Kuazarlar ve Pulsarlar: Evrenin Uzak Işık Fenerleri #kuazar, #pulsar, #uzay, #evren, #astronomi, #kozmoloji, #karaDelik, #nötronYıldızı, #bilim, #gizem

seen from Malaysia
seen from Syria
seen from Australia
seen from United States
seen from United States
seen from China

seen from Malaysia
seen from United States
seen from China

seen from Greece
seen from Romania
seen from Argentina
seen from Mexico
seen from China
seen from China
seen from Russia
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
Kuazarlar ve Pulsarlar: Evrenin Uzak Işık Fenerleri #kuazar, #pulsar, #uzay, #evren, #astronomi, #kozmoloji, #karaDelik, #nötronYıldızı, #bilim, #gizem
#alyens #music #turntable #inthemix #turntablism #vinyl #DJ #me #deejay #deejaying #party #partytime #soundsystem #kuazar #graffiti #graf #streetartistry #streetarts
#kuazar #soundsystem #turntablism #painting #troll #technics #vynil #mk2
#kuazar #soundsystem #streetarts I'm the one who painted the symbols in blue on the right, friends made the graffiti, and the dude may he rest in piece was something, it's like he posed here so he would not be forgotten...
***
Uyanmış fakat gözlerini açmaya üşenir bir vaziyette yatakta yatıyordum. Gözlerimi açacaktım ve her şey bir rüyadan ibaretmiş diye hayıflanarak kalkıp mutfağa gidecektim. Güya. Fakat gözlerimi açtığımda beni bekleyen şey gözlerimi neredeyse yakacağını sandığım çok parlak beyaz bir ışıktı. Birkaç saniye sonra gözlerim bu ışığa alıştığında kendimi sıradışı beyazlıktaki bir odada buldum. Gerçi odadan çok bir bölmeyi andırıyordu. Ayağa kalkmaya çalıştığımda birden başım dönmüştü ve sendelemiştim fakat kendimi yerde bulmayı beklerken beni tutan iki eli hissettim. Başımı çevirdiğimde endişe ve şefkat karışımı bir bakışla bana bakan bir çift mavi gözle karşılaştım. Bütün uzaylılar böyle yakışıklı mı oluyordu, diye düşünmeden edemedim. Önce Doktor, şimdi Kuazar buna kuvvetli bir örnek teşkil ediyorlardı. Sonra beynimde ışık hızıyla bir sürü düşünce belirmeye başladı. Öncelikle acaba bu düşündüklerimi duyuyor olabilir miydi? Çünkü yüzünde birden muzurca bir gülümseme belirmişti, bundan hoşlanmamıştım. Hemen kendimi toparlayıp teşekkür ettim. Bir süre bir şey demeden etrafıma göz attım ve buradan da ikinci noktaya vardım: Bu bir rüya değildi. Sonunda kendimi gerçekten uyanmış hissediyordum. İçimdeki tüm hücrelerin ayaklanıp çığlık attığından şüphem yoktu ama yine de kararı mı bozmadım.
“Nasılsın?”
Kuazar’ın sesini duyunca bir anda içinde bulunduğum gerçekliğe yeniden dahil oldum.
“Bilmiyorum.” dedim, sesim neredeyse çıkmamıştı, o an boğazımda düğümlenmiş olan hıçkırıkları hissettim çünkü daha önce çok umutsuz hissettiğim olmuştu ama hiç bu kadar çaresiz hissettiğimi hatırlamıyordum.
“Bakıyorum da o çokbilmiş espiritüel kişiliğin yerini sessizliğe bırakmış,” dedi Kuazar gülümseyerek. Şaşkınlıkla ona bakıyordum. Az önce onca şeyi yaşayan, o stresi kaldıran bir başkasıydı sanki.
“Anlayamıyorum,” dedim. “Bunca olan şey kafamda bir türlü oturmuyor. Yani şimdi bu rüya değil fakat bu nasıl gerçek olabilir?Bu çok akıldışı. Bu imkansız.”
“Mantıkdışı her şeyi çıkardığınızda, geriye kalan şey imkansız bile olsa, bu gerçektir.”
“Sherlock Holmes!” diye bağırdım. Bir anda tanıdık bir şeyi duymak iyi hissettirmişti. “Bir saniye sen Sherlock Holmes mü okuyorsun?” Bu ne ilginç bir adamdı.
“Sir Arthur Conan Doyle. En sevdiim yazarlardan biridir.”
“Allah bilir dizisini de izlemişsindir.” diye bakışlarımı başka bir yöne çevirirken alaycı bir tonla fısıldadım.
“Elbette izledim. Ne sanıyorsun? Dördüncü sezonu yıllardır bekleyenin bir tek sen olduğunu mu?”
Şaşkınlık dolu gözlerimi ona dikerek “Hayır! Ama sadece biz dünyalı varlıklarla sınırlı olduğumuzu düşünmüştüm.”
“Ne kadar da bencilsin!”
