Yurt dışındaki parfüm forumlarında “layering” konusunu oldukça meşhur. Parfüme bağımlılık derecede ilginiz varsa eğer eminim sizin de birbirine karıştırmaktan hoşlandığınız parfümler vardır. Layering konusu risk taşısa da denemeden yapmak mantıksız. Üzerinize denemeden önce teninizin küçük bir kısmına istediğiniz iki parfümü kombine ederek ortaya nasıl bir şey çıkacağını test edebilirsiniz. Ben sabırsız biri olduğum için kullandığım kokulardan sıkılırsam şayet birbirini parlatacağını düşündüğüm iki parfümü seçip üzerimde deniyorum. Bu riski açık havada hem beynimi hem de ruhumu dinlendirmek için yaptığım uzun yürüyüşlerde almayı tercih ediyorum. Ama bazen de umursamadan ofiste iki parfümü deniyorum ve alacağım tepkileri merak ediyorum. Eğer güzel tepkiler alırsam şayet ara ara iki parfümü kombine edip kullanıyorum. Layering yaparken dikkat ettiğim bir diğer şey iki parfümü farklı noktalara sıkmak ve ikisini tek bir noktada karıştırmamak. Bunu yaparak iki parfümün karakterine ihanet etmemiş oluyorum.
İki parfümü kombine ettiğim zaman eğer zevk alıyorsam ve tepkiler olumlu yöndeyse kenara not ediyorum. Aldığım notları da siz koku severlerle paylaşmak istiyorum.
Initio Addictive Vibration + Maison Francis Kurkdjian Aqua Celestia:
Aqua Celestia, Francis Kurkdjian son göz ağrısı. Aqua serisine eklenen bu güzellik diğer parfümlerden (Aqua Universalis ve Aqua Vitae) daha yoğun ama temiz, sakin ve huzur veren bir kokusu var. Addictive Vibration, Aqua Celestia’dan tamamen farklı bir koku ailesinde yer alıyor. Daha tatlı ve cilveli. İki parfümü düşünmeden birbirine karıştırdım ve sonuç gerçekten etkileyici oldu. Etrafımdaki insanlardan oldukça güzel tepkiler aldım. Bir arkadaşım bana “hem temiz hem de tatlı kokuyorsun parfümüne bayıldım!” dediğinde sırrımı açıklamak istemedim ilk başta ama iki özel markanın bu iki güzel parfümünü kombine etme ayrıcalığına sahip olduğum için mutlu hissettim ve o an sırrımı açıkladım. Bu iki parfüme ara ara karıştırarak kullanmayı tercih edeceğim. Aqua Celestia’dan gelen nane, mimoza ve limonun ferahlığı, Addictive Vibration ‘dan gelen portakal çiçeği ve bal notalarıyla birleşince sonuç şahane.
*Tam bu yazıya odaklanıp yazıyorken, arkadaşın odama gelip bu parfümlerin ismini almak için sorması yerinde oldu!
Maison Francis Kurkdjian Oud Silk Mood + Hermes Hermessence Rose Ikebana:
İki arı gülü karıştırma cürretini nasıl gösterdim bilmiyorum ama biri dominant diğeri utangaç iki gülün yarattığı etki muhteşem oldu. Oud Silk Mood muhtemelen hayatımda kokladığım en kalıcı ve silajı en yüksek parfümlerden biri. Saatlerce teninizde etkisini sürdürmesi (kıyafetlerde ise haftalarca) ve dominant duruşu diğer parfümü gölgesinde bırakıyor ama Oud Silk Mood’un baz notaları muhteşem. Bu güzellik Rose Ikebana ile birleşince nefes alıyor ve dominant olan gül notası ehlileşiyor. Rose Ikebana’dan gelen yeşil ve nareciye notaları Oud Silk Mood’u parlatıyor. Sonuç? Sayısını tahmin edemediğim kadar aldığım “parfümün çok güzel” iltifatları.
