Nasıl yazacağımı, ne yazacağımı bilmeden yazmak isteği. Sana söylemediğim onca şeyi, tek seferde yazasım geliyor. Nereden başlayacağımı kestiremeden, sevgimi mi, nefretimi mi, hangisi yazacağımı bilmeden. Öyle çok yazasım var ki. Özlemimi.
Aklımın ya da kalbin. Bir şeylerin oyunu sanki. Bu aralar hep adını sayıklar oldum. Daha çok düşünüp daha çok hayalini kuruyorum.
Yazamıyorum. Öylece kalakalıyorum. Keşke karşıma çıksan da, bir bir anlatsam sana.
İlk ellerimi tutuşunu hatırladım. Ellerin öyle soğuktu ki. Bir gün bırakıp gideceğin, ellerini ellerimden bir anda çekişinden belliydi. Defalarca gideceğin, o günkü gitmenden belliydi.
Tanrı'ya ne kadar yalvarırsam yalvarıyım, gerçekleşmeyeceğine artık o kadar çok eminim ki. Bir daha gelmeyeceğin, son sözlerinden belliydi. Anlamam gerekirdi ki, hâlâ anlamıyorum. Koca aptalın tekiyim.
Ne sana olan sevgimi yazabildim, ne nefretimi. Tek yazabildiklerim, bunlar. Kocaman bir boşluk.
Sana anlatacağım o kadar çok var ki. Sen yokken neler yaptığımı, senin için neler hazırladığımı, hediyelerini, mektuplarımı, şarkılarımı. Sana vereceğim o kadar çok şey var ki. Eksik olan sensin. Sadece sensin.
Kalbimin içindeki o koca boşluğu dolduracak tek şey, sen. Sensin!