Bakmayın şimdiki halime, bir ara sürekli pavyona giderdim. Bilhassa ay başlarında. Ne günlerdi, masaya dansözü çıkartırdık, memelerine donuna paramızı sıkıştırırdık. Hey beee!
Doğrusunu söylemeliyim ki, ben daha çok memesine sıkıştırırdım parayı. Zira parayı sıkıştırırken memesine de bakarım. Dayanamıyordum meme gördüğüm vakit. Hiç unutmam bir keresinde, cebimden 20 liralıkları çıkarmışım masadaki koca memeli dansözün memesinin arasına sıkıştırmaya çalışıyorum, kafam da içtiğimiz rakılar vesilesiyle fırıldak gibi dönüyor. Hatun merdaneli makina gibi, kalçayı sağa sola çakkıdı çakkıdı sallıyordu. Kafama kafama yediğim kalça darbeleri hepten sersemletmiş tabi, tam parayı araya sıkıştıracağım, dengemi kaybetmemle hatunun bistüyerine asılmam bir oldu. Arkadaki kopçanın atmasıyla ben masaya kapaklandı. Ağırlığımdan evvela öne, kopçanın iflas edip hatunun ağırlıktan kurtulmasıyla da geriye doğru hareket eden dansöz, bütün dengesini kaybedince masadan aşağıya uçtu tabi.
Ben kendimi zar zor toplamışım hatunun yanına gidip, aman bacım bir şey var mı diye sormaya gideceğim. Bir baktım bütün pavyon kendinden geçmiş, oradan oraya ceng eder gibi çıldırmışçasına koşturuyor. Ne yalan söyleyeyim ürktüm, akabinde dedim sıçıtk dayağı yiyeceğiz... Meğer hengame sırasında ortalığa savrulan 20'liklerin derdine düşmüş millet. Ee ne de olsa memur maaşı bile 250 lira o zaman. Patlayan bistüyerden ortalığa saçılanlar, elimden fırlayanlar ve dahası, artık ne arada çantamdakiler de ortalığa saçıldı bilemiyorum; koca bir devlet dairesinin çalışanlarının maaşını ben oracıkta yağmaya kurban verdim sizin anlayacağınız. Efendim bendeniz mutemetlik yapardım devlet dairesinde.
Tabi hovardalığa çıktığımız arkadaşlarımla biz de saçılanları toparlama derdine düştük. Zaten bittiğine kesin gözüyle baktığımız hayatımız ve memurluk hayatımız dolayısıyla ne koparsak kârdır diye saçılan paraları derdest etmeye çabalıyoruz. Beri taraftan da çalgıcılar müziği karmaşanın ritmine uydurmuş, gırnatacı peşrevi dayamış, kanuncu enstrümanın kitabını yazarcasına virtüozluklar sergilerken, kemancı da bir yandan coşkuyla macun atarken, bir taraftan saçılanları indragandiyle meşguldü. Birden, evvela boynumda, akabinde bütün sırtımda bir ağırlık hissettim. Arkadaşlara "oğlum toplayın" talimatını verip arkamdaki ağırlıktan kurtulmak için manevra yapmamla, pavyonun fedaisi Kadri'nin yumruğu burnumun ortasında patladı...
Sonrası ise büyük rezalettir. Bendeniz ve saz heyetim, memuriyetten atıldık takdir edersiniz ki. Dedim ya; koca bir devlet dairesinin maaşıyla yapıyordum bu hovardalığı. Daha evvelinde anlaşılmıyordu; zira herkesten 10'ar 20'şer kırpıp, "kesinti var efendim," diyordum; kimse de çıt çıkarmıyordu, ne de olsa memurin! Ancak bu defasında, kayıp çok olup, burnum patlak, yüzüm gözüm mos mor ortalıkta dolanınca durumu izah etmek zorunda kaldık. Tam aklımıza soygun gelmişti ki, ertesi günkü gazetelerde "Büyük Pavyon Yağması" haberi ve yine aynı haberin içinde benim dansözle bu kadar yakın fotoğrafım yayınlanınca her şey ortaya çıktı tabi. Ne yapalım, mutemet adama da ona göre aylık vermek gerek değil mi a? İnsanın hovardalyık yapası geliyor.
Şimdi memur değilim; ama şükürler olsun bir işim var. Olaydan sonra pavyon çevresinde methimiz arşa yükseldi, kalıp olarak fedai olamayacağım için, evvela temizliğe yaşlandıkça da daha basit yerlere kaydırdı sağolsun Feyzullah Bey. En son açtığı pavyona tuvalet görevlisi yaptı beni. Şükür paramızı kazanıyoruz. Ayrıca, memurluktan da pis değil ne yalan söyleyeyim. Öyle müdür yalakalığı, esnafa mahcubiyet yok. Sanki pavyonun sahibi benmişim gibi herkes Rüknettin Bey diye sesleniyor artık. Eski Rüko'luktan eser yok anlayacağınız. Herne kadar kusanı, sıçanı olsa da, Kadri kadar iri çocuklarımız var bizim de. Seyfo var meselâ gerekeni yapıyor, hem maaşımı hem bahşişimi alıyorum. Kolonyamı özel müşterilere ayrı açar, onlara sevdikleri gibi lavanta kolonyası tutarım. Kolonya önemlidir sizin anlayacağınız.
Haa bir tane de yeni yetme dansözümüz var. Artık yaşlı bir ihtiyar olmamdan mı, ön dişlerimin olmamasından mı bilmem sanırım bana acıyor. Yahut, kırık burnumun yamukluğu onun hoşuna gidiyor bilemeyeceğim. Akşamları dükkanı kapattığımızda yanıma gelip benimle sohbet ediyor sağolsun. Bazen ben de dayanamayıp bir kerelik oynamasını istiyorum, kırmıyor beni zilli. Biz de köftehorun gönlünü almak için memesinin arasına olmasa da, hırkasının cebine üç kuruş koyuyoruz. Ne yaparsın, artık bizim kimimiz kimsemiz kalmadı ama, o fukaranın bakacak anası var.