Histoires de Parfums Ambre 114 + Miller Harris La Fumee:
İkisi de birbirinden özel ve mistik kokular. Bu sefer tütsü ve amber birliği üzerinden gitmek istediğim için iki kokunun biri birine çok yakışacağını düşündüm ve denedim. İlk denemede amber notasının baskın olmasını istediğim için Ambre 114’ü biraz daha fazla sıktım. Zaten zengin ve derin bir formüle sahip olan parfümü tütsüleyerek ilginç bir aura yarattım. Bir diğer koluma bu sefer La Fumee’i daha fazla sıktım ve tütsü notasının arkasına saklanmış tatlı ambere merhaba dedim ve parfümü daha konforlu bir noktaya taşımış oldum. Muhtemelen bu iki parfümü kullanmak isteyeceğim zaman o an moduma göre oranlayacağım. Daha gizemli olmak için La Fumee, konforlu bir alanda bulunmak istiyorsam eğer Ambre 114’ü baskın parfüm olarak seçeceğim. Hangisi karışım favorim diye soracak olursanız eğer, karar veremiyorum!
Nishane Ambra Calabria + Miller Harris Citron Citron:
Denize sıfır, sıcacık parlayan güneşiyle, yeşil ve mavinin tonlarına ev sahipliği yapan bir Ege kasabasında kullandım bu ikiliyi. Birbiriyle kombine ettiğimde ortaya çıkan kokudan inanılmaz zevk aldım. Etrafımdaki insanların parfümüme olan övgüsü artınca tabii ikisi de kısa sürede şişenin dibini gördü. Yoğun parfümler olmadığı için fütursuzca kullandım ve hemen biten bu iki parfüm için duyduğum üzüntüyü anlatamam. Ambra Calabria şimdiye kadar denediğim en güzel bergamot parfümlerinden biri. Citron Citron ise Lyn Harris’in ilk göz ağrısı ve yumuşak bir limon parfümü. Citron Citron’dan gelen ferah yeşil ve narenciye notalarıyla, Ambre Calabria’nın muhteşem bazıyla birleşince ortaya çıkan birliktelik tadından yenmiyor.
Bugün günlerden Miller Harris’ten La Pluie. Hava bizleri sınarcasına sıcak olduğundan tenime değdiği anda cız edecek büyüleyici bir karışım sürmek istedim. La Pluie’i tek bir kelime ile anlatmak isteseydin ona samimiyet derdim. Tenle bütünleştiğinde ortaya çıkan aromanın verdiği huzuru tarif edemem. Sizi sıkıca sarmalıyor ama rahatsız edercesine değil de güven verircesine. Buğdayın, akasya, yasemin ve vanilyayla doğaya yakın olan bu orijinal karışımına hayran olmamak elimde değil. Sabahın ilk ışıklarında berrak ve sakin tuzlu sulara kendinizi bırakmadan önce bir miktar teninize La Pluie sürün ve tuz ve yosun kokusunun notalarla uyumlu dansına şahit olun demek isterim. Biraz yağmurlu, biraz serin ve biraz da melankolik.
Christopher Columbus’un kakao ağacını keşfeden ilk Avrupalı olduğuna inanılıyor. Hatta Columbus İspanya’ya getirmek için yerlilerden kakao bitkisini ele geçirdiği de rivayetler arasında. Aslında kakao bitkisi Güney Amerika’da para birimi olarak kullanılıyormuş ama Columbus amcamız yapmış yapacağını ve ülkesine bu kakao bitkisini getirmeyi başarmış. Ancak İspanya kralı ve onun mahkemesi kakao ağacının değerini göz ardı etmiş.
Kakao ağacının kökeni ve yetiştirilmesi orta ve Güney Amerika’ya dayanıyor. Kakao ağaçlarının çekirdekleri, çeşitli ürünleri yapmak için kullanılıyor. Şimdi kakao ağaçları, ekvator çevresinde, Karayip, Güney-Doğu Asya, Samoa Güney Pasifik Adaları ve Afrika’da bulunuyor. Kakao çekirdeklerinin üretimi Mayalara kadar uzanıyor aslında. Daha sonra Orta ve Güney Amerika’daki Aztek uygarlıkları baharatlı içkileri için ormanda bolca kakao ağacı yetiştiriyor.
