Gökyüzüne dokunmak gibi.
Muazzam bir ihtimalsin.
Tüm maviliklerin sahibi olmak gibi.
Hani nasıl desem, "mutlu olmak" gibi.
Cahit Zarifoğlu💐
seen from United Kingdom

seen from United Kingdom
seen from United Kingdom

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from Australia
seen from China

seen from Iraq

seen from Türkiye
seen from Japan
seen from Sweden
seen from United States

seen from Azerbaijan
seen from Azerbaijan

seen from United States

seen from United Kingdom
seen from United States
seen from United States

seen from Japan
Gökyüzüne dokunmak gibi.
Muazzam bir ihtimalsin.
Tüm maviliklerin sahibi olmak gibi.
Hani nasıl desem, "mutlu olmak" gibi.
Cahit Zarifoğlu💐
Yer, gök, deniz.
Nasıl anlatsam içimdeki dalgalanmayı bilmiyorum ama benim denizim sendin gittin o deniz kurudu desem tarif etmiş olurum sanki.
Mavi Kadar Sever misin Beni?
dokunmak üzerine;
Kalbim hala sıcak. Rüzgar hala bir parça senden esiyor. Fazla uzaklaşmış olamazsın öyle değil mi? Hem ben kokundan tanırım seni, o bir türlü doyamadığım mis kokundan. Buralarda bir yerlerdesin, artık eminim.
Saatlerce dokundum sana. Dokunmak aslında koklamaktan farksızdır. Sen bir yemek olmadığını düşünüp reddedersin şimdi. Oysa dokunmadığın birinin nerede, ne renk, ne kadar büyük, ne kadar güçlü ve en önemlisi ‘nereye kadar’ olduğunu anlayamazsın ki! Dokunmadan anlatamazsın. Sen ona neresinden dokunacak, neresini serbest bırakıp neresini zincire vuracaksın? Neresini kendine ayırıp neresinden vazgeçeceksin anlatamazsın. Ben de dokundum. Dokunarak düşündüm. Her dokunuşumda düşüncelerimin yönü birkaç derece daha döndü. Her açıdan dokundum. Sinirli de dokundum ama şiddetli değildi. Belki de bir tek sinirle bakmadım sana. Ne bulduğumu ben de bilmiyorum. Bilmemeyi sevmiyorum aslında. Bu duygu aslında biraz korkmak gibi. Bana ne zaman nasıl zarar verir diye düşünüyorsun. O sorudan önce onun içini bilsen elbette ona iyi ve olağanüstü saf duygularından dolayı minnet bile duyarsın. Yapamam, seni anlamıyorum. Senin getirebileceklerinden korkmak zorundayım. Teslim olmaya çalışmak aptalca olur.
Denedim dokunurken. Teslim olur tarafların var mı diye baktım. Benim teslim olabilen taraflarımla dokundum. Yankı yapmadı dokunuşlarım, toktu. Söndü hep. Yapıldığın malzemeden mi bu katmanlar yoksa bu duvarları buraya ördüren savaşlar mı yaşadın bilemedim. Soramadım, soracak gibi dokunmuyordum çünkü. Dokunurken gözlerimi kapattığımda huzurluydum da, nedense gözlerine bakarak dokunamadım hiç. Şimdi fark ettim, senin gözlerini bulamadım ben. Bulduğum zaman köprüler kuracak kadar kalamadım, ya da sen kaçırdın?
İtiraf etmeliyim, eğer yazmasaydım sana bunların gerçekliğinden asla bahsedemezdim. Yazarken fark ettiğim kurulmayan köprülerdi istediğim açıklama. Şimdi eksik sorulara dokunmak için bir sonraki seferi beklemek zorundayım.
Sabahın erken saatleri hava aydınlanıyor ve denize maviliklere doğru yürüyorsun. Karanlık sokaklardan çıkıp aydınlığa varıyorsun. 1 saat 1 dakika gibi oluyor. Bir yanında mavilikler uzanırken bir yanında karanlıklar uzanıyor. Sen karanlıktan bir nefesle aydınlığı izliyorsun. Yavaş yavaş insanların maskelerinin düşüşünü görüyorsun. Ve gittikçe ayak uyduramıyorsun zamana ve ben gittikçe ayak uyduramıyorum zamana. Ve her şey bir sarmala dolanıyor sanki. Açmaya çalışıyorsun. Açmaya çalışıyorsun. Sonsuz bir gerçeklik sanki yoksa hayal mi? Gerçek olan biri var ama yoksa o mu hayal. Yavaş yavaş çözülüyor gizemler hayaller ve gerçekler ayrılıyor. Gerçeğin sıradanlığına dönüyorsun ve mutsuzluk seni eski bir dost gibi kucaklıyor. Ve aklında maskelerin yırtık izleri kalıyor...