniyeti kırmaz. Adeta rububiyet-i İlâhiyenin bir cilvesini azizlerine, büyüklerine verir. 'Onlar hahamlarını ve papazlarını kendilerine Allah'tan başka rabler edindiler.' (Tevbe sûresi, 31) âyetine mâsadak olmuşlar. Onun içindir ki, Hıristiyanların dünyaca en yüksek mertebede olanları, gurur ve enâniyetlerini muhafaza etmekle beraber, sabık Amerika Reisi Wilson gibi, mutaassıp bir dindar olur. Mahz-ı tevhid dini olan İslâmiyet içinde, dünyaca yüksek mertebede olanlar ya enâniyeti ve gururu bırakacak veya dindarlığı bir derece bırakacak. Onun için, bir kısmı lâkayt kalıyorlar, belki dinsiz oluyorlar."
İşte bu yüzden onlarda öyle bizde böyle oluyor. Biz şirki tüm mertebeleriyle reddettiğimiz için gizli/açık şirkten doğan 'kibir hakkını(!)' da reddediyoruz. "Herşeyi Allah yaratıyorsa herşeyin hamdı da Ona aittir!" diyoruz. Başkası bir övgüyü sahiplenmek istediğinde, bir kibir emaresi gösterdiğinde, bunu sakîl buluyoruz. Hamlığına veriyoruz. Kemale dönük okumuyoruz. Hatta yine mürşidim gibi diyoruz: "Velâyetin, şeyhliğin, büyüklüğün şe'ni tevazu ve mahviyettir, tekebbür ve tahakküm değildir. Demek, tekebbür eden sabiyy-i müteşeyyihtir. Siz de büyük tanımayınız." Fakat gavurlar, şirkle alude itikadlarından dolayı, kibre/gurura hem kendilerinde hem büyüklerinde bir hak görüyorlar. O nedenle hem gayet mütekebbir hem gayet dindar olduklarını sanabiliyorlar. Hem de toplumsal olarak bunu kabul ediyorlar. Cemiyetlerinin midesi kaldırıyor.
Trump tecrübesine bu gözle de nazar edebiliriz arkadaşlar. Dikkat edin. Abes görmeyin. Çünkü Allah şahitliğimize soktuğu herşeyde bizler için dersler saklamıştır. İyinin iyiliğinden ders alırız. Kötünün kötülüğünden ders alırız. Birisinden 'olmamız gerekeni' öğreniriz. Ötekinden 'olmamamız gerekeni' belleriz. Bütün insanlığın hayatı bir insanın hayatında mündemiçtir. Ki âlem-âlemler tek bir insanın hakikatinde dürülmüştür. Bizler Firavun'u, Samiri'yi, Karun'u görmedik. Fakat demeyelim ki o kanunların fertlerine rastlamadık. Hüda bize de Netanyahu'yu, Trump'ı ve daha nicelerini gösterdi. Şirkin nasıl çirkin birşey olduğunu onlar üzerinden de resmetti. Bâri Teala ve Tekaddes Hazretleri verdiği derslerden hakkıyla ibret alabilmeyi de nasip eylesin. Âmin.
Kibirli (kendini beğenmiş) kimseler bacak bacak üstüne atar.
Hikmet ehli tavsiye eder buyurur ki, Kol bağlamak, bacak bacak üstüne atmak , ayak kısmını bile birbirine bağlama şeytandandır. Şeytan secde etmeyi kabul etmediğinden bunları yaptı. Bunlari basite alma her hal ve hareket manevi haline yön verir.
Can sıkıntısı 🫡👽