1828 yılına kadar kakao, aristokrat kesiminin bir nektarı olarak kalıyor. Hollandalı kimyager Coenraad Johannes van Houten kavrulmuş kakao çekirdeklerinden kakao yağını ayırarak toz haline getirdiği kakaoyu keşfediyor ve onu daha kolay ulaşılır bir forma sokuyor. Kek ya da diğer tatlılarda kullanılabilecek kıvama getiriyor. Tabii bu tozun suyla karışmasını kolaylaştırmak için birkaç kimyasal işlem uyguluyor. Bundan sonra çikolatanın modern çağı başlamış oluyor. 1847 yılında Joseph Fry, eritilmiş kakao yağına kakaoyu ekleyerek çikolata barını keşfediyor. 1868 yılında küçük bir şirket olan Cadbury, İngiltere’de çikolata şekerlemesi kutularını pazara sürüyor ve birkaç yıl sonra sütlü çikolata markete giriyor ve Nestle buna öncülük ediyor. Gittikçe güçlenen çikolata dünyanın güçlü bir ekonomik değeri aslında. Bir çoğumuz bunu garipseyebilir ama şuan Amerika’da 4 milyar dolarlık bir endüstri.
İzlediğim dizideki bir replik aklıma geliyor. “Bunun tadı bir günah kadar güzel!”. Yurtdışında sıkça gidip gelen yakınlarım bazen öyle güzel çikolatalar getiriyorlar ki yediğimde aklıma ilk gelen şey bu oluyor. Bazen ne diyet ne de başka bir şey dinliyor. Bir anda midenide giriveriyor umursamaz bir şekilde. Tabii aynada pişkin pişkin gülüyor suratınıza yediğiniz fazla çikolatalar. Ama gene de vazgeçemiyoruz ondan. Bunu fırsat bilen parfüm endüstrisi de parfümlere katıveriyor onun cazibesini. Kokladığımız anda uyarılıyoruz ve iştahımız kabarıveriyor. En belirgin haliyle Angel ile giriyor koku duyumuza. Tabii Angel içinde tamamen farklı bir formla giriyor ve Angel bizi şoka uğratıyor kokusal kimliği ile. Chanel’in Coromandel parfümü Angel’in yakın arkadaşı ama Angel ne kadar net ise Coromandel bir o kadar kolay giyilebilir, sevimli ve cilveli. Peki neden daha seksi olmasın çikolata? Gerard Ghislain bunu fark etmiş olacak ki 1969 yılının seks devrimini çikolatanın karakteriyle yoğuruyor. Kahveyi ekliyor, gülün saten yumuşaklığı ve paçulinin karşı konulmaz gücüne arkadaşlık ediyor. Böylece 1969 Parfum de Revolte doğuyor. Gurme notalarla arası olmayan Francis Kurkdjian tatlı Amyris’ine sütlü çikolata katıyor ve parfümü daha lezzetli ve kalorili bir forma sokuyor. Tabii Tom Ford’un Black Orchid parfümü unutmak ona büyük bir haksızlık olur. Bu kez çikolata tütsüler ve reçineler ile kaplanıyor. Biraz tuber ve floral efekt ile bir diva oluyor adeta.
Çikolata damak tadımızdan, koku duyumuza kadar bize eşlik eden mükemmel bir şey. Onu keşfeden için yattığı yerler nur olsun misali dua ediyorum ve izninizle hemen mideme bir çikolata indiriyorum.
