Köyden yaylaya bi saat çekiyor, yolun yarısında “Çaydanlığı unuttum.” dedi annem... çayı yaylada içmek için çıkmıştık yola.
Babanem yayla evinin yerini buldu, bize gösterdi; geriye kalanlarsa taş yığınlarından ibaret. Biraz hüzün... yok olduğunu bildiğin bi şeyin yüreğindeki varlığını, ağırlığını hissettiğin o hüzün.
Kimseyle karşılaşmayı ummazken selam verdik oradaki tek bi aileye; tanış çıktı babanem belki çok uzaktan... Yeni bi hikaye öğrendim, bi anda. Sonra birden, bakır bi çaydanlığımız oluverdi o selamın hatrına.
Yola niçin çıktığını bilir insan, umduğu şeyi bilir... Belki de sahip olmadığı şeyi de yolun ortasında fark eder. Yine de yola devam edenlerin, vazgeçmeyenlerin her şeye rağmen bi nasibi var.
Bi yolculuk insana o kadar çok şey öğretiyor ki... ama anladım, nasıl bi yolculuk olursa olsun yine nasibindeki şeyi öğreniyorsun. Unuttuğun bi şey, sana başka bi şeyi hatırlatıyor. Attığın adım seni bi yere götürüyor.
Belki de dönseydik geri, hiç tanımazdık bi selam için orada bekleyen o insanları…

















