Yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem
Ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı

@theartofmadeline
h
The Bowery Presents
taylor price
Game of Thrones Daily
KIROKAZE
trying on a metaphor
will byers stan first human second

shark vs the universe
noise dept.
Cosimo Galluzzi
Aqua Utopia|海の底で記憶を紡ぐ
No title available
Not today Justin

bliss lane
Noah Kahan
Lint Roller? I Barely Know Her
d e v o n
No title available
The Stonewall Inn
seen from Malaysia

seen from Singapore
seen from United States

seen from United Kingdom

seen from United States

seen from Philippines
seen from United States
seen from Malaysia

seen from Italy
seen from United States

seen from Singapore
seen from Netherlands

seen from Singapore

seen from United States

seen from Germany

seen from Singapore
seen from Canada
seen from Singapore

seen from United Kingdom
seen from Malaysia
@huydurbendemavi
Yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem
Ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı
"Öyle bir ölsem, Öyle bir ölsem ki; çocuklar, Size hiç ölüm kalmasa."
Oydu bir bakışta tanıdım onu Kuşlar bakımından uçarı Çocuk tutumuyla beklenmedik Uzatmış ay aydınlık karanlığıma Nerden uzatmışsa tenha boynunu Dünyanın en güzel kadını oydu Saçlarını tarasa baştan başa rumeli Otursa ama hiç oturmaz ki Kan kadını rüzgardı atların Hep andım ne yaşanır...
#Midlake
#edipcansever
#kazımkoyuncu
Öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna
Bir karga bir kediyi öldüresiye bir oyuna davet ediyordu. Hep böyle mi bu? Bir şeyden kaçıyorum bir şeyden, kendimi bulamıyorum dönüp gelip kendime yerleşemiyorum, kendimi bir yer edinemiyorum, kendime bir yer.'.. Kafatasımın içini, bir küçük huzur adına aynalarla kaplattım, ölü ben'im kendini izlesin her yandan, o tuhaf sır içinden! Paniğini kukla yapmış hasta bir çocuğum ben. Oyuncağı panik olan sayın yalnızlık kendi kendine nasıl da eğlenir.Niye izin vermiyorsun yoluna kuş konmasına niye izin vermiyorum yoluma kuş konmasına niye kimseler izin vermez yollarıma kuş konmasına? "Öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna" bir çocuk demiş.
dokunmak üzerine;
Kalbim hala sıcak. Rüzgar hala bir parça senden esiyor. Fazla uzaklaşmış olamazsın öyle değil mi? Hem ben kokundan tanırım seni, o bir türlü doyamadığım mis kokundan. Buralarda bir yerlerdesin, artık eminim.
Saatlerce dokundum sana. Dokunmak aslında koklamaktan farksızdır. Sen bir yemek olmadığını düşünüp reddedersin şimdi. Oysa dokunmadığın birinin nerede, ne renk, ne kadar büyük, ne kadar güçlü ve en önemlisi ‘nereye kadar’ olduğunu anlayamazsın ki! Dokunmadan anlatamazsın. Sen ona neresinden dokunacak, neresini serbest bırakıp neresini zincire vuracaksın? Neresini kendine ayırıp neresinden vazgeçeceksin anlatamazsın. Ben de dokundum. Dokunarak düşündüm. Her dokunuşumda düşüncelerimin yönü birkaç derece daha döndü. Her açıdan dokundum. Sinirli de dokundum ama şiddetli değildi. Belki de bir tek sinirle bakmadım sana. Ne bulduğumu ben de bilmiyorum. Bilmemeyi sevmiyorum aslında. Bu duygu aslında biraz korkmak gibi. Bana ne zaman nasıl zarar verir diye düşünüyorsun. O sorudan önce onun içini bilsen elbette ona iyi ve olağanüstü saf duygularından dolayı minnet bile duyarsın. Yapamam, seni anlamıyorum. Senin getirebileceklerinden korkmak zorundayım. Teslim olmaya çalışmak aptalca olur.
Denedim dokunurken. Teslim olur tarafların var mı diye baktım. Benim teslim olabilen taraflarımla dokundum. Yankı yapmadı dokunuşlarım, toktu. Söndü hep. Yapıldığın malzemeden mi bu katmanlar yoksa bu duvarları buraya ördüren savaşlar mı yaşadın bilemedim. Soramadım, soracak gibi dokunmuyordum çünkü. Dokunurken gözlerimi kapattığımda huzurluydum da, nedense gözlerine bakarak dokunamadım hiç. Şimdi fark ettim, senin gözlerini bulamadım ben. Bulduğum zaman köprüler kuracak kadar kalamadım, ya da sen kaçırdın?
İtiraf etmeliyim, eğer yazmasaydım sana bunların gerçekliğinden asla bahsedemezdim. Yazarken fark ettiğim kurulmayan köprülerdi istediğim açıklama. Şimdi eksik sorulara dokunmak için bir sonraki seferi beklemek zorundayım.