Nietzsche’nin “Tanrı öldü” sözünü duyduğumda, sanki evrenin temel taşlarının bir bir yerinden çıkıp dağılmaya başlamış gibi hissediyorum. O cümle, bir insanın, inançların ve ideallerin zirveye tırmanan, sonra birdenbire yere çakılan düşüşünün çığlığı gibi. Tanrı, bir zamanlar insanların iç dünyalarında, hayatlarında anlam arayışlarını şekillendiren, onları yönlendiren yüce bir figürdü. Ama o gün, Nietzsche’nin o karanlık fısıltısıyla, o figür sonsuza dek sönüp gitti. Şimdi geriye sadece boşluk kaldı; bir eksiklik, bir yıkım. “Tanrı öldü.” Tanrı’yla birlikte eski dünyanın düzeni, eski güvenlik duygusu da yok oldu. Şimdi, ne eski bildik değerler, ne de bir rehber var. Geriye sadece insanın kendisi ve onun çaresiz ama aynı zamanda özgür arayışı kaldı. Tanrı öldü, fakat belki de ilk kez insan kendi gerçeğiyle yüzleşiyor.
Edebî anlamda bir arayışın, bir değişimin, belki de bir yıkımın ifadesi bu.