“Beni kendi evimden hatta gezegenimden getirip hiç bilmediğim bir yerde karışıklığın ortasına sokuyorsun hem de bencil olmaktan bahsediyorsun öyle mi?”
“Konu nasıl birden buraya geldi?” diyerek gülümsedi.
“Bu Kaptan Jack Harkness tavırlarının üzerimde işe yaramadığının inşallah farkındasındır?” diyerek hışımla ona doğru yürüdüm.
“Öyle bir niyetim olmadığını biliyorsun?”
Hayır bilmiyorum! Belki de üzerimde deneyler falan yapacaksın kim bilir? Yoksa benim ne işim olur burada?!
“Melodi, saçmalama, lütfen sakin ol!”
“Sakin mi olayım? Sakin...”
Artık sabrımın taştığını hissediyordum. Daha söylemek istediklerimi söyleyemeden birden arkamdaki kapılardan birinin açıldığını duydum.Arkamı döndüğümde uzun siyah bir pelerin giymiş, başındaki başlık yüzünden yüzünün neredeyse yarısı görünmeyen uzun boylu bir adam ve hemen arkasından Yüzüklerin Efendisi’ndeki elfleri andıran sarı saçlı, uzun boylu, güzel bir kadın girdi.
“Bayan Melodi! Sizi gemimizde görmek ne büyük şeref! Hemde uyanıkken!”
“Uyanıkken mi? Kaç saattir uyuyordum ki?”
“Yaklaşık olarak üç gündür.”
“Üç mü gündür? Nasıl?” diyerek yine Kuazar’a baktım.
“Zaman-uzay şeyleri. Senin saatinle yaklaşık olarak 24 saate tekabül ediyor ama o kapsül uçusundan sonra gayet normal, merak etme.” diyerek gayet sakin bir şekilde cevap verdi. Az önceki davranışımdan sonra buna şaşırmıştım. Sonra bir anda kapsül ve kendimi boşlukta buluşum aklıma geldi. Gerisini hatırlamadığımı fark ettim ve birden tüm bedenimi yoklamaya başladım, niyeyse birden fırlatılınca bir parçamın kopup gittiği gib saçma bir sanrıya kapılmıştım ama sanırım bu kadarı doğaldı. Herkes anlamayan gözlerle bana bakıyordu ve onları aydınlatma gereği duymadım sonuçta her şeyden habersiz sürekli etrafa boş gözlerle bakınan bendim birazda onlar anlamasınlar. Hem Kuazar’ın benimle nasıl dalga geçeceğinden bahsetmiyorum bile. En iyisi bu şekilde gizemimi korumaktı. Ne gizem ama! Ben kafamda bunların hepsini oturtmaya çalışırken uzun boylu bu adam yeniden lafa girdi:
“Bayan Melodi size Bayan Dracula’yı takdim etmekten büyük onur duyarım!” diyerek arkasından giren güzel kadını bana yaklaştırdı.
Dracula bir kadın mı? Ve bu da onun şatosu yani uzay gemisi olmalı.
“Dracula’nın bembeyaz bir uzay gemisi var!” diye yüksek sesle bağırdım. Daha doğrusu bağırdığımı sonradan fark ettim.
“Bu kadar şey arasında kendini nasıl böyle şeylere kaptırabiliyorsun?” dedi Kuazar azarlayan ve şaşkın bir ses tonuyla.
Bir an utandığımı hissettim.
“Lütfen Bayan Melodi’nin üstüne gitmeyelim.” dedi aynı adam. Nedense Bayan Dracula hiç konuşmuyordu. Sadece bir an Kuazar’la olan çok kısa bir bakışmalarını fark ettim fakat bunun üzerine düşünecek vaktim yoktu. Bayan Dracula’ya yaklaştım ve elimi uzattım. Bunu fark eden herkesin yüzü bir anda kireç gibi oldu. Sanki ona bir parça ateş uzatmışım gibi geri çekildi.
“Özür dilerim, yanlış bir şey mi yaptım?” dedim sırayla hepsinin yüzüne bakarak.
“Hayır,” dedi Kuazar hızla yanıma geldi ve beni arkasına aldı. Burada hoşuma gitmeyen bir şeyler vardı fakat ne olduğunu anlayamıyordum. Uzun boylu adam lafa girdi:
“Bayan Dracula sadece biraz rahatsız.”
Mevzunun bu kadar basit olmadığını anlamıştım ama şu an bu konuyu uzatacak kadar vaktim yoktu malum uzan-zaman olayı yüzünden dünya kadar vakit var cümleciği burada tüm anlamını yitirmişti. Öncesinde hemen ne olduğunu anlamalıydım daha sonra bunun üzerine düşünürdüm. Kimsenin bir anda oluşan bu sessizliği bozmayacağını fark edince artık dayanamadım ve Kuazar’a döndüm:
“Artık bana ne olup bittiğini anlatacak mısın yoksa oturup bana ilahi bir gücün bildirim göndermesini falan mı beklemeliyim?”
Uzun boylu adam Kuazar’a döndü ve hem biraz küçümseyici hem de şaşkın bir ses tonuyla sordu:
“Yoksa Bayan Melodi hala ne olduğunu ve daha doğrusu kim olduğunu bilmiyor mu?”