Parfüm Hikayeleri bloğuna genelde sevdiğim ve koklamaktan zevk aldığım parfümleri yazmayı tercih ediyorum. Olabildiğince samimi, abartıdan uzak yazılar yazıyorum ve parfümü tenime sıktığımda ne hissediyorsam onu elimden geldiğince aktarmaya çalışıyorum. Parfüm dünyasına kendimi adamaya karar verdiğimden beri parfümlere olan bakış açım değişti ve bununla birlikte koku zevkim de zamanla değişimler gösterdi. Eskiden parfümlere olan bakış açım daha katıydı. Hayatta kullanmam dediğim parfümleri kullanır, koklamaktan zevk alır oldum. Ya da bir parfüm popüler veya pahalıysa başarılı olduğu düşüncesi içindeydim. Tabii fikirler evrilerek değişti ve parfüm o an içinde bulunduğum modun bir tamamlayıcı oldu. Ayrıca parfüme bir estetik gözüyle bakmaya başladım. Kendi hikayemi yazacağım muhteşem bir yoldu benim için. Mesela Andy Tauer’in parfümleri bunun için mükemmel seçenekler. Her biri oldukça soyut ve farklı hikayeleri sahip. Andy’nin parfümlerini kullanmanız için farklı olmanız lazım. “Ağır kokuları sevmiyorum, karmaşık kokulardan anlamıyorum ve koku sanat mı yahu? Sıkar geçerim” diyorsanız yanına bile yaklaşmayın. Markadan Noontide Petals’e bayılıyorum ve aradığım her şey sanki bu parfümün içinde. Vintage ama bir süre sonra oldukça modern, bir yandan konforlu ama alttan gelen odun ve tütsü notalarıyla oldukça gizemli. Ayrıca bir çiçek cümbüşü adeta. Hatta anladığım kadarıyla her ne kadar belli etmese ve bunu sevmese de Andy’nin tasarımları arasında en sevdiği parfüm Noontide Petals. Incense Extreme ve Une Rose Chyprée parfümlerine de haksızlık yapmayayım. İkisi dünyanın en güzel gül parfümleri arasında benim için.
Konuyu değiştiriyorum ve son zamanların ilgi çekici markaların birinden bahsetmek istiyorum. House of Sillage! Bildiğim kadarıyla dünyanın en pahalı parfümlerine sahip markalardan biri. Tasarım harikası şişeleriyle oldukça göz kamaştırıcı ve ilgi çekici. Kokuları kimi için harika kimi için oldukça sıradan. Bu sıradan yorumları parfümlerin fiyat etiketinden kaynaklandığını düşünüyorum ve ben buna katılmıyorum. Kokusal anlamda oldukça farklı ya da birer sanat işi olmadığını kabul ediyorum ama inanılmaz zevkli ve giyilebilir parfümlere sahip olduğunu düşünüyorum. Yani o parayı gözden çıkarıyor ve leziz bir savurganlık yapmak istiyorsanız aradığınız markalardan biri House of Sillage. Meyve kokularını sevmeyen ben için Cherry Garden isimli oldukça eğlenceli ve başarılı bir meyve kokusuna sahip. Hatta parfümün biraz maskülen bir tarafı da var. Emerald Reign şahane bir oryantal amber parfümü. Serge Lutens’in Ambre Sultan parfümünün modern bir yorumu. Tiara oldukça kremsi ve çağdaş bir yorum. Bazen bileğime sürüp kokluyorum ve bu parfüm beni inanılmaz mutlu ediyor. Benevolence ise markadan favorim. İsli vanilya efekti ve tatlı notalarıyla her kokladığımda bu parfüme sevgim kat ve kat artıyor. Ve markanın en ilgi çekici parfümlerinden biri olan erkek parfümü Dignified. Bazı parfümler vardır hani ilk kokladığınızda aşk yaşarsınız. Dignified ile bunu bir kez daha yaşadım. Şişeyi elime alır almaz tasarımına bayıldım ama sıradan bir kokuyla karşılaşır mıyım acaba sorusunu da bir yandan düşündüm. Ama Dignified beni yanılttı ve bütün kötü düşüncelerim anında yok oldu gitti. Mükemmel dumanlı, safran-vetiver parfümü Dignified. Kış için seçilebilecek parfümler arasında başı çekti bile şimdiden. Eminim onu kokladığınızda birçoğunuz benim hissettiklerimi hissedeceksiniz. Ona sahip olmak için sabırsızlanacaksınız. Dignified şimdiye kadar denediğim en başarılı ve karizmatik erkek parfümlerinden biri. Herhalde Armani, Dior ya da Chanel gibi popüler bir markanın parfümü olsaydı, çoktan bestseller olmuştu.